Erdoğan, Ermeni Mesajını Savundu: Korkuyla Yaşayan Devlet, Reform Yapamaz

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1915 Olayları'nın yıldönümünde hayatını kaybeden Ermeniler için yayınladığı taziye mesajının gerekçelerini, TBMM’deki AK Parti Grup Toplantısı’nda anlattı. Tarihe artık farklı gözlerle bakılması...

Erdoğan, Ermeni Mesajını Savundu: Korkuyla Yaşayan Devlet, Reform Yapamaz



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1915 Olayları'nın yıldönümünde hayatını kaybeden Ermeniler için yayınladığı taziye mesajının gerekçelerini, TBMM’deki AK Parti Grup Toplantısı’nda anlattı. Tarihe artık farklı gözlerle bakılması gerektiğini belirten Erdoğan, geçmişte yaşanan acıların ve korkuların hem Osmanlı Devletinin hem Türkiye Cumhuriyeti’nin bir takım yöneticileri, elitleri tarafından son derece elverişli bir istismar aracına dönüştürüldüğünü belirtti ve "Milletin yaşadığı korkular millet üzerinde bir tehdit, şekillendirme aracı olarak kullanıldı." dedi. Bölünme ve irticanın, toplumu terbiye etmek için kullanılan, neticesi de alınan 2 önemli korku olduğunun altını çizen Erdoğan, bu açıdan her devletin korkularıyla yüzleşmesi gerektiğini kaydetti: "100 yaşında, 200 yaşında korkularla yaşayan hiçbir millet, hiçbir devlet reform yapamaz." dedi.

2014 yılından 2023 yılına kadar bir dizi çok önemli tarihi olayın 100. yıldönümlerinin idrak edileceğini söyleyen Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı’nın bu sene 100 yıldönümü olduğunu hatırlattı. Erdoğan, “1. Dünya Savası Osmanlı Cihan devletinin tarih sahnesinden silinmesiyle sonuçlanmış, Türkiye Cumhuriyeti de bu dünya savaşının ardından kurulmuştur. 1914 yılının kış aylarında Sarıkamış Harekatı yapılmış, çok sayıda askerimiz bu harekatta şehitlik mertebesine ulaşmıştı. 100. yılına ulaştığımız Sarıkamış Harekatı’nı da bu yılın sonundan itibaren farklı etkinliklerle idrak edecek, şehitliklerimizi ve şehitlerimizi şehadetlerinin 100. yılında farklı şekilde yad edeceğiz” dedi. 2015 yılının da yine önemli hadiselerin 100. yılına tekabül ettiğini ekledi.

"TARİHE ARTIK FARKLI GÖZLERLE BAKILMALI"

Gelecek yıl 1915 olaylarının da 100. yılı olduğunu belirten Erdoğan, önemli hadiselerin 10'uncu, 50'nci ve 100'üncü yıldönümlerinin diğerlerinden farklı olarak ele alındığını, bu yıldönümlerinde daha geniş ve kapsamlı değerlendirmelerin yapıldığını vurguladı. Tarihe artık farklı bir gözlükle bakılması gerektiğini söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti: “Hadiseler sıcakken üzerinde yapılan değerlendirmeler yeterince sağlıklı olmuyor. Yine bir çok hadise sıcaklığını korurken, bu hadiselerin içyüzleri de objektif şekilde ele alınmıyor, alınamıyor. Daha ziyade tarih güçlüler tarafından yazılıyor. Kendi tarihimiz bakımından biz bu talihsizliği maalesef çok derin ve acı şekilde yaşadık. Tarihimiz ya galipler ya da güçlüler tarafından çarpıtılarak yazıldı ya da bizzat kendi resmi tarihçilerimiz tarafından belli bir şablon içinde çarpıtılarak kayda geçildi. 100 yıl yani 1 asır oldukça uzun bir zaman gibi. Köprünün altından çok sular aktı, zaman yaraların bir çoğunu tedavi etti. Eskiye ait çok sayıda tartışma, münakaşa artık yerli yerine oturdu. Dünya üzerinde devletler genellikle arşivlerindeki gizli belgelere 50 yıllık bir gizlilik süresi koyarlar. Çok nadiren 100 yıllık gizlilik süreleri olur. 50 yıl, 100 yıl içinde tarihin gizli ya da açık hadiseleri artık insan hafızasında bir yere oturur. Tabulardan, ön yargılardan, politik kaygılardan azade şekilde konuşmaya başlanır. Bizimde millet olarak 100. yıldönümlerine ulaştığımız bütün bu hadiseleri soğuk kanlılıkla, önyargılardan, siyasi tartışmalardan uzak şekilde ele alma, gerçekleri olduğu gibi öğrenme ve öğretme vaktimizin geldiğine inanıyorum. Bizim 100 yıl önceki bütün bu olayları artık korkularımızdan arınarak, kurtularak ele almamız gerektiğini düşünüyorum.”

