Eğitim, iflas etmiştir!

Eğitim, iflas etmiştir!

Eğitim, iflas etmiştir!



DOÇ. DR. ZEKERIYA BAŞKAL*

Taha Akyol, “Eğitim alarm veriyor!” başlıklı bir yazı yazdı.

Birkaç gün sonra sosyal medyadan açıklama yapan ünlü ve büyük bir şirketin üst düzey yöneticisi, kendisine başvuran üniversite mezunlarının CV'lerini çöpe attığını söyledi. Üniversite sınavlarına giren iki milyon öğrencinin binlercesi sıfıra yakın puan alıyor. Türk toplumunu iyi tanıyan ve ilginç istatistikler veren biri, insanların yüzde doksanı siyasete ilgi duyar diyor. Gerçekten de öyle. Eğitim alarm vermiyor, iflas etmiş; çöpe atılan CV'ler değil, insanların hayatları, hayalleri, kendilerine olan güvenleri. Ancak çok az kişi eğitimi konuşuyor, çok daha az kişi sistemin sorun ürettiğinin endişesi içinde.

İster ortalamada kırkın altında bir ülke olduğumuz PISA sonuçlarını ve ÖSYM'nin yaptığı sınavları ele alalım, ister öğrencilerle ve ailelerle konuşalım, ister tam bir muammaya dönüşen sınav açıklama sistemini ele alalım eğitim sistemi iflas etmiştir. Açılan yüzlerce okul, alınan öğretmenler, teknoloji fetişizmiyle malul projeler sizi aldatmasın.

Bir sistemin iflas edip etmediği girdilerle değil, çıktılarla ölçülür. Fabrikaya yüzlerce ton hammadde girebilir, o fabrikada yüzlerce işçi çalışabilir, fabrika bazı şehirlerden daha büyük olabilir, ancak fabrikanın verimli çalışıp çalışmadığının ölçütü sisteme harcanan emek ve maliyetle, sistemin ürettiği ürün ve kalitesi arasındaki ilişkidedir.

Sayıları iki yüzü bulan üniversitelerin her birine devletin harcadığı bütçe korkunç bir yekûn tutar. Örneğin 25 bin öğrencisi olan bir üniversiteye devletin ayırdığı yıllık bütçe, eski parayla en az yüz trilyon liradır. Bu üniversitedeki öğrencilere ailelerin aylık 750 lira harcadıklarını düşünürsek bu da 10 ayda 187 trilyona denk gelir.

İlkokulda anne-babalar, çocuklarını bin bir umutla okula gönderiyor. Toplum eğitimle ilgili hiçbir yatırıma, harcamaya karşı çıkmıyor. Özel sektörün hayır işlerinde en çok katkı sağladığı, katkı sağlamaya hazır olduğu alan eğitim. Ancak eğitim kalitesi olması gerekenden çok geride.

Eğitim sistemimiz en temel becerileri bile öğretemiyor: 12 hatta 16 yıllık öğrenimin sonunda sistem sağdan yürümeyi, kırmızı ışıkta durmayı, özürlülere bile öğretilen yemekten önce elleri yıkamayı, başkasının hakkına saygı göstermeyi, konuşmayı, yazmayı bile öğretemiyor. Yollarımızda, caddelerimizde, yaya kaldırımlarımızda tam bir kaos hakim. Üniversiteyi bitiren öğrencilerin büyük bir kısmı arka arkaya yanlışsız üç cümle kuramıyor. Evet, yabancı dili bırakın kendi anadillerinde art arda üç cümle kuramayan binlerce, yüz binlerce üniversite mezunu var bu ülkede.

İki yüze yakın üniversite var. İsteyen hemen herkes bir bölüme ya da programa yerleşiyor. Bunlardan bazıları ilçe statüsündeki köylerde. Buralardan mezun olan öğrencilerin alanlarıyla ilgili hiçbir işte istihdam edilmeyeceklerini yöneticiler çok iyi biliyor. Ancak aileler ve öğrenciler gereksiz, anlamsız bir beklentiye sokuluyor. Hem maddi hem psikolojik olarak büyük kayıplarla sonuçlanıyor bu beklentiler.

İktidar onaylamadan köyde bile müdür olmak zor!

Eğitim sistemimizde yöneticiler büyük ölçüde siyasete angaje olmuşlardır. Sendikalar bu işin sadece yasal kılıfını sağlamaktadır. Atanan her yönetici, siyasetçiler tarafından onay görmek zorundadır. Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla Danıştay'ın kararlarından etkilenen 10 bin müdür, 40 bin müdür yardımcısı, 6800 okul yöneticisi var. Kısaca söyleyelim: Siyasi iktidarın onayını almamış birinin bir köy okulunda bile yöneticilik yapması çok zordur.

Kurumlar sadece istatistiklere kurban ediliyor: Ülkemizdeki pek çok kurum sadece bir siyasetçilerin konuşmalarında sayısal verileri artırmak için var. Buna üniversiteler ve liseler de dâhil. Yetişmiş akademisyen olmadan onlarca üniversite açmanın başka türlü izah edilebilir yanı yok. Yetişmiş hoca olmadığı zaman bir üniversiteyle bir mobilya deposu arasındaki fark sadece isim farkı.

Görevden alınan binlerce yönetici, son sınıfta okulu kapatılan öğrenciler var. Görevden alınan, değiştirilen, müdürken öğretmen yapılan, öğretmenken sadece siyasetçilere yakın görünüyor diye yönetici yapılmış binlerce insan var. Bu yöneticilerin yönettikleri okuldaki öğretmenlerin, öğrencilerin psikolojisi bu keyfi tutumdan etkilenmez mi?

Sağlıklı çalışan bir eğitim sistemi bireylere, topluma ve insanlığa fayda üretir. Katma değer sağlar. Bizdeki eğitim sistemi ise bunları yapamıyor. Tam tersi bireylerin beklentilerini boşa çıkarıyor, onların zamanlarını heba ediyor; toplumun kaynaklarını israf ediyor, geleceğini sağlıklı şekilde planlamasını zorlaştırıyor. Kendine ve topluma faydalı olmayan bireyler yetiştiren bir sistemin insanlığa faydalı olması zaten beklenemez.

Eğitim sistemimizden çıkan insanların durumunu Tanpınar'ın şu cümleleri çok güzel özetliyor: “Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. Sen cilt yapıyorsun, şiraze nedir bilirsin. Bizde insan şirazesiz kalmış.”

Eğitim sistemimiz, insanı bozuyor, insana yanlışı, kötüyü, kolaycılığı, çalışmadan kazanmayı, işe yaramayacak becerileri öğretiyor. İşin acı tarafı, her geçen gün sistem, bu insanların sayısını artırıyor.

* İpek Üniversitesi

 

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.