Davutoğlu: Bizim Anlayışımızda Nefret Dili Hiçbir Zaman Olmamıştır

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Nevşehir'de ziyaret ettiği Hacı Bektaş Veli'yi anma törenlerinde yaptığı 'din dersleri ve Dersim olayları' ile ilgili konuşmasından dolayı muhalefet kanadından gelen eleştirilere Meclis'te cevap verdi. CHP'yi...

Davutoğlu: Bizim Anlayışımızda Nefret Dili Hiçbir Zaman Olmamıştır



Başbakan Ahmet Davutoğlu, Nevşehir'de ziyaret ettiği Hacı Bektaş Veli'yi anma törenlerinde yaptığı 'din dersleri ve Dersim olayları' ile ilgili konuşmasından dolayı muhalefet kanadından gelen eleştirilere Meclis'te cevap verdi.

CHP'yi ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu Dersim konusunda sessiz kalmakla suçlayan Davutoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye ise Alparslan Türkeş gibi tek parti döneminde zulüm görmüş isimlerin yaşadıkları ile eleştirdi. Davutoğlu, din dersi konusundaki tutumlarını ise "Herhangi bir din, sadece Alevilik gibi, sadece İslam kültürü içinde gelişmiş ve bu kavramlarla ortaya çıkmış bir mezhep ve meşrep değil, başka bir din, hatta İbrahimi gelenek dışında yani Hristiyanlık ve Musevilik dışında Budizm ve diğerleri tahkir ediliyorsa, onlara karşı bir nefret dili kullanılıyorsa ona önce ben karşı çıkarım, önce AK Parti karşı çıkar. Bizim anlayışımızda nefret dili hiçbir zaman olmamıştır." sözleriyle açıkladı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, TBMM'de AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Alevilikle ilgili açıklamalarda bulundu. Yaklaşık bir saat süren konuşmasında en büyük kısmı bu konuya ayıran Davutoğlu, etnik ve mezhepsel herhangi bir politikayı reddettiklerini söyledi.

Konuşmasında geçen hafta Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret ettiğini hatırlatan Davutoğlu, "Aşure yedim, ikrar vermeye, destur almaya gittim. Bu topraklar çok köklü geleneklere şahittir, beşiklik etmiştir. Bu açıdan Türkiye'de ha Hz. Mevlana, ha Hacı Bektaş-ı Veli, Ahi Evran, Ebu Eyyub el Ensari, Ertuğrul Gazi, Şeyh Edebali, Seyit Burhanettin Veli... Hepsi ortak bir mirası bize taşıyan Horasan erenleridir. Ve biz bu ortak miras içinde herhangi bir mezhep ve meşrep ayrımını hesap alan bir politikayı temelden reddederiz. Bu iki ay içinde ziyaret ettiğim her mekanda aslında tarihten beslenen bu güçlü mesajı o mekanlarda duymak ve hissetmek bana büyük bir azim ve kararlılık verdi. Tarih ve millet şahit olsun bu topraklarda bu iman tohumunu eken, bu medeniyet tohumlarını eken bu erenlerin mirasına sahip çıkmak en ulvi görevimizdir. Nevşehir Hacı Bektaş ilçemizdeki bütün kardeşlerimize, dostlara, canlara, erenlere buradan bir kez daha selam ediyorum, beni bağırlarına bastıkları için." dedi

'SÜNNİ-ALEVİ AYRIMI ÜZERİNDEN HESAP YAPANLARIN HESAPLARINI BOZACAĞIZ'

Davutoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Bizim için Hacı Bektaş-ı Veli ile Hz. Mevlana arasında bir fark yoktur. İkisi aynı güzel kaynaktan beslenen muhabbet pınarlarıdır. Hz. Mevlana’ya Konya’da gösterdiğimiz muhabbetle Hacı Bektaş-ı Veli’ye Hacı Bektaş’ta gösterdiğimiz muhabbet aynı hissiyatın ürünüdür. İlk defa bir Aşure Günü vesilesiyle Hacıbektaş Veli’yi ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmak da bana gurur vermiştir. Bizim AK Parti olarak takip ettiğimiz 12 yıllık siyasetin temeli bütün vatandaşlarımız arasındaki muhabbet bağlarını güçlendirmek ve devletimiz ile vatandaşlarımız arasındaki aidiyet bağını tahkim etmektir. Bir devlet iki şeyle kaim olur. Vatandaşlar arasındaki ortak kültür bağı, manevi bağ, kültürdaşlık. Ve vatandaşlarının bütünüyle devlet arasındaki ortak vatandaşlık, eşit vatandaşlık bilincidir. Bu aidiyetler olmadığı zaman ülkeler dağılmaya başlarlar; işte Irak, işte Suriye. Biz bir taraftan çözüm sürecini bir barış, bir daimi kardeşlik projesi olarak hakim kılmaya çalışırken, diğer taraftan Sünni-Alevi ayrımı üzerine hesap yapanların da hesaplarını bozmaya kararlıyız. Hiç kimsenin bu topraklarda etnik ve mezhep temelli bir ayrılığı körüklemesine izin vermeyeceğiz. Gerek Hacı Bektaş-ı Veli ziyaretim esnasında orada gördüğüm muhabbet gerekse ziyaret çerçevesinde yapılan tartışmalarla ilgili hususu burada bir kez daha ele almak istiyorum."

HACI BEKTAŞ ZİYARETİNİ SAVUNDU

Alevi ve Bektaşi geleneğinin iki ana damarı olduğunu söyleyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Her yerde bu damara atıfla bu kültürel gelenek sürdürülür. Bir 12 imam geleneği Hz. Peygamber'e kadar giden o köklü mübarek silsile. Bu en önemli referans noktasıdır. Hacı Bektaş-ı Veli'de de diğer birçok Horasan ereninde de bu atıfı görürsünüz. İkinci kaynak da Horasan erenleri ile Hoca Ahmed Yesevi'ye kadar giden kaynaktır ki iki kaynak Anadolu’da birleşmiş ve İslam kültürünün Anadolu’daki bir rengi ve bir güzel çeşnisi olarak kökleşmiş, yerleşmiştir. Bizim bütün Alevi vatandaşlarımızın, hem eşit vatandaşlık haklarından istifade etme konusunda onlara yardımcı olacağız hem de Aleviliğin bu özgün karakterinin korunması için ne gerekiyorsa onlara destekte bulunmaya devam edeceğiz. Bu çerçevede Hacı Bektaş-ı Veli ziyaretim öncesinden Bakanlar Kurulu’nda aldığımız kararla hem Hacı Bektaş-ı Veli’de hem de Hz. Mevlana’nın türbelerinde artık ücret alınmayacak. Oraya ziyaretle, oranın feyzinden istifade etmek isteyenlerden ücret alınması zaten yanlış bir uygulamaydı. Bunları tümüyle düzenleyeceğiz ve Hz. Mevlana’yı Hacı Bektaş-ı Veli’yi ziyaret ederek, onların feyzinden istifade etmek isteyenler dünyevi bir hesap ile o mekanlara gitmeyecekler. Sadece huşu ile edep ile erkan ile o mekanlara gidecekler ve o mekanlardan feyiz alacaklar."

