ANAYASA MAHKEMESİ BİNLERCE YÖNETİCİYİ SEVİNDİRECEK Mİ?

Kamuoyuna dershane kapatan kanun olarak lanse edilen kanun, dershaneleri kapatmanın ötesinde yüz binlerce eğitim yöneticisinin bir günde görevden alınmasına sebep olmuştur.

ANAYASA MAHKEMESİ BİNLERCE YÖNETİCİYİ SEVİNDİRECEK Mİ?



Kamuoyuna dershane kapatan kanun olarak lanse edilen kanun, dershaneleri kapatmanın ötesinde yüz binlerce eğitim yöneticisinin bir günde görevden alınmasına sebep olmuştur. Daha önceki yazılarımızın birinde bu görevden alma kanunu için bakın ne demişiz “Görünen odur ki öğretmenlerimiz memuriyetlerden alınarak yerel yönetimlere devredilecek, iş güvenceleri kalmayacaktır. Daha sonra gelebilecek iktidarlarda aynı kadrolaşmayı yapmaya çalışacaktır. Çünkü önlerinde bir örnek olarak yöneticilerin kanunla görevden alınması/alınabilmesi durmaktadır. Kısaca Türkiye tarihinde ilk defa yaşanan bu durum süreklilik arz edebilecektir. Eğitimcilerimiz çok tedirgindir ve tedirgin olmakta da haklılardır. Bugünler geçer ama tarih bugünleri unutmaz… “ gerçekten tarih bugünleri unutmayacaktır. Görevden almalar zulme dönüşmüş, vefat eden eğitim yöneticilerimiz bile olmuştur. Son olarak şunu belirtelim Anayasa Mahkemesi ne karar verirse versin herkes suhulet içinde davranmalıdır. Mazlumlara yakışan da budur…

Görevden almayla ve dershaneleri kapatmayla ilgili düzenlemeler bizim görüşümüze göre iptal edilecektir. Yazımızda dershane kapatma düzenlemesi sadece bir maddeyle geçiştirilerek yazımızın asıl amacı olan eğitim yöneticilerimizin görevden alınmasına sebep olan maddeler incelenecektir. Kanun yürürlüğe girdikten sonraki olaylar incelendiğinde kanunun çıkarılış amacıyla yaşananların birbiriyle tam olarak örtüştüğü görülmektedir. Bu kanunla; hak, hukuk, kariyer, liyakat, başarı kriterleri tamamen göz ardı edilmiş; benim adamım, dayısı var, torpil, mülakat, iltimas, hemşerim, valinin akrabası, bizden değil ama milli eğitim müdürünün köylüsüymüş, belediye başkanıyla amcasının arası çok iyiymiş, kaymakamın bacanağıymış vb. gibi ucube ölçütler geliştirilmiştir. Makamlara göz diken torpilliler, göz diktikleri makamlardaki insanların mağduriyetine bakmadan bu kişilerin emeklerine, rızıklarına acımadan çoğu zaman harami zihniyetiyle bu kadroları paylaşmışlar ve buralara görevlendirilmişlerdir. Bu durum her kesimin olduğu gibi Anayasa Mahkemesinin sayın üyelerinin de gözünden kanımızca kaçmamıştır. Başarılı insanlar elenerek yerlerine torpilliler getirilmiş bu torpillilerde eğitim sistemimizde çok büyük yaralar açmıştır. Bu yaraların sarılması zaman alacaktır. Sözümüzü çok uzatmadan…

 İlgili kanun maddesinin neden iptal edileceğine gelirsek (bu görüşlerin tamamı özneldir ve bir bağlayıcılığı yoktur):

1)Dershaneleri kapatan madde Anayasanın “Teşebbüs Hürriyeti” ile ilgili maddelerine açıkça aykırıdır. AİHM(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) ve Anayasa Mahkemesi evrensel hukuk normlarına göre “bir özgürlüğe getirilen sınırlama demokratik bir toplum için olmazsa olmaz olmalıdır” demektedir. Yani dershaneleri kapatmak demokrasinin gereği değildir, toplumsal bir zararı, suçu önlemesi de düşünülemez.

Gelelim asıl konumuz olan eğitim yöneticilerimizin görevden alınmasına. Öncelikle bazı kesimlerce maksatlı olduğunu düşündüğümüz bir söylentiye cevap vermekte fayda vardır. 657 sayılı DMK’da Eğitim yöneticiliği ikinci görevdir o yüzden bu kanun iptal olmaz. Tabi bunu söylerken 657 sayılı DMK’nın 17. ve 18. Maddelerini de belirtmemektedirler. Bilindiği gibi Anayasa Mahkemesi kararlarını Anayasa ve evrensel hukuk açısından değerlendirmektedir. Yani mahkeme yapacağı incelemeyi Anayasaya göre yapacaktır. 657 sayılı DMK’ya göre değil. Kaldı ki, eğitim yöneticiliği bir başhekimlik görevi gibi değildir. Eğitim yöneticileri sınav kazanarak görevde yükselme unvanıyla bulundukları kadrolara atanmaktadırlar. İkinci görev olan hiçbir makama bu şekilde görevlendirme yapılmamaktadır.