"YAŞANAN ACILAR VE KORKULAR HEM OSMANLI'DA HEM TÜRKİYE'DE İSTİSMAR ARACI OLDU"

Bundan 3 asır önce, 1699’da Osmanlı Devleti’nin Karlofça Anlaşmasını imzaladığını ve ilk kez toprak kaybettiğini kaydeden Erdoğan, “Bu tarihten itibaren 1923 yılına kadar 224 yıl boyunca devletimiz, milletimiz, ecdadımız, bizim kendi dedelerimiz sürekli cepheden cepheye koştular. Nadir zaferlerin yanında sürekli büyük yenilgiler yaşandı. Çok büyük trajedilere maruz kaldık, büyük göçleri katliamları yaşadık. Anadolu’nun, Trakya’nın hemen her evinden ve ailesinden fertler cepheye gittiler ve geri dönmediler. Trajedilerle dolu bu süreç son derece tabi bir biçimde milletimizin hafızasında acı bir yer edindi, bir takım korkuların oluşmasına yol açtı. Yaşanan bu acılar, bu korkular hem Osmanlı Devletinin hem Türkiye Cumhuriyeti’nin bir takım yöneticileri, elitleri tarafından son derece elverişli bir istismar aracına dönüştürüldü. Milletin yaşadığı korkular millet üzerinde bir tehdit, şekillendirme aracı olarak kullanıldı.” dedi.

"İKİ ÖNEMLİ KORKU: BÖLÜNME VE İRTİCA"

Son 200 yıldır da bu topraklarda bölünme ve irticanın, toplumu terbiye etmek için kullanılan, neticesi de alınan 2 önemli korku olduğunun altını çizen Erdoğan, “Bazı önemli hadiselerin 100. yılına yaklaşırken bu korkuların bir tehdit aracı olarak kullanılmasını masaya yatırmak, bu korkuların üzerine artık cesaretle gitmek zorundayız. Bunu sadece 100 yıl önceki belli hadiseler için söylemiyorum, 100 yıl ve öncesinden bugüne gelen, belirsizliğini koruyan, resmi tarih şablonu içinde hapsolan ve sürekli istismar aracı olarak kullanılan her hadisenin artık tüm boyutlarıyla açığa çıkması en büyük arzumuzdur. İttihat ve Terakki Fırkası, 31 Mart vakası, Balkanlardaki, Hicazdaki, Doğu Anadolu’daki isyanlar, 1915 olayları sağlıklı şekilde konuşulmamış, yazılmamış, siyasi istismar haline getirilmiş, her meseleyi açık yüreklilikle konuşalım diye bu güne kadar defaatle bunu ifade ettik. En başta tüm bu meselelerin 100 yılın ardından artık siyasetin konusu ve malzemesi olmaktan çıkaralım. Bilim adamlarına, tarihçilere yani gerçek sahiplerine bu işi havale edelim” ifadelerini kullandı.

