Gülen: Esas Kaybeden Onlardır!

Hocaefendi, haksızlıklar karşısında “Yürüdüğünüz yol doğrudur, inhiraf yaşamayın” dedi.

Gülen: Esas Kaybeden Onlardır!



 Fet­hul­lah Gü­len Ho­ca­efen­di,  Bay­ra­ma Has­ret Asır­lar ve Yum­ruk­lan­dık­ça Güç­le­nen Ba­ha­dır­lar baş­lık­lı soh­be­tin­de Hiz­met Ha­re­ke­ti’­ne yö­ne­lik hak­sız­lık­lar, Kur­ban Bay­ra­mı ve gün­de­me iliş­kin özel de­ğer­len­dir­me­ler yap­tı. “Yü­rü­dü­ğü­nüz yol doğ­ru­dur, in­hi­raf ya­şa­ma­yın, yü­rü­yün o yol­da. Çün­kü siz ya­şat­mak için ya­şı­yor­su­nu­z” di­yen Ho­ca­efen­di, dün­ya­nın de­ği­şik yer­le­ri­ne gi­dil­me­si­ni be­lir­te­rek okul, aşe­vi ve has­ta­ne­ler açıl­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni vur­gu­la­dı. İş­te Ho­ca­efen­di­’nin soh­be­tin­den sa­tır baş­la­rı:
 
YÜ­RÜ­DÜ­ĞÜ­NÜZ YOL DOĞ­RU YOL­DUR 
 
Bir yol­da yü­rü­yor­su­nuz. Zer­re ka­dar ken­di­ni­zi in­hi­ra­fa sal­ma­dan yü­rü­dü­ğü­nüz bu yol; bas­kı­lar ne ka­dar şid­det­li olur­sa ol­sun, doğ­ru yol­dur. İn­hi­raf ya­şa­ma­yın, yü­rü­yün o yol­da. Çün­kü siz ya­şat­mak için ya­şı­yor­su­nuz. Sağ­da sol­da yok­sul­lu­ğa ma­ruz kal­mış, pe­ri­şan, der­be­der, dün­ya­nın de­ği­şik yer­le­rin­de ız­dı­rap­la inim inim in­le­yen in­san­la­ra el uzat­mak da va­zi­fe­niz­dir. 
Kur­ban­lar­da kur­ban gö­tü­re­cek­si­niz. Pa­ra im­kân­la­rıy­la im­dat­la­rı­na ko­şa­cak­sı­nız. Has­ta­ne­ler, im­kan­lar el ver­di­ği za­man da okul­lar aça­cak­sı­nız. Keş­ke ko­şa­bil­sey­dik, dün­ya­da bu tür­lü maz­lu­mun, mağ­du­run, mah­kû­mun, mev­ku­fun, mus­tan­ta­kın, sor­gu­ya çe­ki­le­nin im­da­dı­na ko­şa­bil­sey­dik.
 
BU MİL­LET BE­Lİ­Nİ DOĞ­RUL­TA­MAZ 
 
Si­ze hu­su­met bes­le­yen, ders­ha­ne­le­re ili­şen, ül­ke­yi bir mu­ha­be­rat dev­le­ti­ne dö­nüş­tür­me gay­re­ti­ne gi­ri­şen in­san­lar, iç içe in­ki­sar­lar ya­şı­yor­lar. Di­le­rim Al­lah şu in­ki­sa­rı on­la­ra ya­şat­ma­sın: İt­ti­hat­çı­la­rın kos­ko­ca­man bir Dev­let-i Ali­ye­’yi, his­le­ri­ne mağ­lub ola­rak, bir ma­ce­ra­ya kur­ban et­tik­le­ri gi­bi, şu­ra­da bu­ra­da sa­va­şa gir­mek su­re­tiy­le bu mil­le­te bir ke­re da­ha bi­rin­ci ci­han har­bi ya­şat­ma­sın­lar. 
On­lar Os­man­lı­’yı, mu­az­zam bir dev­le­ti, dü­men­de otu­ran bir dev­le­ti bi­tir­di­ler. Bir par­ça kal­mış, çev­re­sin­den kop­muş, çev­re­si ken­di­si için prob­lem­ler sar­ma­lı ha­li­ne gel­miş, böy­le­si­ne min­na­cık bir dev­let, nü­fu­su ço­ğal­sa bi­le bir şey ya­pa­ma­yan, eli ko­lu bağ­lı, za­val­lı, de­di­ği her şey­de ya­nı­lan in­san­la­rın elin­de Ce­nab-ı Hak bir ke­re da­ha ma­ce­ra­ya kur­ban et­me­sin. 
Ona bi­ri­le­ri kıy­dı­lar. Ba­ki­ye­si­ne, hiç ol­maz­sa, ço­lu­ğu­na ço­cu­ğu­na, to­run­la­rı­na, ar­ka­dan ge­len ne­sil­le­ri­ne o şom ağız­lar, o uğur­suz el­ler, dü­şün­ce­ler bir da­ha kıy­ma­sın­lar. Bu mil­let bir da­ha be­li­ni doğ­rul­ta­maz. Ce­nab-ı Hak ak­lı er­mez­le­re bu mil­le­ti ema­net et­me­sin.
 
