LYS'de hukuk ve tıp'a baraj puanı getirilmesine dava !

YÖK bu yıl çok önemli bir değişiklik yaptı. Tıp ve Hukuk fakültelerine baraj getirdi. Fena mı oldu? İyi oldu hatta diğer fakültelere de getirilsin istendi. Ama görünen o ki, hukuki açıdan sorunları da beraberinde getirmiş. Bu yüzden davalık oldu...

LYS'de hukuk ve tıp'a baraj puanı getirilmesine dava !



Atılan her adımda, zamanlama çok önemli. 

YÖK de, sanki bu konuda zamanlama hatası yaptı.

Hukuk fakülteleri için sadece puan türünü değiştirmekle kalmadı, 150 bin arajı da getirdi.

İşte bu yüzden de mahkemelik oldu.

Bakalım, yargı, yürütmeyi durdurma kararı verecek mi? 

Görünen o ki, önümüzdeki hafta, adaylar için çok heyecanlı geçecek? 

Çünkü böyle bir karar çıkarsa, tüm tercihler değişebilir.

Ya da dava sonuçlanmaz yola bu şekilde devam edilirse, ileride çok daha büyük bir kaos yaşanabilir. 
Bekleyip göreceğiz...

İşte Tıp ve Hukuk Barajı'nın Kaldırılması İçin Açılan İptal Davası'nın Dilekçesi

 

DANIŞTAY İLGİLİ DAİRE BAŞKANLIĞINA

Davalı Kurumun Savunması Alınmaksızın

Yürütmenin Durdurulması Taleplidir

DAVACI: ÖEC velayet 1-Makbule Demet ÖNEN CAN (T.

DAVALI: Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı-ANKARA

İŞLEM TARİHİ: Dava konusu işlemin uygulama tarihi 30/06/2015.

DAVA KONUSU: Daha önceki yıllarda Hukuk lisans programına TM-2 puan türüyle girilebiliyor iken, "2015 yılında Hukuk lisans programına TM-3 puan türüyle girilebileceğine ilişkin karar" ile 2015 ÖSYS'de "Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarına yerleştirme işlemlerinde Tıp Programlarına başarı sırası en düşük 40 bininci (40.000) sırada olan, Hukuk programlarına ise başarı sırası en düşük 150 bininci (150.000) sırada olan adayların yerleştirme işlemine alınarak kontenjan dahilinde yerleştirilmesine" dair Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın işleminin (sözkonusu işlem basın açıklaması yoluyla duyurularak 30/06/2015 tarihinde uygulanmıştır.) öncelikle ve ivedilikle yürütmesinin durdurularak müteakiben İPTALİNE karar verilmesi talebimizin sunulmasından ibarettir.

AÇIKLAMALAR:

2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 'İlk Derece Mahkemesi Olarak Danıştay'da Görülecek Davalar" başlıklı 24 üncü maddesinin (c) bendinde yer alan "Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere" karşı açılacak iptal ve tam yargı davalarında Danıştay ilk derece mahkemesi olarak idari davaları karara bağlamakla görevli ve yetkili olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Merkezi ve ortak sınavlara ilişkin yargılama usulü" başlıklı 20/B maddesi uyarınca da işbu davanın ivedilikle incelenmesini ve öncelikle aşağıda izah edilenlerden de anlaşılacağı üzere dava konusu işlemlerin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğacağı ve idari işlemlerin açıkça hukuka aykırı olduğu nazara alınarak, ayrıca dava konusu işlemlerin uygulanmakla etkisi tükenecek olan işlemlerden olduğu da dikkate alınarak davalı Kurumun savunması alınmaksızın yürütmenin durdurulmasını ve müteakiben dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmesini talep ediyoruz. Şöyle ki;