"HER DEVLET TARİHİYLE YÜZLEŞMELİ"

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tarih ile tarihin gerçekleri ile yüzleşmek sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletinin yapacağı bir yüzleşme değildir. 100 yıl öncesine ait korkuları, acıları, sürekli derin tutan, büyüten, bunları toplumlarını şekillendirmek için kullanan her devletin artık bu yüzleşmeyi yapması gerekir. 100 yaşında, 200 yaşında korkularla yaşayan hiçbir millet, hiçbir devlet reform yapamaz, istikbalini sağlıklı bir şekilde inşa edemez. 77 milyonun her bir ferdinin kendisini bu ülkenin asıl sahibi olarak hissetmesini, özgüven içinde olmasını, başını öne eğmeden dimdik ayakta durmasını gönülden arzu ediyor, bunun samimi hayaliyle yaşıyorum. 12 yıldır milletimize ve devletimize bu özgüveni kazandırmanın mücadelesini veriyoruz”

"İNANDIĞIN GİBİ YAŞAMAKTA KORKMAYACAKSIN"

Geçen hafta Sinan Erdem Kapalı Spor Salonu’nda binlerce gence bu konuyu anlattığını aktaran Erdoğan, “Bu ülkenin bir vatandaşı etnik kökeninden, mezhebinden, dilinden, inancından, değerlerinden, yaşam tarzından dolayı eğer ayrımcılığa uğruyorsa orada zulüm vardır. Biz 10 yıllardır devam eden bu zulmü, bu ayrımcılığı sona erdirmenin mücadelesini veriyoruz. Bununla birlikte bu ülkenin her bir ferdinin de bu ayrımcılığın ortadan kalkması için cesur olmasını, öz güvenli olmasını bekliyoruz. AK Parti olarak 12 yıldır çok kararlı şekilde hem bu zulmün hem de bu korkuların üzerine gidiyoruz. Türk müsün? korkmayacaksın. Kürt müsün, Arap, Çerkez, Laz, Roman, Boşnak mısın, artık korkmayacaksın. Sünni misin, Alevi misin, artık korkmayacaksın. Namaz kıldığın için, oruç tuttuğun için, Kur’an okuduğun için, çocuğunu Kur’an kursuna gönderdiğin için, başörtüsü taktığın için artık çekinmeyeceksin, artık başını öne eğmeyeceksin, artık korkmayacaksın. Annenden öğrendiğin dili konuştuğun için mahcup olmayacak, korkmayacaksın. Düşünceni ifade etmekten, inandığın gibi yaşamaktan, yaşam tarzını muhafaza etmekten korkmayacaksın, çekinmeyeceksin” değerlendirmesinde bulundu.

"BÖLÜNDÜK MÜ?"

Bugün hala belli konularda korkuları olan hala korkutulan vatandaşların da bu korkularını cesaretle sorgulamalarını istediğini belirten Erdoğan, "Asırlardır bizi bölünmekle korkutuyorlar. Bölünürüz parçalanırız dağılırız. Hep böyle diyerek asırlardır özgürlüklerin önüne set çekiyorlar. İşte şu 12 yılda bize asırlardır korkuttukları bu konularda biz cesur adımlar attık. Ne oldu Türkiye bölündü mü? Diyarbakır’a giderseniz Kürt meselesi derseniz Türkiye bölünür diyorlardı. Ben 2005’te dedim, ne oldu bölündü mü? Farklı dil ve lehçelere izin verirsek Türkiye bölünür diyorlardı, ne oldu? Bu ülkede anneler babalar çocuklarına istedikleri ismi veremediler. Niye? Bölünürüz diyorlardı. Biz serbest bıraktık. Ne oldu bölündük mü. Çıkartılmış her yasanın her reformun karşısına Türkiye bölünür diye karşı çıktılar. 12 yıldır yaptığımız hangi reform Türkiyeyi böldü, hangi yasal düzenleme Türkiye’nin dağılmasına sebep oldu?" diye sordu.

