Başörtülü Kadınlara Seçilme Hakkı 80 Yıl Sonra Verildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan´ın eşi Emine Erdoğan, Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, YÖK Başkanı Yekta Saraç, Düzce Valisi Ali Fidan ile Düzce Üniversitesi Rektörü Funda Sivrikaya Şerifoğlu´nun katıldığı ve Düzce Üniversitesi tarafından düzenlenen “Yükseköğretimde Kadın Liderliği: Bugün ve Gelecek” konulu panelde konuştu.

Başörtülü Kadınlara Seçilme Hakkı 80 Yıl Sonra Verildi



 Cumhurbaşkanı eşi Emine Erdoğan, sayısal eşitlik zorlamasının kadının yükünü hafifletmediği için sorunu çözmediğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Çünkü zihinlerde, aşılması güç büyük bariyerler var. Kadın hakkındaki kültürel ve toplumsal algıları değiştirmeden, aile içinde kadının yükünü hafifletmeden bu sorunu çözmemiz mümkün görülmüyor. Çocuk sorumluluğunun tamamen anneye ihale edildiği, aile ilişkilerinin yürütücülüğünün bütünüyle kadına yüklendiği bir ortamda, kadınlar haliyle belli bir noktaya getirdikleri kariyerlerinde ilerleyemiyorlar. Kuşkusuz bu sorunun üzerinde düşünüp tartışılması gereken pek çok sebep var. Her şeyden önce bilimsel anlamdaki bu sıkıntılar, kadınlarımızın genel çalışma hayatına katılımını engelleyen hususların bir parçası."

 

Siyasette ve iş dünyasında kadının temsil ve liderlik oranının da bu durumdan bağımsız olmadığını aktaran Cumhurbaşkanı eşi Emine Erdoğan, "Çünkü hepsi toplumdaki genel cinsiyet algılarıyla şekilleniyor. Siyasette kadınlarımızın temsil oranı yakın zamanlara kadar oldukça düşüktü. Hepimizin bildiği gibi, Türkiye´de kadının siyasete katılımı pek çok Avrupa ülkesinden çok önce, 1930´lu yıllarda oldu. 1934´te kadınlarımız milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı fakat bu hak bir boyutu ile hep eksik kaldı. Toplumun neredeyse yüzde 60´nı oluşturan başörtülü kadınlarımız için seçilme hakkı ancak 2014 yılında, yani 80 yıl sonra verildi. Benzer şekilde yüz yıllık bir gelenek içerisinde başörtülü kadınların üniversitedeki varlığı ancak son birkaç yıl içerisinde tümüyle sorun olmaktan çıktı. Bütün bu yasaklar kadınlarımızın toplumsal hayatta var olma motivasyonunu düşürdüğü gibi pek çok kadını da eğitimden mahrum bırakmıştır. Neyse ki son 12 yılda bu ve benzeri hak ihlalleri ortadan kaldırılarak, daha katılımcı ve özgür bir üniversite inşaa edildi. Kadınlarımız pek çok alanda düne göre çok daha iyi bir konumdalar. Ötekileştirilen kesimler topluma kazandırıldı. Kadınların siyasete katılımı teşvik edildi" diye konuştu. 

Düzce Üniversitesi´nin "Yüksek Öğretimde Kadın Liderliği" konusunu 2012 yılından bu yana ele almış olmasını, bu konuda çalıştay ve paneller yapmasını önemsediğini dile getiren Erdoğan, bu gayretleri dolayısıyla rektör Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu ve emeği geçenleri tebrik etti.

"İlim yolunda yürümek, bilimin ışığı ile aydınlanmak, bilgi ile kuşanmak dünyanın en büyük zenginliğidir" diyen Erdoğan, "Hiçbir şey ilim sahibi olmaktan daha büyük değer değildir bu dünyada. Mal, mülk, makam, mevki gelip geçer fakat ilim ve irfan hayat boyu insanın yolunu aydınlatır. Sizler de ilim yolunun yolcuları olarak dünyamızı aydınlatıyor, nesillerimizin geleceğini inşaa ediyorsunuz. Gelecek kuşaklar adına tüm ilim insanlarına minnettarız" ifadesini kullandı.

