İptalden Sonra Şube Müdürlüğü İkinci Hatayı Kaldırmaz

Yılan hikâyesine dönen şube müdürlüğü konusu nihayet hukuka uygun olarak rayına oturuyor derken şimdi de ikinci bir hata söylentileri ne yazık ki işi hepten çıkmaza sokacağa benziyor…

İptalden Sonra Şube Müdürlüğü İkinci Hatayı Kaldırmaz



Nitekim yargı, ısrarla mülakat hukuksuzdur diye karar verirken, bu ülkede “mülakat eşittir torpil” gerçeği bilinirken, eğitim camiası içten içe kaynarken, mülakatın adını duyan tüm adaylar fellik fellik torpil arayışına girip aslında “kimin torpili daha güçlü?” şeklinde geçen mülakat sonucunda atanan eğitimcilerin bu süreçte en çok mağduriyeti yaşamışken hala Bakanlığın yeni atamalarda mülakatın belli bir oranını düşünüyor olmasını anlamak mümkün değildir. Zira bugün olacakları ta işin başında herkes biliyordu, eğer yeni atamalara mülakat karıştırılırsa yarın bundan daha beter olacağını da yine herkes bal gibi biliyor, mülakata açılmış yüzlerce dava şu an devam ederken ve de iptal olacağı çok açık iken bu inat niye?

Mevzu malum, yazılı sınavı dikkate almayarak yüzde yüz torpille atamayı esas alan Görevde Yükselme Yönetmeliği dört farklı Danıştay kararıyla iptal oldu. Bakanlık ısrarla bu mülakat uygulamasının devamı yönünde yoğun bir çaba sarf etti, hatta Meclise taşıyıp torba yasanın içine sıkıştırmayı bile denedi ama olmadı. Hep “hukuk devleti” ilkesine çarptı. Nihayet gelinen noktada başka çare kalmadığı için medyaya yansıyan bilgilere göre bakanlık mülakatla atanan tüm şube müdürlüğü atamalarının iptal edilmesi yönünde karar vermiş.

Buraya kadar olan kısım zaten bu işi takip edenlerce ta işin başından beri öngörülen bir durumdu. Çünkü Anayasanın 2. Maddesinde “Hukuk Devleti” diye bir hüküm vardı….Ancak asıl sorun bundan sonrası için çıkacak gibi görünüyor. Zira yine basına yansıyan bilgilere göre -ki asla inanmak istemiyoruz- bakanlığın iptallerden sonra yazılı sınav ile mülakatın belli bir oranını alarak yeniden atama yapmak yönünde isteği ve çalışmaları varmış. İşte asıl sorun da burasıdır. Eğer böylesi bir ikinci hata yapılırsa şu an bu konuda yaşanan kaos daha da büyüyerek devam edecektir. Mağdurların sayısı artacaktır, çözüm değil sorun üretecektir. Çünkü herkes biliyor ki açılan yüzlerce dava var ve bu mülakatların kendisi de mutlaka yargı tarafından iptal edilecektir. Deyim yerindeyse “Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir” ve Bakanlık ısrarla “bile bile lades” demektedir.

Aslında Bakanlığın bu çabasının arkasında malum süreçle alakalı devleti koruma refleksinin yattığını da biliyoruz ve bu konuda aynı refleksi ve aynı düşünceleri paylaşıyoruz. Zira devlet hepimizin devleti… Ancak bu devlet bir “hukuk devleti” ve “pireye kızıp yorgan yakmak” da doğru değil…

Biz bugüne kadar olduğu gibi bugün de iyi niyetli uyarılarımızı yapmak istiyoruz ve naçizane önerilerimizi sunmak istiyoruz. Dikkate alınır ya da alınmaz ama biz vicdani görevimizi yapmış olalım da gerisi Bakanlığın takdiri…

Önerimizi özetle üç başlık altında toplamak mümkündür:

1.Sadece yazılı sınav sonuçlarına göre atamak: ÖSYM tarafından yapılmış olan yazılı sınav konusunda hiç kimsenin tereddüdü ve şüphesi yoktur. Bu konuda açılmış ya da açılması muhtemel bir dava da yoktur. Yani bu yöntemle yapılacak bir atama hiç kimseyi rahatsız etmeyecek, aksine herkesin saygısını kazanacaktır. En önemlisi ise bu sorun kökten çözülmüş olacaktır. Bu konuda bir anekdotu da hemen ilave etmek gerekir ki “Yazılı sınavı kazananların üçte ikisinin kendi üyesi olduğunu belirten, mülakat sonuçlarına ise itiraz etmiş olan Eğitim Bir Sen'in bu konuda artık bir duruş belirlemesi gerekmektedir.” Eğer gerçekten bu söylemler doğru ise sadece yazılı sınavla atama lehinde duruş sergilemek için tam da zamanıdır.” Zira üyelerinin kafasını hayli karıştırmış ve üyelerini küstürmüş durumdadır.

2. Mülakatlar hukuka uygun olarak yeniden yapılabilir: Evet eğer bakanlık yargı kararları doğrultusunda, yani mülakatın henüz tamamen değil yalnızca yüzde yüz mülakat sonuçlarına göre atama yapıldığı için iptal edildiği yönünde düşünüyor ve illa da mülakatın belli bir oranını da atamaya dahil edeceğim diyorsa ona da önerimiz mülakat sınavlarının yenilenmesidir. Zira yukarıda da dediğim gibi bu konuda yapılmış olan mülakatlar kesinlikle hukuka uygun olarak yapılmamıştır. Çünkü yazılı bir belge yok, kamera yok, sorular yönetmelikte belirtilen konuların dışından da çıktı, bazı komisyonlar yazıya geçirdi bazıları geçirmedi, bazı komisyonlar iki ya da üç soru sorarken bazıları on civarı soru sordular ve nihayet bu mülakatlar hukuka uygun olmadı. Bu hukuka aykırılık nedeniyle de mülakatların tamamının iptal olacağı açılan davalardan anlaşılmaktadır. İşte bu nedenle bakanlık bu yönde ısrar ediyorsa mutlaka yeniden mülakat yapmalı ve bu defa hukuka uygun olarak yani kamera kaydı yaparak her şeyi hukuka uygun olarak yapmalıdır. Daha da önemlisi atamalarda mülakatı yazılı sınavın önüne geçirmemeli ya da onu etkisiz kılacak bir oranda puan vermemelidir. Zira esas olan yazılı sınavdır, sözlü ise ona yardımcı unsurdur. Sözgelimi yazılı % 80 sözlü ise % 20 şeklinde bir oran önerebiliriz.

3. Yazılı sınavı kazananları kursa alıp sonucunda yapılacak sınava göre atamak: Bu yöntem daha önce uygulanan yöntem olup bir diğer önerimiz de bu yöntemdir. Zira bu yöntemin uygulanması ile yazılı sınavı kazanmış olanların tamamını kursa alarak eşit düzeyde yeniden yarışarak en liyakatli olanın kurs sonunda yapılacak olan bir yazılı sınavla seçildiği yöntemdir. Ancak bu kurs il ya da bölge düzeyinde açılabilirken kurs sonundaki yazılı sınav yine merkezi sitemle yapılmalıdır. Bu sınavın sonucuna göre de atama yapılabilir.

Bizim önerilerimiz şimdilik bunlardan ibaret olup, bu konuda daha güzel ve hukuka uygun bir yöntem bulunursa bundan da ayrıca mutlu oluruz. Sonuç olarak artık çok net anlaşıldı ki yanlış hesap yargıdan mutlaka dönüyor ve ikinci hata yine yargıdan dönecektir bu da çok açıktır. Dolayısıyla mülakatta ısrar edip de şu anki mağdurların sayısını artırmaya ya da bu konuda yaşanmakta olan belirsizliği ve kaosu daha da derinleştirmeye hiç gerek yok ve Bakanlık da bu sorunları derinleştiren değil de çözüme kavuşturan bir yaklaşımla ele almalıdır. Zira zarar gören yine biz ve bizim ülkemiz olmaktadır.

Sözün özü devleti koruma refleksine sonuna kadar evet; ama hukuk devleti ilkesinin zedelenmesine sonuna kadar hayır… 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.