Ülkemizde her yıl yaklaşık 2 milyon civarında öğrenci ve aileleri, rekabetçi şartlar ve stres altında, yoğun emek ve çaba (maddi ve manevi) harcayarak üniversite sınavlarına hazırlık süreci geçirmektedir. Bu hazırlık sürecinin bir önceki yılın Ağustos aylarında başladığı ve Haziran'da girilen son sınavlarla nihayete erdiği de malumdur. Hal böyle olunca bir önceki yılı ve o yılın sayısal verilerini ve değerlerini referans alan öğrencilerin (ki şimdiye kadar yapılan uygulamalar da öğrencileri bu yola sevketmiştir.) çalışmalarına bu yönlerden ağırlık verdiği/vereceği, yine konsantrasyonlarını ve motivasyonlarını bu referanslar üzerinden sağladıkları izahtan varestedir.

Bu bilinen sayısal değerleri baz alan ve çalışmalarına başlayan öğrenciler, ne yazık ki 2015 yılının başı itibariyle BİLİNMEZLİK SARMALININ içine doğru sürüklenmişlerdir.

Zira 2014 yılında "Hukuk" lisans programına TM-2 puan türüyle girilebiliyor iken, 2015 ÖSYS Kılavuzunda "Hukuk" lisans programına artık TM-3 puan türüyle girilebileceği açıklanmıştır.

Puan türündeki değişiklikle yetinmeyen davalı Kurum, ekte sunulan 30/01/2015 tarihli açıklamadan da görüldüğü üzere aynı zamanda, "2015 ÖSYS'de "Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarına yerleştirme şlemlerindeTıp Programlarına başarı sırası en düşük 40 bininci (40.000) sırada olan, Hukuk programlarına ise başarı sırası en düşük 150 bininci (150.000) sırada olan adayların yerleştirme işlemine alınarak kontenjan dahilindeyerleştirilmesine" kararını vermiştir.

Dolayısıyla, TM-2 puan türünün geçerli olacağı ve herhangi bir baraj uygulamasının söz konusu olmadığı bir durumda hazırlıklarına başlayan oğlum ve onun gibi binlerce öğrenci, davalı Kurum'un tamamen keyfi zamanlamayla alınmış ve anayasal ilkelerin gözardı edildiği kararlarının mağdurları konumuna girmiştir.

 

Oğlumun söz konusu mağrudiyeti, 30/06/2015 tarihinde açıklanan sınav sonuçlarına bakıldığında daha da net olarak ortaya çıkmıştır. Zira sonuçlara göre;

TM-2 başarı sırası : 132804

TM-3 başarı sırası : 151850

olarak tespit edilmiştir.

Hal böyle olunca davalı Kurumun "Hukuk" lisans programına TM-3 puan türüyle girilebileceğine ilişkin kararı ile tıp ve hukuk programlarına en düşük sıra uygulamasını getiren kararının iptali için işbu davayı açma zarureti hasıl olmuştur.

DAVA KONUSU İŞLEMLER, HUKUKA VE HAKKANİYETE AÇIKÇA AYKIRIDIR.

Malumları olduğu üzere, Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Ve bu nedenle İdarelerin işlem tesis ederken, karar alırken Anayasal hükümleri dikkate alma zorunluluğu bulunmaktadır.

Anayasa'nın 'Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi' başlıklı 42 ncimaddesinin birinci ve ikinci fıkraları; "Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir."

hükümlerini amirdir.

Yine Anayasa'nın 'Kanun Önünde Eşitlik' başlıklı 10 uncu maddesi; "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. "Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz."

Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

hükümlerini amirdir.

1) Yukarıda izah olunanlardan görüldüğü üzere, davalı Kurum Anayasal ilkelerin dışına çıkar şekilde, kişileri öğrenim hakkında yoksun bırakacak uygulamalara sebebiyet verdiği gibi, öğrenim hakkının kapsamını sınırlayıcı bir işlem olan ve ancak kanunla tespit edilmesi gereken "Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarına yerleştirme işlemlerinde Tıp Programlarına başarı sırası en düşük 40 bininci (40.000) sırada olan, Hukuk programlarına ise başarı sırası en düşük 150 bininci (150.000) sırada olan adayların yerleştirme işlemine alınarak kontenjan dahilinde yerleştirilmesine" şeklinde bir karar tesis etmiştir.

