Eğitim-Bir-Sen'in 31. Başkanlar Kurulu Makedonya başkenti Üsküp'te gerçekleştirildi !

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın başkanlar kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamada 31. Başkanlar Kurulu Sonuç Bildirgesi'ni açıkladı.

Eğitim-Bir-Sen'in 31. Başkanlar Kurulu Makedonya başkenti Üsküp'te gerçekleştirildi !



Makedonya’nın başkenti Üsküp’te gerçekleştirilen 31. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda Türkiye ve dünyada meydana gelen gelişmelerin yanı sıra eğitim gündemi görüşüldü.  Toplantının sonunda alınan kararlar Genel Başkan Ali Yalçın tarafından açıklandı. Sonuç bildirgesinde açıklanan kararlar aşağıdaki şekildedir:
 
·         Eğitim-Öğretim ve Bilim Hizmetleri kolunun yetkili sendikası Eğitim-Bir-Sen, 2015 yılında kendi tarihinin de rekorunu kırarak 61 bin eğitim çalışanını aileye dâhil ederek 340.325 eğitim çalışanıyla soylu mücadelesini azim ve kararlılıkla sürdürmektedir. Türkiye’nin en büyük sendikası Eğitim-Bir-Sen; akademik hizmet sendikacılığı anlayışının ülkemizdeki ilk ve tek temsilcisi Memur-Sen çatısı altında “zirveden yeni ufuklara” hedefi ve “kararlı adımlarla güvenli yarınlara” stratejisiyle; örgütlenme hakkına ilişkin sınırlamaların sona ermesi, kamu görevlilerinin grev ve siyaset hakkına sahip olması, kamu görevlilerinin mali, sosyal ve özlük haklarının korunması, artırılması ve çalışma şartlarının daha da iyileşmesi noktasında bütün eğitim çalışanlarının hak arama ve hak kazanma adresi olmaya devam edecektir.

·         7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilen 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin, birkaç küçük olay dışında sorunsuz, çatışmasız ve %87 gibi yüksek katılımla gerçekleşmesi; milletimizin demokrasiye bağlılığını, siyasete güvenini ve TBMM’nin varlığına verdiği önemi bir kez daha tescillemiştir. Mecliste temsil hakkı elde eden siyasi partiler, TBMM’nin temsil kapasitesinin %95 olduğunu da dikkate alarak sürecin milletin lehine işlemesi adına seçim sonuçlarını “uzlaşma”  kavramını merkeze alarak değerlendirmelidir. Toplumun tüm kesimlerinin muhatap alındığı bir zeminde Çözüm Sürecini devam ettirmek ve demokratik, sivil, özgürlükçü Yeni Anayasa yapmak bütün siyasi partilerin temel uzlaşma zemini olmalıdır.

·         Türkiye, resmi kurumlar ve sivil toplum kuruluşları eliyle son yıllarda dünya mazlumlarına ve mağdurlarına yönelik insani yardım hamlelerini ve kapasitesini arttırmıştır. Bunun bir sonucu olarak 7 Haziran Genel Seçimleri, dünya mazlum ve mağdurları tarafından da yakından izlenmiştir.  Seçim sonuçları ve hükümet kurma çalışmaları, Türkiye’nin dünya mazlum ve mağdurlarına yönelik siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik düzlemdeki destekleyici ve yardım edici faaliyetlerini olumsuz etkilememeli insani yardım ve destek faaliyetleri devlet politikası olarak benimsenmeli ve devam ettirilmelidir.

·         Türkiye; demokrasi, özgürlük ve sivilleşmenin olmazsa olmaz olduğuna inanan sivil inisiyatif ve sivil siyasi irade işbirliğiyle bir asırlık vesayet sistemini tasfiye etmiştir.  Vesayetin deşifresinde ve tasfiye sürecinde öncülük ve paydaşlık yapan Eğitim-Bir-Sen olarak; vesayetin yeniden tesisini hedefleyen yapıların ve faaliyetlerinin devam ettiğinin farkındayız. Bu çerçevede, bütün siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve bireyler; demokrasinin, sivil siyasetin, özgür bireyin yanında yer almalı vesayetçi yapıların ve faaliyetlerinin bertarafı için –siyasi görüş farklılıklarını önemsemeden- ortak akılla ve milletin iradesini koruma bilinciyle mücadeleye devam etmelidir.