İRTİCA KORKUSUNA M. AKİF VE N. FAZIL'DAN ÖRNEKLER VERDİ

Bir başka korku aracının irtica korkusu olduğunu dile getiren Erdoğan, "150 yıldır milletin değerlerine sahip çıkmasına inançlarını yaşamasına irtica gelir korkutmasıyla karşı çıktılar.” dedi. Ardından Mehmet Akif’ten şu mısraları okudu: “Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!.. – Boğamazsam Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle ,Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle! Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım. Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu… İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?"

Konuşmasında şair Necip Fazıl'ın "Başörtüsü bilime engelmiş...Siz uzaya mekik gönderdiniz de, başörtüsüne mi takıldı?" sözüne de göndermede bulunan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “İşte buyurun Akif merhum bu da böyle anlatıyor. Eğer bu irtica ise hepimiz mürteciyiz. Üniversitelerde başörtüsünü özgür hale getirdik, irtica mı geldi? Kamuda başörtülü çalışma imkanı getirdik irtica mı geldi? İmam hatip liselerinin kuran derslerinin Siyer-i nebi derslerinin önünü açtık, irtica mı geldi? On yıllarca tahkir edilen horlanan selam verdiği namaz kıldığı oruç uttuğu için aşağılanan insanımıza özgürlük ve özgüven temin ettik, irtica mı geldi? Yaptığımız reformlar ne Türkiye’yi böldü ne de Türkiye’yi geri götürdü. Tam tersine Türkiye daha bir oldu, daha bir kardeş oldu, bütün oldu. Özgürlüklerle demokrasi ile Türkiye her alanda çok daha ileri seviyeleri yakaladı. Ne diyorlardı? ‘Uzay çağında başörtüsü mü takılır?’ Böyle diyorlardı. İşte şu anda başörtüsü serbest. Türkiye de uzay çağını uzaktan izlemiyor. Tam aksine artık yaşıyor. Ardı ardına uyduları uzaya bu iktidar gönderiyor. Ya başörtüsüne karşı çıkanlar uzaya uydu falan göndermedi. İnsansız hava araçlarını bu iktidar üretiyor. Görüyoruz ki başörtüsü o uyduların kuyruğuna takılmıyormuş. 12 yıl içinde korkuların, endişelerin, çekincelerin ne kadar yetersiz, asılsız olduğunu gördü. Asırlardır bizi korkuttukları meselelerin çözümünün aslında ne kadar basit, kolay olduğunu gördük. Biz korkuları ile yaşayan korkularını yaşatan ve sürekli çoğaltan bir millet olamayız. Yüz yıl öncesine ait korkuların bugün hala toplumu ve siyaseti şekillendirmesi için istismar edilmesine biz müsaade edemeyiz."

BÖLÜNÜRÜZ KORKUSUYLA TOPLUM BASKI ALTINA ALINDI

En az 200 yıl bölünürüz parçalanırız dağılırız geriye gideriz korkutmalarıyla Türkiye’de siyaset ve toplumun baskı altına alınmak istendiğini savunan Erdoğan, "Korkan bir millet geleceği inşa edemez, korkan bir devlet dünyada iddia sahibi olamaz. Korkularıyla yaşayan toplumlar reform yapamaz. 100 yıl 200 yıl öncesinin korkularını hafızalarından ve ruhlarından söküp atamayanlar küresel denklemde kendilerine yer bulamaz. Bizim İstiklal Marşı’mızın millete ilk talimatı korkma talimatıdır: ‘Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak. Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak! O benim milletimin yıldızıdır parlayacak. O benimdir o benim milletimindir ancak! İşte biz 12 yıldır lafla değil fiiliyatta korkmuyoruz. Bu milletin korku içinde yaşamasının hiçbir nedeni olmadığını da her fırsatta vurguluyoruz. Biz geçmişin ağırlıklarından, prangalarından, zincirlerinden cesaretle kurtuluyoruz. Geçmişin korkularını tek tek söküp atıyor, Türkiye’nin önündeki korku duvarlarını yıkıyoruz. Bizim kadim tarihimizde utanacağımız korkacağımız yüzleşmekten çekineceğimiz hiçbir hadise bulunmuyor. Her hadise ile yüzleştik ve yüzleşiriz. İşte Dersim hadisesi ile yüzleştik. Ana muhalefetin genel müdürü yüzleşebildi mi? Dersim’in gerçek destekleyicisi onlardı. O katliamın arkasında faili onlardı. Ayıplayabiliyor mu? CHP hala bunun hesabını verebildi mi? Veremedi, veremez. Ama bakın CHP’nin genel müdürü kalkıp bu konuda bir kelime edemedi. Niye? Hayatı bu." dedi.