2)Anayasanın 90. maddesi milletlerarası antlaşmalara vurgu yapmaktadır. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kararlarında usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalarla kanunun çatışması durumunda uluslararası sözleşmelerin üstün olduklarını vurgulamaktadır. AİHS’nin 13. maddesinde Etkili Başvuru Hakkından bahsedilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de AİHS’ye taraf ülkelerden birisidir. Kanunla görevden alınan memurların etkili başvuru hakkının ve hak arama hürriyetinin engellediğine dair gerek Anayasa Mahkemesinin gerekse AİHM’nin örnek kararları bulunmaktadır. AİHM, 2007 tarihli Karaçay / Türkiye kararında, uyarma cezasına karşı idari yargı yolunun kapalı olmasını, 2005 tarihli Bulga / Türkiye ve 2007 tarihli Sosyal/Türkiye kararında Olağanüstü Hal Bölge Valisi’nin memur kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olmasını, 2008 tarihli Kayasu / Türkiye kararında HSYK kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olmasını AİHS’nin 13. Maddesinin ihlali kabul etmiş ve Türkiye Cumhuriyetini tazminata mahkûm etmiştir.

3)Anayasanın 2. Maddesinde de yer alan “Hukuk Devleti” ilkesinin bir gereği olarak devlet, vatandaşlarıyla olan ilişkilerinde hukuki güvenlik ilkesine bağlı hareket etmek ve bu ilkeye uygun yasal düzenleme yapmak zorundadır. Söz konusu bu ilke, yasa koyucunun da üstünde bir Anayasa kuralıdır. İlgili kanun maddeleri Anayasanın başlangıcında yer alan “HUKUK DEVLETİ” ilkesine açıkça aykırıdır. Ayrıca Anayasanın 36. maddenin ilk fıkrasında: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir.

4)Anayasa Mahkemesi 27.03.2014 tarih ve 2013/158 E., 2014/68 K. sayılı kararında, “Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.” diyerek Hukuk Devleti İlkesine aykırı olan yasa düzenlemelerini iptal etmiştir.

5)Anayasa Mahkemesi, 28.02.2013 tarih ve 2012/116 E., 2013/32 K. sayılı kararında, “Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan, kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde olmalıdır. Dolayısıyla, uygulanması öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarının yeterli derecede öngörülebilir olması gereklidir.” gerekçesi ile iptale konu yasanın Anayasaya aykırı olduğunu belirterek iptal etmiştir.

6)Anayasa Mahkemesi 28.04.2011 tarih ve 2009/39 E., 2011/68 K. sayılı kararında aynen “(…)Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ve temel hak güvencelerinde korunan ortak değerdir.(…)” gerekçesi ile iptale konu yasanın Anayasaya aykırı olduğunu belirterek iptal etmiştir.

 7)Anayasa Mahkemesi (İtiraz Yoluna Başvuran Ankara 7. İdare Mahkemesinin başvurusunu incelemiş ve karar vermiştir) 06.04.2006 tarih ve 2003/112 E. 2006/49 K. sayılı kararında iptale konu yasa metni ile benzer bir amaca hizmet eden başka bir yasa hükmünü aşağıdaki gerekçe ile iptal etmiştir. “(…)Anayasa'nın 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir" denilmektedir.

Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmekle kendini yükümlü sayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu Anayasa'nın ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir. Kişilere hukuk güvenliğinin sağlanması da hukuk devletinin ön koşullarındandır.(…)” , “(…)Hukuk devletinde yasaların ilke olarak genel, soyut ve nesnel olmaları gerektiğinden bir statüye atanmış olan kişilerin bu hukuki statüde bir değişiklik olmaksızın hukuk güvenliklerini ihlal edecek biçimde yasama tasarrufunda bulunulması Anayasa'ya aykırılık oluşturur. Bu nedenle genel, soyut ve nesnel olma özellikleri taşımayan itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

 Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında da, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilmektedir.

 Başkan dışındaki Kurul üyelerinin görevlerine yasa ile son verilmesi, bu üyelerin yasama tasarrufuna karşı dava açma hakları bulunmadığından hak arama özgürlüklerini ortadan kaldırmak suretiyle yargı denetimini engellemektedir.

 Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.(…)” diyerek Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 6.4.2006 gününde OYBİRLİĞİYLE karar vermiştir.

8)  Anayasa Mahkemesi 17.01.2013 tarih ve 2011/143 E., 2013/18 K. sayılı kararında “Kamu görevlilerinin meşru beklentilerinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesi gereğince korunması gerekmektedir” gerekçesi ile başka bir yasa hükmü iptal edilmiştir. 

Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirttiğimiz kararları özetle; a) Kanunlar genel, soyut ve nesnel olmalıdır. b) Belli bir statüye atanmış kişilerin o statüleri devam ettiği sürece, görevine son verilmesi hukuk devleti ilkesine aykırıdır. c) Göreve yasa ile değil ancak idari işlemle son verilebilir. d) Kişinin hakkını arayabilmesi için yasayla göreve son verilse bile bu idari işlem niteliğindedir.” anlamlarına gelmektedir.

Unutmayınız ki " Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."  Sonuç olarak çok az bir süre kaldı bekleyip görelim. Saygılarımızla...

Not: Dün olduğu gibi bugünde gücümüz yettiğince ve yazdığımız sürece haksızlığa uğrayanların yanında olmaya çalışacağız.

Manas Kağan

 

memursesi.com

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.