·         Yanı başındaki ülkelerin birçoğunda devam eden çatışma, bölgesel ve iç savaş şartlarına karşı Türkiye’de, barış, huzur ve kardeşlik ikliminin hâkim olması hem insani hem de siyasi açıdan son derece önemlidir. Ancak, bu durumdan rahatsız olan yapı ve örgütlerin başta Güneydoğu Anadolu bölgesi illerimiz olmak üzere kardeşlik iklimini bozmayı hedefleyen eylem ve provokasyonları artmıştır. Özellikle dindar ve muhafazakâr vatandaşlarımızın hedef alındığı saldırıların sona ermesi için gereken bütün tedbirler Devletin kurumları tarafından acilen alınmalıdır. Mütedeyyin ve muhafazakâr vatandaşlarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza yönelik bu türden eylemleri gerçekleştirenler, mutlaka yargı önüne çıkarılmalıdır. Huzur, barış ve kardeşlik ortamının devam etmesine katkı sağlayan kişiler, sivil kuruluşlar ve gönüllü teşekküller can ve mal güvenlikleri de sağlanarak desteklenmelidir.

·         Yunus Emre Enstitüsü, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı gibi kamu kurum ve kuruluşları ile her biri kendi alanında marka haline gelmiş sivil toplum kuruluşlarımızın, medeniyet havzamızda gerçekleştirdiği çalışmaları önemsiyor ve değerli buluyoruz. Ortak tarihi geçmişimize dayanan ilişkilerin kuvvetlenmesi ve kültürel mirasımızın birlikte korunması adına; medeniyet coğrafyamızdaki ülkelerin devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapma fırsatları oluşturulmalı, mevcut ilişkileri güçlendirecek imkânlar birlikte kullanılmalıdır.


?


·         Medeniyet havzamızın içinde bulunan ülkeler ile medeniyet paydaşı olduğumuz ülkelerde; küçük yaşlarda başlayacak şekilde Türkçe öğretimi ve Türkçe eğitim konusunda imkân ve fırsatlar artırılmalıdır. Benzer şekilde, Türkiye’de resmi ve özel öğretim kurumlarında medeniyet havzamızda konuşulan dillerin (Boşnakça, Arnavutça vb.) öğretimine yönelik bir planlama yapılmalıdır. Bu çerçevede, yurt içinde ve yurt dışında kamu kuruluşları ile sivil toplum kuruluşları ortak politikalar ve uygulamalar geliştirmelidir.

·         Eğitim-Bir-Sen olarak “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var” projesine paydaş olmaktan onur duyuyoruz. Mazluma, mağdura ve mahzuna el uzatmak, destek olmak insanlık anlayışımızın, medeniyetimizin ve inancımızın gereğidir. Bu anlayışla, bu ve benzeri projelere desteğimiz ve katkı da bulunma isteğimiz, artarak devam edecektir.

·         Türkiye’nin yeni dönemde önceliği eğitim ve kültür alanlarına vermek durumundadır. Eğitim ve Kültür alanında atılacak adımların öncelikle eğitim sistemi ve organizasyonundan başlaması hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir gerçekliktir. Bu çerçevede;

a)      19. Milli Eğitim Şurasında alınan kararları ivedilikle hayata geçirmek,
b)      İnsanların temel tercihlerini sınırlayarak demokratik eğitim hakkının önünde engel teşkil eden ‘karma eğitim’ mecburiyetine son verilerek Karma öğretim yanında Kız ve Erkek öğrencilere münhasır eğitim kurumları da hizmete açmak,
c)      12 Eylül darbesinin ürünü olan çağdışı kılık kıyafet yönetmeliği yürürlükten kaldırmak,
d)     Eğitim alanı paydaşlarının görüş ve talepleri alınarak, herkesin yararlanmasına açık, özgün, maddi ve manevi açıdan tatminkâr, meslekte uzmanlaşmayı ve liyakat esas alan Öğretmenlik Kariyer Sistemi oluşturmak,
e)      Toplumun beklentilerine cevap veren, çocuklarımıza milli, manevi ve evrensel değerler ile çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri kazandırarak onlara toplumsal sorumluluk, şahsiyet ve karakter kazandıracak özgün müfredatlar geliştirilmek,
f)       YÖK’ün sadece planlama ve koordinasyon yapan bir kuruma dönüştürüldüğü; üniversitelerin özgür düşünceye sahip bireyler yetiştiren, bilimsel bilgi üretimi yapılan, akademik özgürlüğü, iş ve çalışma güvencesini esas alan kurumlar olabilmesi için katılımcı ve özgürlükçü bir yükseköğretim yönetimini önceleyen yeni bir Yüksek Öğrenim Kanunu çıkarmak noktasında daha hızlı adımlar atılmalıdır.