FAİLİ MEÇHULLERLE YÜZLEŞTİK

İktidarları döneminde faili meçhullerle yüzleştiklerini belirten Erdoğan, "Diyarbakır cezaevi ile yüzleştik. Sivas, Çorum, Kahramanmaraş, Gazi Mahallesi olayları ile yüzleştik. Bizim iktidarımızda olmadı bunlar. Devletin devamlılığında hareketle bunları da ortaya çıkardık. Korkularla yasaklarla yüzleştik. Siyasetçi olarak biz üzerimize düşeni yaptık, yapmaya çalıştık. Karanlık her hadisenin aydınlatılması için cesaretlendirici yüreklendirici olduk. Yazılamayanların yazılmasını konuşulmayanların konuşulmasını temin ettik. Korkuların yersiz asılsız olduğunu gösterdik. Biz korkmayacağız. Biz tarihi farklı yazanlardan çarpıtanlardan tarihinden utananlardan ve korkanlardan olmadık ve olmayacağız." diye ekledi.

TARİHİN ESİRİ OLANLAR GELECEKLERİNİ YAZAMAZLAR

Tarihinde ne yaşanmış olursa olsun hiçbir milletin tarihinin esiri olamayacağını ifade eden Erdoğan, "Tarihinin esiri olan milletler geleceğin tarihini kendileri yazamaz, kendileri inşa edemez. 1914 - 1922 arasında dedelerimiz onlarca devletle savaş yaptılar. Rusya İngiltere Fransa Yunanistan İtalya ile savaştılar. Bütün Arap coğrafyası ile mücadele verdiler. Gazi Mustafa Kemal 29 Ekim 1923’ten itibaren tüm devletlerle yeni bir sayfa açtı. Gazi Kemal Osmanlı ordusunun bir zabiti olarak neredeyse tüm cepheleri görmüştü. Yaşanan acılara şahit olmuştu. Ama kin gütmedi, küsmedi. Uluslararası ilişkileri intikam duygusu üzerine tesis etmedi. 100 yıl öncenin kinine takılıp kalsak, bugün bölgemizdeki hemen hiçbir ülke ile iyi ilişkilerimiz olamaz. Esasen fertlerin devletlerin ve milletlerin psikolojisi asırlık acıların üzerine de bina edilemez. Asırlık acılarla yüzleşmekten korkuluyorsa bu devletler ve milletler adına sağlıklı bir ruh hali olamaz." şeklinde belirtti.

"BÜYÜK DEVLETLERİN KORKUSU OLMAZ"