Türkiye´de kadının üniversitede yüz yıllık bir geçmişinin olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

 

Bugün ulaştığımız rakamlar Türkiye için sevindiricidir

"İlk kadın üniversitemiz olan İnas Darülfünunu 1914 yılında kuruldu. O günden bugüne de akademide kadın varlığı hızlı bir şekilde arttı. Bugün ulaştığımız rakamlar Türkiye için çok sevindiricidir. Üniversitelerimizdeki kadın akademisyen rakamı yüzde 40´ların üzerindedir. Dünya sıralamasının hayli üzerinde olan bu rakam, Türkiye´yi Amerika ve Kanada gibi ülkelerin hemen arkasında konumlandırıyor. Öte yandan 859 yılında Fas´ın Fes şehrinde kurulan ve dünyanın ilk üniversitesi olarak kabul edilen Karaviyyin Üniversitesi´nin, Fatıma El-Fihri adında bir kadın tarafından inşa ettirilmiş olması da bir parçası olduğumuz medeniyet dairesi içerisinde yüksek öğretimde kadın liderliği açısından hepimize ilham vermektedir. Bu güzel geçmiş içinde halen kadınlarımızın akademik çalışmalara değer veriyor olması, kariyer planlamalarında bilim ve ilim yuvalarından yana tercih kullanıyor olmaları kuşkusuz çok değerli bir kazanımdır."

Kadın olmanın, üniversitelerde karar mekanizmalarında yer almalarının önünde önemli bir engel olduğunu dile getiren Erdoğan, "Kadınlarımız ne yazık ki belli bir aşamadan sonra yükselemiyorlar, yaygın biçimde aile ve çocuk sorumluluğunu tek başlarına yüklenerek erkek meslektaşları ile aynı kulvarda, eşit olmayan şekilde rakabet etmek durumunda kalıyorlar. Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyada bu durum eşit temsil ilkesi ve kota koymak suretiyle aşılmaya çalışılsa da sonuç vermiyor" dedi.

 

Kadınlar her alanda eşit olmalı

Emine Erdoğan, kadının toplumda her alanda eşit olması gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi:

"Şimdi bir yandan kadınlarımıza daha iyi çalışma şartları oluşturmak için çabalarken, bir yandan da toplumsal cinsiyet adaletini yerleştirmeliyiz ki kadın ve erkek arasındaki ilişkiler tüm alanlarda adalet üzere tesis edilebilsin, aile kurumu sağlıklı biçimde yaşamaya devam edebilsin. Değerli katılımcılar; yüksek öğretimde kadın liderliği meselesine çözüm üretmek üzere dünyada sunulan çözüm önerilerini biliyorsunuz. Kadın akademisyenlerimizin tecrübeli araştırmacılardan danışmanlık desteği alabileceği bir mentorluk sisteminden tutun da, Avusturya gibi ülkelerde, kadın ve erkek için farklı kariyer tanımlamaları yapılmasına kadar çeşitli çözüm önerileri sunuluyor. Fakat kadının karar mekanizmalarında yer almasının önündeki en büyük engel; kuşkusuz çarpık toplumsal algılar ve bu algıların baskısı altında kadınlarımızın mücadele gücünün azalması. Hükümetimizin geçtiğimiz ay kreş desteği, yarı zamanlı ya da esnek çalışma düzeninin oluşturulması gibi kadın lehine attığı pratik adımlar kadınlarımızın hayatını elbette büyük ölçüde kolaylaştıracaktır inşallah."

 

Kadın ve erkek birbirini tamamlar

"Kadının hayatın her alanında var olması, varoluşsal bir ihtiyaç olduğunun fark edilmesi yani bir bilinç devrimidir" diyen Erdoğan, "Doğrusu kadının şartlarını kolaylaştırmak, bulunduğu sektörde liderlik yönünde ilerlemesinin önündeki engelleri kaldırmak kadar kadının yokluğunda bu sektörlerin kaybedeceği üzerinde de konuşmamız gerektiği kanaatindeyim ya da başka bir ifadeyle kadın liderliğinin üniversiteye ne kazandıracağı üzerinde daha çok durmak gerektiğini düşünüyorum" ifadesini kullandı.