·         Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet riskini bertaraf etmek için, caydırıcı ve koruyucu önlemler eş zamanlı alınmalı, mesleğin itibarsızlaştırılmasının önüne geçilmelidir.

·         Eğitim kurumu yöneticilerinin atanmasına ilişkin tereddütlerin giderilmesinde yaşanan sıkıntılar, hem yöneticileri hem de eğitim kurumlarının sonraki öğretim yılına hazırlık sürecini doğrudan etkilemektedir. Eğitim kurumu yöneticileri ile eğitim kurumlarının gelecek planlarını sağlıklı yapabilmesine imkân sağlamak adına konuyla ilgili yargı kararlarının etkisi ve Bakanlığın nasıl uygulama yapacağı hususunun bütün tarafları tereddütten kurtaracak şekilde ivedilikle açıklığa kavuşturulması gerekir.

·         Yükseköğrenim gençliği önceliğinde öğrenciler açısından öncelikli taleplerin başında barınma ihtiyacı gelmektedir. Bu durum gözetilerek, öğrencilerin barınma ihtiyacını karşılamaya dönük yatırınlar arttırılmalı, Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yurtların yetersiz olduğu yerlerde STK ve gönüllü teşekküller, bu ihtiyacı karşılamaya katkı sağlayacak çalışmalara yönlendirilmelidir. Yurt kapasitesinin yetersiz olduğu yerleşim alanlarında öğrenim görenlerle ilgili olarak belli bir süre barınma bursu verilmesi gibi destekleyici önlemler alınmalıdır.

·         Engellilik durumunun bireye değil vücuttaki bir azaya ya da özelliğe ait olduğu bilinciyle; Engelli vatandaşlarımızın günlük hayatlarını, sosyal iletişimlerini engelsiz yaşayabilmeleri için gerekli tedbirler alınmalı, kamuda istihdamları artırılmalı, katılabilecekleri ve katkı sağlayacakları hayat boyu öğrenme süreçleri arttırılmalı, engelli kamu görevlilerine yönelik kariyer mesleklere ve üst düzey bürokratik görevlere atanmama yönündeki fiili durum sona erdirilmelidir

·         Demokrasinin ve sivil, özgürlükçü bir siyasal sistemin varlığı yönetilenlerin katılımıyla ve süreçlerde paydaş olmasıyla mümkündür. Bu doğrultuda 25. Yasama Dönemi, sivil toplum ve yasa koyucu irade ilişkilerinin olumlu yönde zirve yaptığı bir dönem olmalıdır. Yasama süreci başta olmak üzere politika geliştirme ve karar alma mekanizmalarında demokratik yönetimin ve katılımcılığın gereği olarak sendikalar paydaş olarak görülmeli ve bu aşamalarda aktif rol almaları yönünde bir zemin oluşturulmalıdır.

·         Zaman bilincine ve mekân şuuruna sahip bir gençlik, Türkiye’nin geleceğinin en büyük teminatıdır. Bu nedenle uyuşturucu, alkol vb. madde bağımlılığı olmayan, moral ve inanç değerleri yüksek, ilim, irfan ve hikmetle donatılmış bir gençlik yetiştirmek hepimizin sorumluluğudur.

·         Kadınlara yönelik şiddeti önlemek için caydırıcı tedbirler alınmalı; mobbing başta olmak üzere çalışma hayatında karşılaştıkları zorluklar ortadan kaldırılmalı, ailesine zaman ayırabilmesi için çalışma şartları iyileştirilmeli, yönetim alanlarında ve örgütlenmelerde kadınlara fırsatlar ve kolaylıklar tanınmalıdır.