YUM­RUK­LAN­DIK­ÇA DA­HA GÜÇ­LE­Nİ­YOR
 
Si­zin hiz­me­ti­niz çağ­la­yan ır­mak­lar gi­bi­dir. Ir­ma­ğı ana­sı olan de­niz­den ayı­ra­maz­sı­nız, mut­la­ka ana­sı­na va­ra­cak­tır. Sağ­dan yo­lu­nu­zu kes­se­ler, so­lu kul­la­nır­sı­nız. Sol­dan da önü­nü­zü ke­ser­ler­se üst­ten aşar­sı­nız. Kar­şı­nı­za ka­ya ko­yar­lar­sa, de­ler al­tın­dan ge­çer­si­niz. O da ol­maz­sa rö­lan­ti­ye alır bek­ler­si­niz. 
 
“Do­ğa­cak­tır, sa­na va­det­ti­ği gün­ler Hak­k’­ın / Kim bi­lir, bel­ki ya­rın, bel­ki ya­rın­dan da ya­kı­n” der­si­niz, Ce­nab-ı Hak­k’­ın si­zin için mu­kad­der olan ina­ye­ti­ni bek­ler­si­niz. Bir yer­de bir dar­be, ker­te vur­mak is­te­di­ler, tut­tu­ra­ma­dı­lar. O üni­ver­si­te­ye ha­zır­lık kurs­la­rı, oku­ma sa­lon­la­rı Al­la­h’­ın iz­ni ve ina­ye­tiy­le, iğ­fa­le ge­len üç beş ta­ne in­sa­nın dı­şın­da, yi­ne do­lup ta­şı­yor. Onu is­te­me­yen­ler de kin­le, nef­ret­le do­lup ta­şı­yor­lar, in­ti­kam his­siy­le do­lup ta­şı­yor­lar. 
 
“O­kul­la­ra ta­le­be ver­me­yi­n” de­di­ler ama ka­pa­si­te aşıl­dı, şim­di “O ta­le­be­le­ri yer­leş­ti­re­cek yer bu­la­mı­yo­ru­z” di­yor ar­ka­daş­lar. “Ü­ni­ver­si­te­le­re ver­me­yi­n” ora­da da ka­pa­si­te dol­du Al­la­h’­ın iz­ni ve ina­ye­tiy­le. Yur­ti­çin­de, yurt­dı­şın­da böy­le. Yum­ruk­lan­dık­ça, me­ta­fi­zik ge­ri­lim da­ha bir güç­le­ni­yor. Hiç en­di­şe et­me­yin.

‘Bu sene bin kurban veriyorum diyor’

Sonra getirdiler meseleyi kurbana bağladılar. Kimse Yok Mu gönüllüleri, yetmiş ülkede fakirin, fukaranın, ihtiyacı olanın, perişanın, derbederin, kendisine bakıp göremeyenin imdadına koştu. Sel felaketine maruz kalanların imdadına koştular. 
Elli defa Filistin’e koştular. Kimse Yok Mu oraya belli deliklerden girdi, yardım etti. Orada okuma salonları açıldı. Sessizce o yardım yapıldı. Arkadaşlarımız için her yer yol oldu; o yollardan yürüdü ve o mağdur, mazlum, mahkum, haysiyetleri şerefleri rencide olmuş insanların imdadına koştular, yine koşacaklar Allah’ın izniyle. Geçen sene kurban serbestti, sağa sola et götürmek serbestti, fakat zannediyorum bu sene ikiye katlanmış. 
 
Demek ki engel oldukça Allah daha bir güç, daha bir kuvvet, ruhlara daha ciddi bir heyecan lütfediyor. Birinin şuradaki madenine, burada kapattığı yere hücum edip, oralardaki imkânları onun için kapıyorlar. Fakat Allah başka yerlerden kapılar açıyor ve her sene yüz tane kurban veriyorken diyor ki; “Bu sene bin tane kurban veriyorum.”