"Bizim bu ziyaretimiz ve orada Alevi vatandaşlarımızla kucaklaşmamız, verdiğimiz mesajlar bazı partilerde rahatsızlığa sebebiyet verdi. Öncelikle CHP’de." diyen Davutoğlu, şöyle devam etti: "Benim ziyaretimden bir gün önce bir Alevi paketi açıklaması ihtiyacı hissettiler, eğer ziyaretim olmasaydı açıklarlar mıydı bilemiyorum. Ama dikkat edin o pakette hep AK Parti hükümetleri döneminde yapılan çalıştaylara atıf var. Bizim iktidarımıza gelene kadar Alevi meselesi, Alevi vatandaşlarımızın sorunları hiçbir zaman açık yüreklilikle tartışılmadı. CHP’nin açıkladığı bu pakete baktığınızda hep 'istemezük’ anlayışını görürsünüz. 'Din dersleri kalksın', 'Din ibaresi kalksın', benim Hacı Bektaş-ı Veli’de ve bütün o ulu erenlerde gördüğüm temel hususiyet İslam kültür ve medeniyeti sembolleriyle olan irtibattır. Beni karşılarken 'Ali mihman' diyerek karşıladılar. Her gelen misafiri Hz. Ali gibi gören bir gelenekten bahsediyoruz. Atıf yaptıkları şahıslar Hz. Peygamber'in torunlarıdır, evlatlarıdır; Hz. Ali’dir, Hz. Hasan’dır, Hz. Hüseyin’dir, Hz. Zeynel Abidin’dir, Hz. Caferi Sadık’tır, İmam El Askeri'dir, Musa Kazım'dır, İmam El Naki'dir, İmam Muhammed Mehdi'dir. Bütün bu seyit silsilesine bakınız, hepsi bugün Aleviliği temsil ettiğini ve Aleviliğin İslam dışı bir gelenek olduğunu ispat etmeye çalışanların kullandıkları ibarelerin tam tersidir. Hepsi seyiddir, hepsi imamdır, hepsi peygamber torunudur. Bu nasıl bir anlayıştır ki hem 12 imam diyeceksiniz hem de Alevi Bektaşi geleneğini İslam'la irtibatı olmayan bir gelenek gibi takdim edeceksiniz. Eminim bütün Alevi vatandaşlarımız, samimiyetle Aleviliği benimseyen kardeşlerimiz, bu tartışmaları kendi içlerinde özgün bir biçimde yaparlar ve katıldığım her Muharrem orucunda tekbirlerle, salavatlarla sürdürülen o geleneği bozmak isteyenlere karşı cevabı en iyi onlar verirler. Demek istedikleri şu: 'Öyle bir Alevilik olsun ki bu toprakların ortak değerlerinden uzaklaştırılsın.' Peki 12 imam böyle de Horasan ereni farklı mı? Ben Alevi vatandaşlarıma, bütün Alevi aydınlarına bu yılı, önümüzdeki ayları Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makalatı’nı okuma ayları olarak ilan etmeye davet ediyorum. Gerçekten Alevi Bektaşi geleneği hangi değerlere dayanıyor onu görmek için. Gülbang bütün tasavvuf geleneğinde aynı güzel sözlerle başlar. 'Vakitler hayrola, hayırlar feth ola, şerler defola, 12 imam himmeti üzerimize hazıru nazır ola.' Osmanlı'da Bektaşi geleneğine girmiş olan bu güzel ifadeler, 'vakit hayır, şerrin defolması, hayırların feth olması', tabirlerinden hangisi Sünni gelenekte yok ya da hangi Sünni gelenekte olan tabir Alevi gelenekte yok? Neden bir karşıtlık üzerine yeni bir Alevilik inşa etmeye çalışıyoruz. Neden modern din dışı ideolojiler çerçevesinde Aleviliği kökünden koparmaya çalışıyoruz. AK Parti hareketi Alevi Bektaşi geleneğine saygılıdır ve onun kökünü koruması konusunda da her türlü desteği vermeye hazırdır. Onlarca Alevi Bektaşi klasiği bastık, niye biliyor musunuz? Yeni yetişen Alevi kökenli gençler o geleneğin klasiklerini okusunlar ve bu geleneğin Hz. Peygamber'den, Hz. Ali'den ve onun getirdiği çizgiden Hoca Ahmed Yesevi'den uzak olmadığını görsünler. Kahramanmaraş'ta bir Alevi dedesini otobüse aldım. İlk sözü şu oldu: Hak Muhammed Ali yardımcınız olsun."

'BİZİM ANLAYIŞIMIZDA NEFRET DİLİ HİÇBİR ZAMAN OLMAMIŞTIR'

