AYM ve dershaneler

7 Haziran’dan sonra hukuk işlemeye başladı. Anayasa Mahkemesi’nin dershane kararını da bu bağlamda değerlendirebiliriz. Anayasa Mahkemesi, dershanelerin kapatılmasını Anayasa’nın 13, 42 ve 48’inci maddelerine aykırı buldu.

AYM ve dershaneler



    13’üncü maddeye göre: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın özüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

     42’nci madde, eğitim ve öğretim hakkının özgürce kullanımını, 48’inci madde ise çalışma ve teşebbüs hürriyetini düzenliyor.

     Dershanelerin kapatılmasında hiçbir kamu yararı bulunmadığı gibi aksine kamunun zararı vardı. Kaliteli lise ve üniversitelere giriş için yarış devam ederken, dershanelerin kaldırılması, sadece çocuklarına özel ders aldırabilecek zengin ailelerin ekmeğine yağ sürecekti ya da vergisini vermeyen merdiven altı dershaneler türeyecekti. Kaldı ki, dershane, özel sektörün bir girişimi. Buna müdahale ederseniz, yarın öbür gün, özel sektöre ait her faaliyete el koyabilirsiniz.

     Sulh Ceza Hâkimlikleri’ni Anayasa’ya uygun gören Yüksek Mahkeme kararından sonra, doğrusu dershaneler konusunda da pek umutlu değildim. Ama çok şükür 7 Haziran sonrası, onlara da vahiy indi; doğru yolu görebildiler.
 
Adalet ağı ve sinekler
  
     Önemli davalardan Selam Tevhid dosyası gene gündemde. Kısa bir hatırlatma yapalım… Bu dosyayla ilgili müthiş bir algı operasyonu gerçekleştirilmişti. Mesela Star Gazetesi “7 bin kişi dinlendi” demek suretiyle, dikkatleri başka istikamete çekmişti.
Bilahare İstanbul Başsavcısı Hadi Salihoğlu 2234 rakamını verdi. Sonra indire indire herkes 251 kişinin, hâkim kararıyla dinlendiği konusunda mutabakata vardı. Şimdi, Selam Tevhid soruşturmasında dinleme kararı veren 63 hâkim-savcıdan 54’ü hakkında HSYK soruşturma açıyor. 9 kişiyi ise ayırdı. Hangi kritere göre belli değil.

      Çok tuhaf bir durumla karşı karşıyayız. Selam Tevhid, içimize sızan İran casuslarıyla ilgiliydi. Ciddi iddialar mevcuttu. Casus şüphesiyle karşı karşıya olanları bir kenara bıraktık; bunların arasında yabancılar vardı; çoğu yurtdışına kaçtı. “Neden dinleme kararı verdin” diye hâkimleri sorguluyoruz. Zaten bu dosyayı takip eden polisler cezaevinde.

     HSYK üyesi Mahmut Şen, gizli kalması gereken suçlamaların süratle basına servis edilmesini peş peşe attığı tweetlerle eleştiriyor: “HSYK mevzuatına göre, disiplin süreçleri ve raporlar gizlidir. Buna karşın, gündemde neyin, hangi gün görüşüleceğini bile üyeler basından sonra öğreniyor. Ayrıca suçlamalar medyada yer alıyor. Üstelik soruşturma raporlarına dayandığı ileri sürülen isnatların pek çoğu, rapor içeriğiyle birebir örtüşmüyor. Böyle bir hukuki ortamda, kamuoyu algısı ile dosya içeriği farklılaşıyor. İster istemez HSYK üyeleri üzerinde bir baskı oluşuyor. HSYK müfettişi, Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Genel Sekreterlik’ten başka bir yerde olmayan soruşturma bilgilerinin en ince ayrıntısına kadar gazetelere yansıması, buna mukabil suçlanan yargı mensuplarına isnatlarla ilgili savunma hakkı tanınmaması, süreci gölgeliyor.”

      Mahmut Şen, aynı zamanda ayırımcılığa da karşı çıkıyor. Selam Tevhid dosyasında teknik takip kararı alan 54 kişi hakkında soruşturma izni verilirken, 9 kişiye dokunulmamasının sebebini anlamadığını belirtiyor. Diyor ki: “Bir yargı mensubu için suç olduğu belirtilen fiilin, başka yargı mensubu tarafından işlenmesi halinde soruşturulmamasının hiçbir mazereti yoktur. HSYK ve müfettişin, fiilin suç olduğunu düşündüğü noktada, herkese aynı muameleyi yapması yasanın bir gereğidir. İletişimin tespiti hakkında aynı kararlara imza atan 54 hâkim için görevden uzaklaştırma ve meslekten ihraç talep edilirken, 9’u hakkında işlem yapılmaması, HSYK’nın tarafsızlığına ve objektifliğine zarar vermektedir.”

Ve Mahmut Şen, Sokrates’in adalet hakkındaki sözleriyle bağlıyor tespitlerini: “Adalet, büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı olmamalıdır.”

Oysa Türkiye’de tam da böyle bir vaziyet var. Rıza Sarraf, teknesinde keyif sürerken, onun izini süren polisler cezaevinde.
 
