Eğitim Çalışanları Ölüm Döşeğinde..

Öğretmeninden memuruna, akademisyeninden kredi yurtlar personeline kadar bütün eğitim çalışanları on üç yıldan beri akla hayale gelmeyen yöntemlerle ve bütün hukuk kuralları çiğnenerek hakları gasp edilmiş ve açlığa mahkûm edilmiş bulunmaktadır.

Eğitim Çalışanları Ölüm Döşeğinde..



Eğitim çalışanları ve eğitim sistemimiz ölüm döşeğinde son nefesini vermek üzere can çekişmektedir.Her türlü haksızlığı meşru sayarak yapılan idareci atamaları eğitim sistemini kevgire çevirmiştir. Hükümet, bu zulmü ve hak gasplarını yeterli bulmayarak bütün il ve ilçe milli eğitim müdürleri ile bütün okul müdür ve yardımcılarını görevden almayı ve kazanılmış özlük haklarını sona erdirmek bugünlerde yoğun gayret sarf etmektedir. Hak ettiği halde yedi yıldan beri profesörlük kadrosu verilmeyen öğretim üyeleri, dört-beş yıldan beri kadrosu gasp edilen doçentler bulunmaktadır. Dokuz ve on yıldan beri yardımcı doçentlik kadrosu bekleyen doktorasını tamamlamış araştırma görevlilerinin varlığı söz konusudur.  Yine İstanbul'daki bütün il milli eğitim müdür yardımcıları görevden alınarak eğitim uzmanı yapılmış, yerlerine 3 yandaş sendika yöneticisi il milli eğitim müdür yardımcısı ve 25 ilçe milli eğitim müdürü de görevden alınarak yandaş sendikanın şube başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve iş yeri temsilcileri ilçe milli eğitim müdürü olarak atanmıştır. İmtihana girmediği halde şef ve şube müdürü kadrosuna atananlar yanında, hakkını aramaya kalkanların sürüldüğü ve mobbinge maruz kaldığı bir düzen hüküm sürmektedir. Üniversitelerde keyfi olarak yapılmayan Görevde Yükselme Sınavları'ndan dolayı, çok sayıda lisans ve yüksek lisans mezunu memura hizmetli kadrosunda görev yaptırılmaktadır. Bu kaos ve zulümlerin yanı sıra eğitim çalışanları açlıkla imtihan edilmekte ve memur eğitimciler fazla çalıştırıldıkları halde hiçbir ücret alamamaktadır. Şoförler başta olmak üzere, yurt yönetim memurları ve koruma güvenlik memurları tatil ve bayram günleri çalıştırılmalarına rağmen kendilerine fazla mesai ücreti ödenmemektedir. Araştırma görevlileri de ikinci öğretim sınavlarında mesai saatleri dışında geceleyin, Cumartesi ve Pazar günleri zorunlu olarak görevlendirildikleri halde hiçbir ücret tahakkuk ettirilmemektedir. Daha doğrusu bütün eğitim çalışanları köle muamelesine tabi tutulmaktadır.  Kamu çalışanları içerisinde özellikle Eğitim Öğretim ve Bilim Hizmet Kolu'nda çalışan hizmetli, öğretmen, memur ve akademisyenlerin mağduriyeti, şu anda hepsinden daha büyük boyutlara ulaşmıştır. Ülkenin kıt imkânlarıyla yetiştirilmeye çalışılan en nitelikli kamu çalışanlarının başında gelen Üniversite mensupları on üç yıldan beri kelimenin tam anlamıyla mahvedilmiş bulunmaktadır. Profesörlerin ve birinci derecedeki doçentlerin maaşları bile kıdemli Kamu İşçileri'nin maaşlarının yarısından daha az iken; birinci derecenin altındaki doçentler, yardımcı doçentler, öğretim görevlileri, okutmanlar ve araştırma görevlileri ile öğretmenlerin, memur ve hizmetlilerin maaşları,  “maaş”  olmaktan çıkmış ve gerçekten bir  “sadaka” ya dönüşmüş bulunmaktadır. Çünkü eğitim hizmet kolu personelinin kıdemli profesörler hariç hepsinin maaşları “asgari geçim sınırının” altındadır ve bir bölümünün de açlık sınırının altında veya “açlık sınırının” yakınlarındadır.      Birinci derecedeki doçent makam tazminatı alırken üçüncü ve ikinci derecedeki bir doçent neden makam tazminatı alamamaktadır? Makam tazminatı birinci derece ile alakalı ise; birinci dereceye yükselen yardımcı doçentlere neden makam tazminatı ödenmemektedir?       Eğitim camiasının maaşına zam yapılması artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Zam yapılırken şunlara dikkat edilmesi gerekmektedir: 1) Akademisyenlerin en iyi yetişmiş, yetişmesine en fazla yatırım yapılmış ve aynı zamanda en yüksek nitelikli Kamu Çalışanı olmasının yanında, öğretmenden doktora varıncaya kadar bütün yüksek nitelikli elemanları yetiştiren kişiler olduğu ve diğer yandan da, Üniversite imkânlarının çok kıt olması yüzünden kendi mesleği için düşük maaşından harcama yapmak zorunda bulunan tek kamu personeli olduğu göz ardı edilmemelidir. Bugüne kadar hiç göz önüne alınmayan bu çok önemli husus Üniversitenin bugünkü çöküşünün en temel sebebini oluşturmaktadır. 2) Üniversite akademik personelinin maaşları hem genel olarak çok düşük düzeyde kalmış ve hem de kendi aralarında bir dengesizlik oluşturmuştur. Özellikle profesörler ve birinci derecedeki doçentler ile diğer personel arasındaki maaş farkı aşırı büyümüştür. Yapılacak olan zammın aynı zamanda akademik personel ve eğitim çalışanları arasında gerginlikler yaratan bu adaletsiz ve çirkin uygulamayı ortadan kaldırması mutlaka şart olmaktadır. 3) Çocuklarımızı yarınlara en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan öğretmenlerimizi, eğitim ve öğretimin ve hizmetlileri aksamadan yürümesinde büyük fedakârlıklar sergileyen idareci, memur, yurtlarda gençlerimize en üstün hizmeti sağlamaya çalışan Yurt-Kur personelinin geçinmek için çektiği sefaleti ve rezaleti görmezlikten gelmek yarınlarımızı karartmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bu ülkeyi idare eden hükümetlerin buna hakkı olmasa gerektir.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.