 

Davalı Kurumun internet sitesinde yer alan açıklamada, söz konusu uygulamanın, yükseköğretimde eğitim öğretimin niteliğini yükseltecek faaliyetler kapsamında gerçekleştirilecek olduğu ifade edilmiştir.

Uygulanmakta olan ve zaman içinde bir takım sonuçlar doğuran bir düzenlemenin değiştirilmesi ya da kaldırılmasının (hukuken geçerli nedenler bulunmak kaydıyla) gerekli olduğu durumların söz konusu olması elbette mümkündür. Dolayısıyla davalı Kurumun dava konusu işleme ihtiyaç duyulduğuna dair haklı sebepleri olabilir. Hatta gerekçelerin makul ve haklılığına dair toplumsal bir mutabakat dahi olabilir. ANCAK BURADA ASLOLAN;

YAPILAN İŞLEMİN İDARİ İSTİKRAR VE GÜVEN İLKESİNİ ZEDELEMEMESİ,

VE AYRICA DAVALI KURUMUN, YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARINA GİRİŞ VE YERLEŞTİRME İŞLEMLERİNDE İMKAN VE FIRSAT EŞİTLİĞİNİ SAĞLAYACAK TEDBİRLERİ ALMAK ZORUNDA OLDUĞUDUR.

Ancak işbu davaya konu somut olayda, herhangi bir baraj uygulamasının söz konusu olmadığı bir durumda hazırlıklarına başlayan oğlum ve onun gibi binlerce öğrenci açısından, davalı Kurum'un herhangi bir izahatı bulunmayan bir zamanda yapmış olduğu değişiklikle idari istikrar ve güven ilkesi açıkça zedelendiği gibi, imkanve fırsat eşitsizliğinin ortaya çıktığı da aşikardır.

Kaldı ki, eğitim kalitesinin yükseltilmesine yönelik tedbirlerin öğretim hayatının daha en başında ilköğretimden itibaren düşünülmesi ve alınması gerekli olduğu izahtan varestedir. Öğretim hayatının son şeklini aldığı safhada böyle bir tedbir alındığı iddiası hayatın olağan akışına ve devlete güven ilkesine aykırıdır.

Bu iddiaya itibar etmek aşağıda belirtiğimiz sonuçlara yol açacaktır:

1) 150.000 başarı sırasını sağlayamayan öğrencilerin kalitesiz yetiştiği veya bundan sonra öğretim görseler bile kalitesiz eğitim alacakları,

2) 2015 LYS ile tıp ve hukuk dışında alan seçecek olanların kalitesiz eğitim almalarının sakıncası olmadığı,( örneğin bir mühendis adayı, bir öğretmen adayı kalitesiz eğitim alabilir.)

3) 2014 LYS ile baraj olmaksızın tıp ve hukuk programlarına yerleştirilenbinlerce öğrencinin -ki geçtiğimiz yıl hukuk alanında 365.000 başarı sıralamalı öğrenci yerleştirilmiştir- kalitesiz eğitim aldığı, (Bu durumda birkaç yıl sonra kalitesiz eğitim almış doktorlar, avukatlar, hakimler, savcılar olacaktır.)

Tüm bu durumların o öğrencilere, onlara emek veren ailelere, öğretmenlere ve hatta üniversiteler ile öğretim üyelerine haksızlık olduğu açıktır.

Davalı Kurumun tıp ve hukuk programlarına en düşük sıra uygulamasını getiren kararının haklı sebeplerinin olduğu düşünülse dahi, söz konusu farklılık yaratan işlemin ölçülü ( idari işlemden beklenen amaç ile kullanılan araç arasında adil bir denge ) olması gerektiğinde de kuşku bulunmamaktadır. Ancak Davalı Kurum, işbu dava konusu işlem ile ölçülülük ilkesini de dikkate almamıştır.