Bir toplulukta ya da sektörde kadın varlığı yoksa, kadın bakış açısı devrede değilse orada bir şeylerin eksik olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Çünkü kadın ve erkek birbirini tamamlar. Birisi diğerinin bakışına muhtaçtır. Bu iki bakışın birlikte varlığı insanlık bakışının bütünlüğüyle oraya yansıması demektir. Kadınların her detayı fark eden değişime yatkın özellikleri eminim ki üniversite gibi eğitim kurumları içinde ayrı bir değer ifade etmektedir. Kadın gözünün devrede olması kurumsal kültüre çok şey kazandıracağı gibi eğitim gibi küçük ihmallerin büyük sorunlara mal olabileceği alanlar da ayrıca önemlidir. Yasalarla teşviklerle elbette yol alabiliriz ama önce biri diğerinin bir parçası olan insan yarısı kadının eksikliğini hissedebilmektir, hissettirebilmektir aslolan. Bu farkındalık ise en önce üniversitede oluşmalı ve buradan tüm topluma, tüm sektörlere dalga dalga yayılmalıdır. Üniversite bir yandan toplumun aynası iken, bir yandan da topluma aynalık yapmakla yükümlüdür" şeklinde konuştu.

 

Cinsiyet adaleti için düzenlemeler

Emine Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Bu cinsiyet adaleti kültürünün toplumda yaygınlaşması adına Millî Eğitim Bakanlığımızdan özel bir ricada bulunabiliriz. Henüz küçük yaştan itibaren çocuklarımızdan bu bakış açısını oluşturmak için ne olur bir şeyler yapalım. Aynı şekilde Yüksek Öğretim Kurumu Başkanımız da buradayken cinsiyet adaletini, topluma örnek olacak şekilde en başta üniversitelerimizde var edecek düzenlemelerle bu kültürün öncülüğünü yapalım. Bu süreçte üniversitelerimizde kadınlar arası dayanışmanın sağlanması, kadınlarımızın birbirini cesaretlendirmesi, liderlik pozisyonlarına istekli olması da bir başka önemli adım olacaktır. Geçmiş çalıştaylarda çok isabetle tespit edildiği üzere, Akademisyen Kadınlar Birliği´nin kurulması belki bu dayanışma ruhunu pekiştirecek önemli bir adım olabilir. Bu çatı altında rol modellerin görünür hale gelmesi yeni kuşak akademisyenleri de liderlik pozisyonlarına daha çok yaklaştıracaktır. Bütün bu mücadele içinde kadın liderliğinin yaygınlaştırılması talebi elbette liyakatin önüne geçen bir cinsiyet mücadelesi değildir. Söz konusu arayış, insanlığın yarısını teşkil eden bir bakışın, adalet temelli bir eşitlik içinde olması gerektiği yerde konumlanması meselesidir. Ancak bu şartlarda kadının sahip olduğu özgün potansiyel, insanlığın yolunu açar, demokratik kültür bir aşama daha kaydeder."

Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı da konuşmasına Düzce Üniversitesi Rektörü Funda Sivrikaya Şerifoğlu’na teşekkür ederek başladı. 

 

Bakan Avcı’dan kitap tavsiyesi 

Bu tür toplantılarda genellikle kendisinden kitap tavsiye etmesini istediklerini kaydeden Bakan Avcı, şöyle devam etti: “Ben de bir kitap önersinde bulunmak istiyorum. Ünlü İngiliz romancı denemeci, D. H Lawrence’nin Türkçeye Anka Kuşu diye çevirisi yapılan deneme kitabı. O kitabı hangi denemeden ötürü önerdiğimi söylemeyeceğim. Ama siz kitabı aldığınızda, açtığınızda benim niye bu kitabı önerdiğimi zaten anlayacaksınız ve zevkle okuyacaksınız.”

 

Mevlana’nın pergel metaforu 

Bakan Avcı Düzce Üniversitesinin millî eğitim kurumlarına yaptıkları katkılardan dolayı üniversite rektörüne teşekkür ederek, “Yaptığınız çalışmalar Hz. Mevlana’nın pergel metaforunu hatırlattı. Diyor ki Mevlana, ‘Pergel gibiyiz, bir ayağımız yola sımsıkı basarken öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşmakta.’ Böylece yerelle evrenselin buluştuğu bir bilim yuvasını oluşturma yolundaki çabalarınızdan ötürü sizi kutluyorum ve teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu. 

