Eğitime savaş açan bakan

Milli Eğitim Bakanı ve ekibinin yaptıkları işin tek bir adı var: ‘Eğitim kurumlarını terörize etmek'. Karşımızda sürekli yasa çiğneyen ve eğitim kurumlarına çekirge sürüleri gibi saldıran bir örgüt var. Kreşler terör örgütü diye basılabiliyor... Terörle mücadele polisleri 3-5 yaşındaki çocukların oyuncaklarını ‘suç aleti' diye inceliyor. Elişi kâğıtlarına eldivenle bakılıyor. Korkmak lazım, bir gün böyle bir örgüt MEB'de de aranırsa ne olur?

Eğitime savaş açan bakan



Milli Eğitim Bakanı ve ekibinin yaptıkları işin tek bir adı var: ‘Eğitim kurumlarını terörize etmek'. Karşımızda sürekli yasa çiğneyen ve eğitim kurumlarına çekirge sürüleri gibi saldıran bir örgüt var. Kreşler terör örgütü diye basılabiliyor... Terörle mücadele polisleri 3-5 yaşındaki çocukların oyuncaklarını ‘suç aleti' diye inceliyor. Elişi kâğıtlarına eldivenle bakılıyor. Korkmak lazım, bir gün böyle bir örgüt MEB'de de aranırsa ne olur?

Çünkü bir kreşte bulunabilecek suç delili en fazla molotof bombası olarak atılacak kullanılmış çocuk bezi olur. Lego kutuları, çocuk mamaları olur. Lazımlık olur. Ama Bakan ve arkadaşlarının icraatları böyle masum değil. İntikam ve nefret dökülüyor.

Kreşteki çocukların oyun oynarken gürültü yapıp mahalleyi ayağa kaldırmasına mizahen ‘çocuk terörü' denebilir. Bazen de top oynarken cam kırabilirler.

Çocuklar cam kırdıklarında mahcubiyetle kaçışıp saklanır. Hoca ve arkadaşları ise hicap duymadan ‘AYM'nin taktığı yeni camları indirmek' için yeni yönetmelik hazırlıyor. Anayasayı yere sermiş, maddeleri üzerinde birdirbir ve uzuneşek oynuyorlar.

Kreş çocukları bazen büyümüş de küçülmüş gibi davranır. Bakan ise sanki küçülmüş de büyümüş. Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi ‘ben anayasa falan bilmem, benim dediğim olacak' diye yasalara savaş açıyor, ‘dönüşüm masalları' anlatıyor.

Bakan hakkında herhangi bir yolsuzluk veya hırsızlık iddiası gündeme gelmedi. Yani icraatlarından başka utanacağı bir şey yok. Peki boğazlarına kadar yolsuzluk ve hırsızlığa batmış bir çete için niçin kendini bu kadar paralıyor? Bu aşırı motivasyonun kaynağı ne?

EĞİTİME SAVAŞ AÇAN TEK MİLLİ EĞİTİM BAKANI

Sanayi bakanı ne iş yapar? Sanayi kuruluşlarının önünü açar, sanayiyi geliştirir. Tarım bakanı ne iş yapar? Tarımı geliştirir. Spor bakanı ne iş yapar? Sporun sevdirilmesine gayret eder. Bir ülkenin en hayati bakanı kimdir? Şüphesiz milli eğitim bakanı.

Milli eğitim bakanı ne iş yapar? Gençliğin iyi eğitim almasına, yeteneklerinin zayi olmamasına çalışır. Bir bakıma ülkenin geleceğini imar eder. Bizde ise tam tersi yapılıyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca 60 milli eğitim bakanından hiçbiri eğitim kurumu kapatmadı. ‘Eğitim'e savaş açmadı.

Bakan ve yandaşları ise ‘Eğitimi nasıl sınırlarız, şu dersi verirsin ama şu dersi veremezsin', ‘Cumartesi verirsin ama pazar veremezsin' diye yönetmelik icat ediyor. Yaptıkları, abartısız bir ‘eğitime darbe' girişimi. Hazırladıkları yönetmeliğin Danıştay'dan dönmesi, yönetmelikle alay edilmesi umurlarında değil. Sırtlarını hukuka değil, çatırdayan Saray duvarına dayamışlar.

Çünkü hukukun cari olduğu ülkelerde ‘eğitim kurumlarında' cadı avı yapılmaz. Yapan hesap verir.

Hukukun ciddiye alındığı ülkelerde ‘Anayasa Mahkemesi kararını nasıl yok ederiz' diye toplantı üstüne toplantı yapanlar yargılanır.

Demokratik ülkelerde ‘Pazar günleri fizik, kimya, matematik öğretmek yasaktır' diye yönetmelik hazırlayanları en fazla fotokopi makinesine merdane yaparlar.

MEB'e ait 30 bin ilköğretim okulu tel tel dökülürken, sınıflarda 60 öğrenci balık istifi eğitim yaparken ‘özel kurslar 30 kişi olmaz, öğrenci sayısı 16 olacak' diye yönetmelik çıkaranın aklından şüphe edilir.

Hepsinin ötesinde demokratik bir ülkede seçimlerde meşruiyetini yitirmiş bir hükümet hiçbir şey olmamış gibi ‘yangından mal kaçırmaya' kalkmaz. İntikam operasyonları yapmaz.

Hep beraber çiğnedikleri anayasa maddesi şu: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” (138)

Adalet topaldır, ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır.” derler. MEB'e çökmüş bakan ve ekibi, hukuk geri geldiğinde ‘cürüm işlemek için teşekkül oluşturup' savaş açtıkları eğitim kurumlarının ve işsiz bıraktıkları 60 bin öğretmenin hesabını mutlaka verecek.

O gün geldiğinde bakan, müsteşar Yusuf Tekin ve diğer suç ortakları sığınacakları bir Saray odası bulabilmeleri temennisiyle... v.ayhan@zaman.com.tr

VEYSEL AYHAN

zaman


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.