İçeriden ve dışarıdan yeni ideolojik çerçeveler, dogmalarla yeni bir Alevilik çıkarma çabalarına karşı önce Alevi dedeleri ve bu geleneği sürdüren bütün 12 imam hizmet erbabı öncülerinin karşı çıkacağından emin olduğunu söyleyen Davutoğlu, ardından Alevi tutumu dolayısıyla CHP'yi eleştirdi: "Şimdi CHP ne diyor? 'Din dersini kaldıralım' diyor. Alevi paketinin içine koyduğu şey 'Din dersini, ibaresini kapatalım.' Çünkü CHP’nin kafasında, zihninde hep dinle bir şekilde mücadele etmek var. Hiç bundan kurtulamadılar. Eğer Din Kültürü ve Ahlak derslerinde herhangi bir mezhep tahkir ediliyorsa, herhangi bir din sadece Alevilik gibi sadece İslam kültürü içinde gelişmiş ve bu kavramlarla ortaya çıkmış bir mezhep ve meşrep değil başka bir din hatta İbrahimi gelenek dışında yani Hristiyanlık ve Musevilik dışında Budizm ve diğerleri tahkir ediliyorsa onlara karşı bir nefret dili kullanılıyorsa ona önce ben karşı çıkarım, önce AK Parti karşı çıkar. Bizim anlayışımızda nefret dili hiçbir zaman olmamıştır. Ama böyle bir tahkir yoksa böyle bir mezhep anlatılıyorsa her bir din anlatılıyorsa yeni yetişen nesiller bu dinleri tanıma imkanı buluyorsa bunda ne zarar var. Nedir sizin bu mücadele anlayışınız? 3 alternatif var. Bir; din dersinin kaldırılması. CHP'nin teklif ettiği. Bunu kaldırdığımızda, eğitim içindeki bugün IŞİD radikalizmi başta olmak üzere bu tür radikal eğilimlerin toplumda yer almasını nasıl engelleyeceğiz? Yeni yetişen gençler, yükselen bazı yanlış dini anlayışlara karşı gerçek dini anlayış hakkında nasıl bilgisi olacak. Din Kültürü dersi olmadığı zaman bu ihtiyacı karşılamak üzere nasıl son derece yanlış kanaatlerin ortaya çıkacağını görmüyorlar mı? Onlar yasakladılar, tek parti döneminde yasaklandı. Ne oldu? Maalesef yeni yetişen nesil 32 farzı bile sayamayacak hale geldi. O dönemlerde en fazla ıstırap veren şeyler bizden önceki nesiller için buydu. Ne zararı var, din kültürü ile ilgili bilgi sahibi olunmasının. İkinci alternatif şu: Sünni gençler Sünniliği, Alevi gençler Aleviliği okusun, seçmeli dersler şeklinde. Peki burada ayrı iki paradigma varmış gibi, bir karşıtlık üzerinden bir dini kültür anlayışını yaymak nasıl bir zarar verir bunu düşünebilir misiniz? Nasıl bir karşıtlık ortaya çıkar? Sünniler Sünni İslam'ı okuyacaklar ve sadece onu bilecekler, Hz. Hacı Bektaş-ı Veli’yi tanıyamayacaklar, Alevi gençler de Sünni geleneği bilemeyecekler. Ve okudukça zannedecekler ki bu iki gelenek birbirine karşı. Bugün eğer Alevi ve Sünni geleneğini birbirine karşıt iki inanç olarak takdim etmek isteyen varsa o bir tarih cahili, kültür cahili, Alevilik ve Sünnilik cahilidir. Ben Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna vardığımda hiçbir yabancılık hissetmedim, hiçbir Sünni de hissetmez. Bir Alevi kardeşimiz, Konya’ya Hz. Mevlana’ya ve Bursa’ya Emir Sultan’a geldiğinde de hissetmez. Bizim meselemiz bunların ortak zemininin güçlendirilmesi. Üçüncü alternatif ise bizim savunduğumuz alternatif. Din Kültürü ve Ahlak dersleri en geniş müfredatla bütün mezhepleri, meşrepleri, dini anlayışları içeriden ve içselleştirici bir anlatımla yeni nesil gençlere öğretmek üzere okutulmalıdır. Hiçbir şekilde bu derslerde bir dinin, mezhebin tahkir edilmesi söz konusu olamaz. Aşağılanması, ötelenmesi, bir mezhep mensubunun aşağılanmasına biz izin vermeyiz."

'SEN KENDİ KÜÇÜK SANDALYENİN DERDİNE DÜŞ'