ESAS KAYBEDENLER ONLARDIR

Tarihî tekerrürler devr-i daimî içinde olup bitenler ilk değildir, şimdiye kadar 50 defa olmuştur, 50 defa kesretten kinaye, 50 bin defa olmuştur Hazreti Adem’den bu yana.  Hiç inkisar yaşamayın. Dünyevî kayıp dünyalılar için söz konusudur; uhrevîler, dünya hesabına kaybettikleri aynı anda ayrı bir buudda kazanmış sayılırlar. 
 
Siz kaybettiğiniz aynı yerde kazanmış olursunuz. Onlar sizi bitirdiklerini zannetsinler fakat siz ayrı bir buudda, ayrı bir derinlikte fevz ü necata ereceksiniz ve onlar orada da bunun inkisarıyla “Ya leytenî, ya leytenâ, yâ leytenâ” diyecekler: Keşke önlerini almasaydık. Keşke dershanelere burnumuzu sokmasaydık. 
 
Keşke şu kurban faaliyetlerini engellemeye kalkmasaydık. Keşke tertemiz bir nesle, paralel maralel diye -paranoyanın gereği- adlar namlar takmasaydık. Din, hümeze ve lümezeyi kebâir sayıyor, biz böyle bir kebâire düşmeseydik. Eğer ötede bunu demeyecekseniz, bahtiyarsınız, mutlusunuz, kurtulmuşsunuz demektir. Ama bu mevzuda, bu ölçüde hassasiyet göstermeyenler, esas kaybedenler onlardır.

Küheylanların önünü alamayacaklar

Bu­nun da önü­nü al­ma­ya ça­lı­şır­lar­sa, ana gi­bi şef­kat­li­dir Ana­do­lu in­sa­nı, ba­ba­yi­ğit­tir hep­si on­la­rın, el­li de­fa ölüm yol­la­rı­nı di­ril­me yo­lu ha­li­ne ge­tir­miş­tir Al­la­h’­ın iz­ni ve ina­ye­tiy­le. Ana­do­lu in­sa­nı pa­ra­sı­nı ce­bi­ne ko­ya­cak, o be­nim yü­rek­ten sev­di­ğim kar­deş­le­rim ne­re­ye yar­dım edi­le­cek­se gi­dip ora­ya yar­dım ede­cek­ler. Gi­de­cek Fi­lis­ti­n’­e, Tan­zan­ya­’ya, Ken­ya­’ya, Gü­ney Af­ri­ka­’ya yar­dım ede­cek­ler. Yar­dım­la şah­lan­mış Ana­do­lu in­sa­nı­nın, bu kü­hey­lan­la­rın önü­nü al­ma­ya hiç­bir ni­fak dü­şün­ce­si­nin gü­cü yet­me­ye­cek­tir Al­la­h’­ın iz­ni ve ina­ye­tiy­le. Şim­di­ye ka­dar doğ­ru yol­da yü­rü­yen in­san­la­rı hiç kim­se en­gel­le­ye­me­di. Haz­re­ti Mu­sa­’yı en­gel­le­mek is­te­di­ler, git­ti ya Ni­l’­e ta­kıl­dı­lar, ya Kı­zıl De­ni­z’­e ta­kıl­dı­lar. Haz­re­ti Nu­h’­u en­gel­le­mek is­te­di­ler, git­ti tu­fa­na ta­kıl­dı­lar. Haz­re­ti İb­ra­hi­m’­i en­gel­le­mek is­te­di­ler, yer­le bir edil­di­ler. İn­san­lı­ğın İf­ti­har Tab­lo­su­’nu en­gel­le­mek is­te­di­ler, O da ay­rıl­dı git­ti, O da bel­li bir taz­yik kar­şı­sın­da ken­di sis­te­mi­ni te­sis et­mek üze­re, te­v’­em bağ­rın­da ye­tiş­ti­ği Kâbe­’yi terk et­ti, ay­rıl­dı, Me­di­ne-i Mü­nev­ve­re­’ye git­ti. Fa­kat o olu­şun önü­nü Ebu Ce­hil­ler, Ut­be­ler, Şey­be­ler, İbn Ebî Mu­ayt­lar ve bun­la­rın hem­pa­la­rı ala­ma­dı­lar Al­la­h’­ın iz­ni ina­ye­tiy­le. Atı­lan her adım bir yö­nüy­le O’­nu mut­lak ma­na­da bir fet­he çek­ti gö­tür­dü ve bir gün o Kâ­be de O’­nun eli­ne geç­ti, mih­ra­bı­mız el­de edil­di, min­be­ri­miz el­de edil­di Al­la­h’­ın lüt­fu ve ina­ye­tiy­le.

BUGÜN GAZETESİ


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.