12 yıldır tarihimizle yüzleşmeye hazır olduklarını söylediklerini kaydeden Erdoğan, "Hafızalardaki korkuları gidermeye hazırız. Bunu başaracak olan siyasetçilerden önce bilim insanlarıdır. Biz arşivlerimizi açmaya da hazırız. Bizim şu anda arşivlerimiz açık. Diyoruz ki hıçkırıkları durduralım gözyaşlarını dindirelim önyargıları bir kenara bırakalım. Taraftar gözlüğü ile değil objektif biçimde tarihi gerçekleri ortaya çıkaralım. Birbirimize karşı korkuları kini nefreti çoğaltmayı bırakalım, birbirimizin acısını anlamaya çalışalım. Biz Türkiye olarak buna hazırız, bizim korkumuz yok. Büyük devletlerin milletlerin korkusu olmaz, bizim de korkumuz yok. Çok büyük acılar çekmiş bir millet olarak yeryüzündeki her milletin her ferdin acılarını anlarız, acı çekenlerin hissiyatını çok iyi biliriz. Biz tarihi aydınlatmaya hazırız. Biz ortak acılarımızı paylaşmaya ve anlamaya hazırız. Korkmadan, çekinmeden, sıkılı yumruklarla değil tokalaşarak konuşmaya hazırız. Büyük bir devlet ve millet olarak tarihinden ve istikbalinden korkmayan bir ülke olarak, bir asır önceki hadiselerin aydınlatılmasını isterken, acıları paylaşırken, karşı taraftan da bunu görmeyi arzu ediyoruz." dedi.

"ERMENİSTAN DEVLETİNDEN DE AYNI CESUR ADIMI BEKLİYORUZ"

Erdoğan, taziye mesajının ardından beklentilerini ise şöyle sıraladı: “Umut ediyorum ki gerek Ermenistan devleti gerek Ermeni diasporası bizim bu yürekli adımımızı görürüz. Aynı yürekli aynı cesur tavrı onlardan da görür ve bekleriz. Biz geçmişin acıları, acı hatıraları üzerine değil, umut üzerine barış, dostluk dayanışma üzerine bir gelecek inşa etmek istiyoruz. Bu yolda bizimle yürüyen herkesle biz de yürürüz. Bir kez daha 99 yıl önceki hadislerde hayatını kaybeden tüm Osmanlı vatandaşlarına, taziyelerimizi ifade ediyor Rabbim bize ve hiçbir millete bu tür acılar yaşatmasın diye dua ediyorum. Biz açıklamamızı yaptık. Sonra gerçekten samimi olan birçok Ermeni vatandaşlarımızdan bu konuda gazetelerde tebrikler tebrik telgrafları ve şimdi de bazı ziyaretler için randevu talepleri oldu. Bizimle yaşayanlar bu işin farkında ama bizimle yaşamayıp da diasporanın kontrolü altında olanlar, hala dünyayı karıştırmanın gayreti içindeler. Dünyada da samimi olan ülkeler bizim bu resmi açıklamamızdan sonra 8 ayrı dilde yapılan bu açıklamalardan sonra onlar da bu konudaki olumlu yaklaşımlarını ifade etmeye başladılar. Biz bu duruşumuzu aynen devam ettireceğiz, devam ettiririz.”

MUHALEFETİ DE ELEŞTİRDİ: KORKAKSINIZ

24 Nisan’da yayınladığımız bu mesajın ardından muhalefetin eleştirilerine cevap veren Erdoğan, "CHP ve MHP’nin derhal istismar siyasetine başladıklarını gördük. Açıkçası ben şaşırmıyorum. Zira Türkiye’nin asırlık korkularını istismar konusu yapmak CHP ve MHP için her zaman siyasetlerinin merkezlerinde olmuştur. Bunlar zannediyorlar ki AK Parti attığı adımları bize sorarak atar. Veya bizden çekinerek atar. Biz kararlarımızı istişare ile alırız. Sizin bu konudaki duruşunuzu zaten biliyoruz. Sizin atacağınız adım olsaydı 100 yıl boyunca atardınız. Siz bu adımları atamadınız çünkü siz ürkeksiniz siz korkaksınız. Şimdi savundukları konulara bakın. AK Parti karşısında ya da reformlar karşısındaki tutumlarına bakın. Bu iki partinin her zaman korkulardan tehditlerden ve acılardan beslendiğini göreceksiniz." dedi.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.