Nitekim, barajın hangi kritere göre belirlendiği de muğlaktır. Hukuk için öngörülen 150.000 barajının niçin ve ne şekilde 150.000 olarak belirlendiği belirsizdir. Uygulama ile oluşan bu belirsizlik, tüm öğrenciler için hayati önem arz eden eğitim öğretim hayatlarını olumsuz etkilemekte, açıkta kalmamak kaygısı ile istemedikleri halde başka alanlara yönelmesini sağlamaktadır. Örneğin oğlum için bu durum işletme, iktisat, mühendislik sonucunu doğurmaktadır.

Yine, KKTC Üniversitelerinin hukuk ve tıp alanlarına girerken hiçbir baraj uygulanmamakta iken, Türkiye Üniversitelerinde aynı alan için baraj uygulamasına gidilmesi, uygulamanın hangi kritere göre belirlendiğinin belirsiz olduğu gerçeğini doğrulamaktadır.

Ayrıca Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının söz konusu kararı, öğrencilerin öğrenim görmek istedikleri alanla ilgili iradelerine de ket vurmaktadır. Şöyle ki;

Davalının hukukta öğrenim görmek isteyenler için getirdiği 150.000 barajı uygulaması, kriteri belli olmayan, son derece hatalı bir uygulamadır. Zira 150.000 barajı yalnızca hukuk bölümünü tercih edecek öğrencileri içerir şekilde uygulanmamakta, tüm öğrencilerin sıralaması yapılarak ilk 150.000'in tespiti şeklinde uygulanmaktadır.

Hal böyle olunca tespit edilecek 150.000 öğrenci içerisinde hukuk dışındaki bölümleri tercih edecek binlerce öğrenci yer almakta, gerçek anlamda hukuk öğrenimi görmek isteyen ancak sıralaması 150.000'in altında olan öğrenciler, sıralamada kendilerinden önce yer alan ancak örneğin tıp, mühendislik vb. öğrenimi görmek isteyen öğrencilerin baraja dahil edilmesi sebebiyle ideallerine kavuşamamaktadır. Böyle bir uygulamanın akılcı ve bilimsel bir yanı bulunamayacağı gibi, keyfi şekilde belirsizlik yarattığından hukuka uygun bir yanı da bulunmamaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, eğitim öğretim döneminin ortasında getirilen bu değişiklik ile öğrencilerin motivasyonları düşmüş, psikolojik olarak bir belirsizlik içine sürüklenmişlerdir. Hatta bu belirsizlik içerisinde esasen MF alanından tercih yapmak isteyen bir çok öğrenci TM alanına yönelmiş, öğrencilerin gerçek iradeleri ile öğrenim görmek istedikleri alandan uzaklaşmalarına sebep olunmuştur.

Ek olarak belirtmek gerekir ki, Türkiye'de bazı üniversiteler, öğrenci alımında hali hazırda baraj uygulamaktadır. Söz konusu baraja ek olarak davalı Başkanlığın yeni ve ek bir baraj uygulaması getirmesi hakkaniyete de aykırılık teşkil etmektedir.

2) Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki, iptalini talep ettiğimiz diğer işlem olan, daha önceki yıllarda "Hukuk" lisans programına TM-2 puan türüyle girilebiliyor iken, 2015 yılında "Hukuk" lisans programına TM-3 puan türüyle girilebileceğine ilişkin kararın, bırakınız idari istikrar ve güven ilkesini zedelemesini ya da imkan ve fırsat eşitsizliğine sebebiyet vermesini, gerekçesinin dahi bulunmadığı görülmektedir. Dolayısıyla en baştan haklı bir gerekçesi dahi olmayan bir kararın, bir de tamamen keyfiyete dayalı bir zamanda tesis edilmesi açıkça hukuka aykırılık teşkil etmektedir.