Zeytinyağı gibi üste çıkanlar… 
 
      Alman Focus dergisi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın üst düzey görevlilerle yaptığı ve Süleyman Şah Türbesi bombalanarak Suriye ile savaş çıkarma planlarının konuşulduğu iddia edilen görüşmeyi Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) dinlediğini öne sürdü. Oysa o tarihte havuz medyasında ne haberler çıkmıştı:

* Sabah: “Vatana ihanet… Kaset örgütünden hem casusluk hem hainlik… Paralel yapı, Dışişleri Bakanlığı’nın kozmik odasındaki çok kritik Suriye toplantısını dinledi ve sosyal medyada yayımladı.”

* Star: “En adi ihanet… Paralel casusluk… Türkiye dün tarihinin en alçakça saldırısına maruz kaldı. Paralel örgütün ihaneti, ülke güvenliğine saldırı düzeyine ulaştı. Casuslar, devletin en mahrem güvenlik toplantısını kaydetti ve internette yayınlayarak, Türkiye düşmanlarının hizmetine sundu.”

                                               ***

Cemaat’e yakın gazetelerin Focus dergisinde çıkan bu haber sonrasında, “İşte gördünüz mü? Yanıldınız” demesi bile, o dönem sessiz kalanları, bir anlamda havuz medyasıyla işbirliği yapanları savunmaya sevk etti. Fehmi Koru, bu gazetecilerden biri…

Diyor ki: “Temel sorum şu: Dinleme tapeleri onlarla veya ilintili polislerle irtibatlı değilse, yabancı istihbarat örgütlerinin eseriyse, neden gazete ve televizyonları her tapeye heyecanla sahip çıktı? Grup asabiyetiyle değilse, bu sahiplenme hangi saikleydi? Gazeteleri ve televizyonları gözü kapalı sahiplendi diye, bir dönemin bütün pisliği onların sırtında kaldı. Onlar yaptı biliyor insanlar ve iğreniyorlar.”
Cadı avı ve McCarthyizm böyle bir şey. Ama bu iklim dağıldığında, asıl iğrenilen kişiler, suçsuz insanlara “çete” yaftası yapıştıranlar ve hukuk devletinin askıya alındığı bu kampanya sırasında suskun kalanlar olacak.

Fehmi Koru “Neden sahiplendiler” diye soruyor. Açıklayayım: İlk günden itibaren Fehmi Koru’nun da içinde yer aldığı havuz medyası, “Bütün bu dinlemeleri yapan Cemaat” dedi. Suçu takip eden polisleri, savcıları Cemaat’e mal etti. Oysa ortada yasa dışı bir dinleme de yoktu. 17 ve 25 Aralık hırsızlık dosyaları, hâkim kararıyla ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’ndan geçerek oluşturulmuştu. (İnternete düşen yasa dışı dinlemeleri ise kimse sahiplenmedi. Aksine, cezaevine konulan başta Mali Şube eski Müdürü Yakub Saygılı ve Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç olmak üzere herkes yasal dinleme yaptığını söyledi.) Keza Selam Tevhid dosyası da öyle. (Star, dolaylı dinlemeleri de hesaba katarak, 7 bin kişinin dinlendiğini ileri sürdü ama o yayın bir kara propagandadan ibaretti. Gerçek, Başsavcı Hadi Salihoğlu’nun açıklamalarıyla ortaya çıktı.) Silah yüklü MİT TIR’larını ihbar üzerine yakalayan ve görevini ifa eden savcı ile güvenlik güçleri de “Fethullahçı Terör Örgütü” mensubu diye suçlandı. Her vicdanlı insan, o hâkimleri, savcıları ve polisleri savunur. Nitekim ben de savundum. Tayyip Erdoğan ve şürekâsı, somut ilişkileri tespit ederek, devlette yasa dışı bir yapılanmayı ortaya çıkarmaya çalışmadı ki! Yolsuzluk, casusluk ve silah yüklü MİT TIR’ları operasyonunu örtbas etmek maksadıyla, hükümete darbe yapan paralel bir çete masalını uydurdu.

“Hırsızlık var” demek ne zamandan beri suç oldu ya da yasaya aykırı olan silah sevkiyatına müdahale etmek? Peki Cemaat’e yakın gazeteler, Tahşiye bahanesiyle Hidayet Karaca’nın tutuklanmasına karşı sessiz mi kalmalıydılar? Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı’nın gözaltına alınması, havuz medyası gibi görmezden mi gelinseydi? Yoksa “İnlerine girildi” manşetini mi atsalardı? Merak ediyorum Fehmi Koru, o manşete karşı nasıl bir tepki gösterdi? Kimse zeytinyağı gibi üste çıkmasın.

Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları.
Bugünkü üstünlüğüne güvenme, kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir.

Bence acınacak, hatta iğrenilecek durumda olan insanlar, suyun akışına kendisini bırakanlardır.

“Adaletsizlik karşısında tarafsız kalıyorsanız, zalimin tarafını seçmişsiniz demektir.”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.