DERSHANELERE GÖRE "ÖĞRENCİ" DEĞİL, "MÜŞTERİ"

Anayasa Mahkemesinin dershanelerin kapatılma kararını iptal etmesinin ardından alevlenen dershane tartışmalarının pedagojik bir tartışma olmadığına dikkat çeken İbrahim Halil Çelik, "Parasız eğitim üzerine yapılan tartışmalar ve değerlendirmeler serbest teşebbüs hürriyetinin neresinde durmaktadır?" sorusunu sordu. İşte, Çelik'in can alıcı sorularla ele aldığı ve eleştirdiği dershane tartışmasına ilişkin yazısı:

DERSHANELERE GÖRE "ÖĞRENCİ" DEĞİL, "MÜŞTERİ"



      Anayasa Mahkemesi; öğretmeni, öğrencisi ve veliler ile birlikte büyük bir çoğunluğu ilgilendiren ve 1 Eylül'de dershanelerin kapatılmasını öngören yasayı oyçokluğu ile iptal etti. Anayasa Mahkemesinin iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlayarak açıklaması sonrasında yeni bir hukuki süreç oluşacaktır. Basına yansıyan haberlere göre -henüz resmi açıklama yapılmadı-  Anayasa Mahkemesi kararı 12'ye 5 oy çokluğuyla aldı. Bu kararın uygulama safhasının nasıl olacağı ve gerekçeli karar ile nasıl bir durum oluşacağı en azından şimdilik belirsizdir. Mahkeme kararı ile dershanelerin eskisi gibi ticari faaliyetlerine devam edecekleri şeklindeki dershane işletmecilerinin sevinçli çığlıklarını eğitimciler olarak serinkanlılıkla değerlendirmeliyiz. Anayasa Mahkemesinin kararından sonra bile dershanelerin eskisi gibi ticari faaliyetlerini sürdürmelerinin çokta mümkün olmadığı görülmektedir.    Anayasa Mahkemesinin; Anayasa'nın 13, 42 ve 48. maddelerinde yer alan eğitim ve öğretim hakkı ile çalışma hürriyetinin engellenmesini gerekçe göstererek böyle bir karar aldığı değerlendirilmektedir. Mahkeme kararlarını ve bu kararların hukuki boyutlarını değerlendirmek elbette ki biz eğitimcilere değil, hukukçulara düşmektedir. Eğitimciler olarak üzerinde değerlendirme yapmamız gereken durum bu kararların öncelikle öğrencilerimizi olmak üzere, eğitim çalışanlarını ve eğitim kurumlarını ve eğitim sürecini nasıl etkileyeceğini değerlendirmektir.

     Dershanelerin eğitim sistemi içerisindeki yerinin sorgulanması kadim bir tartışmadır. Türk Eğitim Sisteminde önemli bir değişim ve dönüşümün kilometre taşı olarak değerlendirilmesi gereken dershane dönüşümü geçen yıl Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasalaşarak yürürlüğe girmişti. Cumhuriyet Halk Partisi yasanın iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesine başvuru yapmıştı. Gündemimizi meşgul eden karar bu başvuruya istinaden alınmıştır. Diğer yandan bu yasa ile halen dershanelerde öğretmenlik yapanlardan bir kısmının Milli Eğitim Bakanlığı kadrosuna dâhil edilerek, atamasının yapılması öngörülüyor. Henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte dershane öğretmenlerinin Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarına atanmaları da karar ile engellenmiş olmaktadır. Mahkeme süreci boyunca konu hem eğitimciler tarafından hem de siyasi aktörler ve sektör temsilcileri tarafından yoğun olarak tartışıldı.
Bu durum tespitini yaptıktan sonra bazı konulara dikkatinizi çekmek istiyorum.

     Bu durum tespitini yaptıktan sonra bazı konulara dikkatinizi çekmek istiyorum.

  1. Sektör temsilcileri ifadesine özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Öğrencilerin eğitimi gibi sadece ve sadece insani olması gereken naif bir konuda sektör temsilcisi diye tanımlama olabilir mi? Dershanelere harcanan paranın mali büyüklüğü değerlendirildiğinde "Sektör Temsilcisi" tanımlamasının kullanılması ve öğrenci-müşteri ikilemi üzerinde daha geniş değerlendirmeler yapmak gerekiyor.

  2. Tartışmaların sırasında gündeme gelen "lise bitirenler nerede eğitim alacak?" sorusu meselenin vahametini anlatmaktadır. Sorunun cevabı aslında basittir. "Öğrenci liseden mezun olmuş, bundan sonra eğitim alacağı yer elbette üniversite." Ama sektör temsilcilerinin öğrenci üzerinden para kazanması gerekiyor değil mi?