“Bu toprağın ürünlerini en iyi kim biliyorsa orası onundur”


Bugün ulaştığımız rakamlar Türkiye için sevindiricidir

"İlk kadın üniversitemiz olan İnas Darülfünunu 1914 yılında kuruldu. O günden bugüne de akademide kadın varlığı hızlı bir şekilde arttı. Bugün ulaştığımız rakamlar Türkiye için çok sevindiricidir. Üniversitelerimizdeki kadın akademisyen rakamı yüzde 40´ların üzerindedir. Dünya sıralamasının hayli üzerinde olan bu rakam, Türkiye´yi Amerika ve Kanada gibi ülkelerin hemen arkasında konumlandırıyor. Öte yandan 859 yılında Fas´ın Fes şehrinde kurulan ve dünyanın ilk üniversitesi olarak kabul edilen Karaviyyin Üniversitesi´nin, Fatıma El-Fihri adında bir kadın tarafından inşa ettirilmiş olması da bir parçası olduğumuz medeniyet dairesi içerisinde yüksek öğretimde kadın liderliği açısından hepimize ilham vermektedir. Bu güzel geçmiş içinde halen kadınlarımızın akademik çalışmalara değer veriyor olması, kariyer planlamalarında bilim ve ilim yuvalarından yana tercih kullanıyor olmaları kuşkusuz çok değerli bir kazanımdır."

Kadın olmanın, üniversitelerde karar mekanizmalarında yer almalarının önünde önemli bir engel olduğunu dile getiren Erdoğan, "Kadınlarımız ne yazık ki belli bir aşamadan sonra yükselemiyorlar, yaygın biçimde aile ve çocuk sorumluluğunu tek başlarına yüklenerek erkek meslektaşları ile aynı kulvarda, eşit olmayan şekilde rakabet etmek durumunda kalıyorlar. Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyada bu durum eşit temsil ilkesi ve kota koymak suretiyle aşılmaya çalışılsa da sonuç vermiyor" dedi.

 

“Bu toprağın ürünlerini en iyi kim biliyorsa orası onundur” 

Düzce üniversitesinde yapılanlarla ilgili olarak özellikle literatüre kazandırdıkları bitki türlerini hatırlatan Bakan Avcı, “Bu, bana 1960’lı yıllarda Nobel edebiyat ödülünü almış olan ünlü İsrailli yazar Shmuel Yosef Agnon’un kahramanını hatırlattı. Orda genç bir bilim adamından söz eder Agnon. Bu bilim adamının uzmanlık alanı deniz yosunlarıdır. Akdeniz yosunları üzerinde araştırmalar yapar. Aslında Agnon hikayesinde şunu söyler; İsrail gençliğine bu denizin yosunlarını kim biliyorsa bu deniz onundur. Verdiği mesaj aslına budur.

 Bu toprağın ürünlerini en iyi kim biliyorsa orası onundur.” dedi.

 

81 Millî Eğitim Müdürü içinde 1 kadın müdür 

Bu panelin hepimiz için özellikle, özellikle Millî Eğitim Bakanlığına yol gösterici olacağına inandıklarını söyleyen Bakan Avcı, Millî eğitim kurumlarında kadın yöneticilerin sayısının azlığından yakındı. Bakan Avcı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizim 81 millî eğitim müdürümüz var, bunların içinde sadece bir tane kadın millî eğitim müdürümüz var. Ben iki gün önce, daha önce yayımladığım bir genelgeyi hafifleten bir başka genelge imzalamak zorunda kaldım. O da şuydu; daha önce biz özellikle kız meslek liselerinde, kız imam hatip liselerinde, kız öğrencilerin ağırlıkta olduğu eğitim kurumlarında üç müdür yardımcısından en az birinin hanım yönetici olması kuralını getirmiştik, o kuralımızı bozmak zorunda kaldık. Çünkü yönetici bulamıyoruz. Kadınlarımızdan bu pozisyonlara aday olma konusunda yeterince istekli davranmıyorlar. Dolayısıyla biz bu zorluğu aşabilmek için kendi koyduğumuz bu kuralı gevşetmek zorunda kaldık.”

 

Kadınların giyim kuşamları nedeniyle yaşadıkları dram 

Kadınların geri planda olmalarında bir dramın yattığını vurgulayan Bakan Avcı, “Geçmiş yıllarda şu veya bu nedenle ve en çok giyim kuşamları nedeniyle eğitimlerine mani olunan, kariyerlerine mani olunan kadınların dramı yatıyor. Çok şükür bu yolla artık açıldı. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda kadınlarımızın kızlarımızın her alanda kendilerine yakışan oranda temsil edileceklerine inanıyorum.” diye konuştu.  

 Bakan Avcı, Millî Eğitim Bakanlığı olarak bütün pratiklerinde bunun gerekliliğini, hem mevzuat olarak hem karar süreçlerinde yerine getirmeye çalıştıklarını sözlerine ekledi. 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.