CHP'nin bu Alevi meselesi konusundaki en önemli ikilemlerinden birisinin, Dersim meselesindeki ikircikli tutumu olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı döneminde Dersim konusunda net bir tavır sergiledi. 'Devlet adına da yapılmış olursa olsun yapılan her zulme karşıyım' dedi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak bu olaylar dolayısıyla özür diledi. Şimdi CHP'den ve MHP'de bu çerçevede son günlerde bir tavır almışlık söz konusu oldu. CHP Dersim konusunda hala bir açıklamada bulunmadı. Neden? Çünkü korkuyor. Çünkü zihnindeki adalet terazisi ile partisinin yapısı uygun değil. Dersim'i eleştirirsem parti bölünür diye korkuyor. Ama AK Parti böyle bir şeyden korkmaz. Çünkü AK Parti'nin vicdanı her türlü zulme ve yanlışlığa karşı ayakta durma vicdanıdır. Cumhurbaşkanımız Alevi öncülerini Cumhurbaşkanlığına davet ettiği için onları haram yemekle suçluyor Kılıçdaroğlu. Alevi geleneğinde düşkün ilan etmek vardır ama o senin haddin değil. Sen kimseyi haram yemekle itham edemezsin. Oraya gelen Alevi dedeleri, Alevi öncüleri edebi erkanı temsil edenlerdir ve eline diline beline sahip çıkan insanlardır. Onlar bilir kimi ziyaret edeceğini kimi etmeyeceğini. Onlar edep erkan bilirler, bu ülkenin Cumhurbaşkanı davet ettiğinde onurla vakarla giderler. Bundan rahatsız olma. Bu Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ne kadar kucaklayıcı olduğunun işaretidir ve Alevi temsilcilerinin devlete olan saygısının göstergesidir. Ben o davete katılan bütün Alevi dedelerine bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Ama Kılıçdaroğlu sesini yükseltemez, çünkü yarası var, arkasına güvenemiyor. Son bir ay içinde milletvekili ağır ithamlarla istifa etti. Başka bir milletvekili disiplin kuruluna sevk edildi. Şöyle birtakım düşünün, herkes ayağına topu almış kendi oyununu oynuyor, birisi de ortalıkta ben antrenörüm diye dolaşıyor. Bir türlü iki yakası bir araya gelmedi bu CHP'nin. Gelemez. Çünkü milletin gönlüyle buluşamayanların yakaları bir araya gelemez. Küstahça çıkıp 'Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık makamı boş' diyor. Sen kaygılanma, millet biliyor bu makamların dolu olduğunu. Sen kendi küçük sandalyenin derdine düş. Biz o makamları nasıl dolduracağımızı iyi biliriz ve doldurduğumuz için millet emaneti tekrar tekrar bize vermeye devam edecek." şeklinde konuştu.

'BİZ KİM YAPARSA YAPSIN YANLIŞA YANLIŞ DOĞRUYA DOĞRU DİYORUZ'