   3. Serbest teşebbüs hürriyeti kavramı da bu tartışmalarda en çok kullanılan argümanlardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğitim-Öğretim etkinlikleri ile serbest teşebbüs hürriyeti kavramının aynı cümle içerisinde kullanılması bile eğitimin temel anlayışına aykırıdır. Parasız eğitim üzerine yapılan tartışmalar ve değerlendirmeler bu serbest teşebbüs hürriyetinin neresinde durmaktadır. Bilgi, eğitim ve insan yetiştirme beyaz eşya mıdır ki serbest teşebbüs hürriyeti olarak değerlendirilmektedir. Liberal düşüncenin ekonomik alanda önemli ve doğru argümanlarının, eğitim-öğretim alanında kullanılmasına öncelikle eğitimciler karşı çıkmalıdır. Can yakıcı olan şudur; öğrenci müşteri olursa, öğretmen tezgâhtar muamelesi görmeye başlar, Allah korusun.

     4. İptal kararını sevinç çığlıkları ile karşılayan siyasetçi ve dershane sahipleri eğitimci olarak bizlerin ilgi alanının dışındadır. Ancak eğitim-öğretim ile ilgili değerlendirmeler yapılırken "rekabet ihlali" ve "müteşebbislik hakları" gibi kapital kavramların kullanılıyor olması eğitimcilerin üzerinde derinlemesine düşünmeleri ve acil çözümler üretmeleri gereken hususlardır. Yakın gelecekte müşterilerimize -öğrencilerimiz mi yazmalıydım- daha çok mal satmak ve daha çok kazanmak için yeni pazarlama yöntemleri bulmamız gerekecektir. Bu cümleleri Muallim Beyler ve Muallime Hanımlar için ne kadar acı değil mi?

Yoksa talebelerimiz kayıp mı ettik?

Çözüm Ne Olmalı?

Öncelikle dershanelerin normal eğitim sisteminin bir parçası olmaması gerektiğini kabul etmeliyiz. Dershaneler eğitim sisteminin temel amacının mutlu insan-mutlu toplum yetiştirmek temel amacının önündeki en önemli engellerden birisidir. Mevcut dershane pratiği bize okula alternatif bir sistem olarak ezberci ve yarışmacı bireyler yetiştirmeyi vaat etmektedir. Yarışmacı bireylerin ise mutlu birey olmasının imkânsızlığını tartışmaya bile gerek yoktur. Bir alanda yarışma varsa birinci hariç herkes mutsuzdur. Birinci ise yalnızlaşmaktan dolayı mutsuzdur. Bu yönü ile dershaneler eşitliğin değil eşitsizliğin merkezidir. Sadece maddi eşitsizliğe vurgu yapmıyorum. Dershaneler tüm öğrencileri aynı kalıba sokmaya çalışarak ve iyi test çözen öğrenciden (başarılı öğrenci tanımını özellikle kullanmadım) az para, iyi test çözemeyen öğrenciden çok para alarak eşitsizliği ve hayatın acımasızlığını öğrencilere en acı şekilde öğretmektedirler. Her yılbaşında seviye tespit sınavları bu eşitsizliği tespit için yapılmaktadır. Dershane sistemine mahkûm eğitim bireysel yetenekleri yok sayan yarışmacı, seçmeci eğitimdir. Sosyalleşme, sanat ve spor gibi eğitim sürecinin olmazsa olmazları bu yarışmacı, seçmeci sistemi ile nasıl birlikte yürütülebilecektir. Bizim seçme sonucunda dışarıda bırakılacak bir talebemiz bile yoktur/olmamalıdır. Bu nedenle dershanelere kesinlikle ihtiyaç olmayacak/duyulmayacak bir eğitim sistemi kurmalıyız. Kapsamlı bir eğitim reformu acilen (dershaneleri sistem dışında tutularak) yapılmalıdır. Tarihi tecrübelerimizden yararlanarak toplum ve bireyin ihtiyaçlarını önceleyen /birey eksenli, medeniyet değerlerimiz ile şekillenen bir eğitim modeli geliştirmeyiz. Dershanelerde çalışan öğretmenlerin emeklerinin sömürülmesi ve insani olmayan koşullarda çalıştırılması problemi ise ayrıca değerlendirilmesi gereken insani bir sorundur.

Öğrenciyi önceleyen ve önemseyen, öğrenciyi yarıştıran değil geliştiren, insanın mutluluğunu sağlayıcı bir sistemine ihtiyacımız var. Acil...


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.