·         Adalet bir sistemin bireye ve topluma verebileceği en vazgeçilmez hizmettir. Bu noktada, yakın dönemde çeşitli konulanda yapılan usulsüzlüklerle ilgili yargılama süreci hızlanmalı, idari soruşturma ile bu usulsüzlüklere dayalı olarak mağdur olanların mağduriyeti mali, sosyal ve özlük haklarına ilişkin tazmin iş ve işlemleri ivedilikle gerçekleştirilmelidir. Bu noktada, KPSS başta olmak üzere merkezi nitelikteki bazı sınavlarda yapılan usulsüzlükler neticesinde ortaya çıkan mağduriyetler derhal giderilmeli; emek ve umut hırsızları adalet önüne çıkarılmalıdır.

·         Ağustos ayında yetkili sendika olarak gerçekleştireceğimiz toplu sözleşme sürecinin, “bütçe disiplini” esareti altına alınmadan, taleplerimizin maliyetinden ziyade mahiyetinin konuşulduğu bir anlayışla yürütülmesi gerektiği konusunda kararlıyız.

·         Toplu Sözleşme’nin eşitler arası pazarlık olduğu gerçeğinden hareketle, Toplu Sözleşme süreci öncesinde Kamu İşvereni, Eğitim-Öğretim ve Bilim Hizmet kolunda toplu sözleme masasında bize sunacağı teklifleri, kamuoyuna deklare etmelidir

·         Eğitim çalışanları için toplu sözleşme masasına getireceğimiz talep ve teklifler; eğitim çalışanlarımızın talep ve teklifleri doğrultusunda teşkilatımız tarafından belirlendi. Eğitim-Bir-Sen; öğretim yılana hazırlık ödeneğinin herkese ödenmesi, 3.600 ek gösterge, ek ders ücretlerinin artırılması, nöbet ücreti ve bütün eğitim çalışanlarını kapsayacak taleplerle masaya oturacak ve masada yeni kazanımlar üretme, mevcut mali imkânları artırma stratejisiyle hareket edecektir.

·         Eğitim-Bir-Sen olarak; Balkan coğrafyasında, medeniyet paydaşı ülkeler ile yakın coğrafyadaki ülkelerde bulunan emek örgütleriyle özellikle de Eğitim ve Bilim alanında faaliyet gösteren sendikalarla iletişimi artırarak kısa ve orta vade bandında uluslar arası düzlemde bir sendikal örgüt oluşturma hedefini gerçekleştireceğiz.

·         Ortadoğu ve Arap yarımadası üzerinde tarih boyunca yürütülen kirli ve çok uluslu hesaplar bugünde kendini hissettirmektedir. Arap Baharı’nın demokrasi ve özgürlükle tanıştıracağı ülke ve toplum sayısının fazlalığından ürkenler, korktular ve Ortadoğu’yu ve Arap Yarımadası’nı yine kana buladılar. Ortadoğu ve Arap Yarımadası’nın kan, çatışma ve savaştan arınmadığı bir dünyanın insan için refah, insanlık için felah merkezi olamayacağı unutulmamalıdır. Bu doğrultuda, kültürel, tarihi ve medeni bağı olmayanların Ortadoğu ve Arap yarımadası üzerindeki hedeflerinden vazgeçmesi sadece bölge için değil insanlık ve dünya için de elzemdir.

·         Mısır’da demokratik seçimle işbaşına gelen ilk Cumhurbaşkanı Mursi ve İhvan’a yönelik acımasız ve vahşi tutum düzmece mahkeme ve onun kara mizah hükmündeki kararları ile devam ettiriliyor. İslam coğrafyasının bütününde etkisi bulunan ve tarihi bir misyonu da bulanan İhvan Hareketi’nin doğrudan ve yok etmek üzere hedef alındığı darbeden sonra yaşananlar; insanlık onurunun henüz bütün insanlar için ortak bir tanımının bulunmadığını kanıtlar niteliktedir. Muhammed Mursi, hakkında verilen idam kararını da o kararı veren mahkemeyi de o mahkemeyi kuran darbeciyi iradeyi de tanımıyoruz. Batı dâhil bütün dünya ülkeleri, ya Mursi’nin idamını durdurma çabalarına ortak olurlar ya da insanlık Mursi üzerinden idamının suç ortağı olurlar. 
 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.