Dersim’de kendileri vicdanın sesi olurken, CHP'nin sessiz kaldığını söyleyen Davutoğlu şöyle devam etti: "Seyit Rıza’nın oğlu Hüseyin, idam edilecek yaşta değildi yaşı 21’e yükseltildi idam edildi. Aynı şey 12 Eylül’de de Erdal Eren için yapıldı yaşı büyütüldü idam edildi. Ben hep merak ederdim, bu yaş büyütme geleneği nereden geliyor, 12 Eylülcüler nereden öğrenciler bunu diye. Şimdi fark ettim CHP’den öğrendiler. Dersim'de asılanları İhsan Sabri Çağlayangil'den dinlesin Kılıçdaroğlu. Ve çıksın bunun biz zulüm olduğunu açık yüreklilikle söylesin ya da Tunceli'ye gitmesin. Eğer devlet adına birisi yanlış yapmışsa o yanlış devletin yanlışı değildir. O yanlış o yanlışı yapanların üzerine kalır. Şimdi Bahçeli’ye geçmek istiyorum. Ben bekliyordum ki CHP rahatsız olsun, ondan önce Bahçeli çıktı beni özür dilemeye davet etti. Neden özür dileyecek mişim? Dersim’de yapılanların yanlış olduğunu söylemem dolayısıyla. Ertesi gün kendisine bazı sorular yönelttim. Bugün grup toplantısında yine polemik yapıyor, benim söylemediğim şeyleri söylemişim gibi yaparak beni itham etmeye çalışıyor. Açık söylüyorum; Sayın Bahçeli, Dersim’de yapılan yanlıştı, zulümdü. Aynen 3 Mayıs 1944’te Alparslan Türkeş’e, Fethi Tevetoğlu'na, Reha Oğuz Türkkan'a yapılanların zulüm olduğu gibi. Bahçeli ile aramızdaki devlet anlayışı farkı şu; Bahçeli devlet adına yanlış yapanlara bile sahip çıkmayı devlete sahip çıkmak zannediyor. O yüzden de devlete en büyük tahribatı veriyor. Biz ise kim ne adı altında yaparsa yapsın yanlışsa yanlış, doğruya doğru diyoruz. Ve bu yolla halkımızın bütününü kucaklıyoruz. Madem ki tek parti döneminde ayağa kalkanların hepsi isyana kalkışmışlardı; yine söylüyorum Kazım Alöç, 3 Mayıs 1944, MHP'nin ideolojik öncülerindendir, onları itham ederken şöyle diyor bakınız: Bunların vatan hainlikleri tescil olunmuştur. Bunlara zulüm ettiğimizi iddia edenlere söylüyorum: Bunları herhalde Pera Palas'ta ağırlayacak değildir. Bunlara her türlü zulüm yapılmıştır ve buna devam edilecektir. Bu tek parti döneminin savcısının Alparslan Türkeş'le ilgili ifadeleridir. Ve Dersim olayından birkaç sene sonra yaşanmıştır. 'Bunları idam etmeyecektik de besleyecek miydik' diyen zihniyetle 'Pera Palas'ta mı yatıracaktık' diyen zihniyet aynı, birbirinin devamı. Bu ithamlardan sonra vatan hainliği ithamlarından verilen cezalar sadece bu sebepten mazur görülüyorsa yapılanları mazur görebilir miyiz? Diyelim ki suçlular, o suçluyu adalet önünde yargılamak yerine yargısız infazla insanların öldürmek suç değil midir? 76 yaşındaki bir yaşlı, yaşını 54 indirip idam etmek için oğlunun yaşını 17'den 21'e çıkarıp, sonra da yalvararak 'oğlumu benden sonra asın' diyen adama 'hayır senden önce asacağız onun ölümünü de göreceksin' demek adalet midir? Seyit Rıza ile oğlunun hikayesi. Bunlar mıdır devleti büyüten? O zaman gelsin Çorum'da da İç Anadolu'da da Sayın Bahçeli kendisine yakın hisseden kitlelere dönsün desin ki İskilipli Atıf Efendi'ye de yapılan zulüm devlet adına yapılmışsa doğrudur diyebilecek mi? Ya da tekbir atan ülkücü gençlere dönüp tek parti döneminde bu tekbir yasaktı bu tekbir sebebiyle sadece Allahu Ekber dediği için ne çileler çeken o Anadolu insanına dönüp 'devlete karşı görülen bir eylem olduğu için çekilmesi müstahak çilelerdi' diyebilecek mi? Mustafa Pehlivanoğlu'nu idam edenler haklı gerekçe olarak bunu takdir edebilirler mi 12 Eylül'de. Sayın Bahçeli polemik yapmasın. Tek partiyi savunacaksa çıksın mertçe savunsun ama polemik yapmasın. Biz ise her türlü zulme karşı çıkmaya devam edeceğiz."

BAHÇELİ'YE CEVAP

Bahçeli'nin bugünkü grup toplantısında kendisini "Türk milletini Yezitliğe benzetmekle itham ettiğini" söyleyen Davutoğlu, "Nasıl bir Türkçe ile benim söylediğimden bunu çıkarmış, anlayamadım. Hangi Türkçe ile bu yorumu yapmış onu da anlayamadım. Ben böyle bir ithamı kendisine iade ederim, bir. Aziz Türk milletini de Dersim cinayetiyle özdeşleştirmeyi de şiddetle men ederim, iki. Bizim milletimiz bu tür cinayetlerden, bu tür katliamlardan, bu tür yanlış uygulamalardan beridir, beri olmaya devam edecektir. Birileri zulüm yapmışsa onun karşısında da bu zulmü dile getirmekten de hiç çekinmeyiz. Aramızdaki devlet anlayışı farkı bu. O diyor ki 'devlet adına birisi cinayet işlemişse dokunmayın ona.' Biz de diyoruz ki 'devletin bekası, devletin vatandaşlarıyla, vatandaşların bütün kesimleriyle buluşması ve aidiyet ilişkisi kurmasıyla irtibatlıdır. Devlet ancak böyle baki olur. Şu veya bu toplum kesimi, şu veya bu mezhebi öne çıkararak değil. Şeyh Edebali'nin o yüce 'insanı yaşat ki devlet yaşasın' mesajı kulaklarımızdadır. Şeyh Edebali'nin 'Kayı boyunu yaşat ki devlet yaşasın, Oğuz boylarını yaşatın ki devlet yaşasın' demiyor. Ben de Oğuz boylarındanım. 'Türkleri yaşatın, Sünnileri, Alevileri yaşatın ki devlet yaşasın' demiyor. İnsanı yaşatın ki devlet yaşasın' diyor. İnsan, insan, insan..." ifadelerini kullandı.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.