Zira TM-2 puan türünde matematik sorularının hesaplamada önem arzettiği, TM-3 puan türünde ise edebiyat sorunlarının önem arzettiği bilinmektedir. Dolayısıyla hukuk lisans programını hedefleyen bir öğrencinin- doğal olarak ve bugüne kadar ki uygulamaların sonucu olarak- Ağustos ayı civarında başlayan çalışmalarında (ki çok daha önceki yıllardan çalışma temposuna giren öğrencilerin olduğu da malumdur) matematik dersine ağırlık vereceği izahtan varestedir.

Ülkemizde üniversite sınavlarına hazırlık dönemlerinin bir maraton olduğu gerçeği karşısında; maratonun yarısına gelen öğrencilere "yolu yarıladınız ama hedeflediğiniz bölümlere girebilmek için bugüne kadarki çalışma sisteminizi değiştirmeniz gerekli" anlamına gelen bir kararı tesis etmek, hukuka aykırı olması bir tarafa açıkça hakkaniyete de aykırıdır.

Nitekim, aslında davalı Kurum da, daha önce yapmış olduğu "Katsayı uygulaması, ortaöğretim başarı puanı" vs. gibi değişiklikleri sonraki sınav dönemlerinden itibaren geçerli olacak şekilde düzenlemiştir. Dolayısıyla işbu dava konusu işlemler davalı Kurum'un kendi uygulamaları ile de çelişmektedir.

Ezcümle, dava konusu işlemler, hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırı olup iptali gerekmektedir.

DAVA KONUSU İŞLEMLERİN DAVALI KURUMUN SAVUNMASI ALINMAKSIZIN YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASI GEREKMEKTEDİR. ŞÖYLE Kİ;

İ.Y.U.K.'un 27/2 nci maddesi; "Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. (Ek cümle: 6526 - 21.2.2014 / m.17) "Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz." Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkansız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez." hükmünü amirdir.

Yukarıda ayrıntılarıyla izah edildiği üzere, dava konusu işlemlerin açıkça hukuka aykırı olduğu, izahtan varestedir.

Ayrıca, malumlarınız olduğu üzere, sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından bir hafta sonra tercih dönemi başlatılmaktadır. Bu durumun da hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil ettiği ortadadır. Zira YÖK işlemlerine karşı dava açılabilmesi için yeterli bir zaman bulunmadığından, YÖK'ün tek taraflı olarak belirlediği emrivaki düzenlemelere uyulmak zorunda kalınmaktadır. Bu dönemde aynı zamanda tercih işlemleri tamamlanacağından öğrenciler keyfi bir şekilde istemedikleri alanı tercih etmek durumunda kalmaktadır. Bu itibarla dava konusu işlemler ile geri dönülemeyecek adımlar atılmasına sebebiyet vermek suretiyle, telafisi imkansız zararlara da yol açmaktadır.

 

Özetle, dava konusu işlemlerin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğacağı ve idari işlemlerin açıkça hukuka aykırı olduğu nazara alınarak,ayrıca dava konusu işlemlerin uygulanmakla etkisi tükenecek olan işlemlerden olduğu da dikkate alınarak davalı Kurumun savunması alınmaksızın yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini talep zarureti de hasıl olmuştur.

HUKUKİ NEDENLER: Anayasa, Yüksek Öğretim Kanunu, İYUK vs ilgili

mevzuat

DELİLLER: Bilirkişi incelemesi vesair her türlü delil.

NETİCE VE TALEP: Yukarıda arz edilen ve re'sen gözetilecek sebeplerle, 2015 yılında "Hukuk" lisans programına TM-3 puan türüyle girilebileceğine ilişkin karar ile 2015 ÖSYS'de "Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarına yerleştirme işlemlerinde Tıp Programlarına başarı sırası en düşük 40 bininci (40.000) sırada olan, Hukuk programlarına ise başarı sırası en düşük 150 bininci (150.000) sırada olan adayların yerleştirme işlemine alınarak kontenjan dahilinde yerleştirilmesine" dair Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın işlemlerinin öncelikle ve ivedilikle davalı Kurumun savunması alınmaksızın yürütülmesinin durdurulmasına ve müteakiben iptaline, yargılama giderlerinin davalıya tahmiline karar verilmesini velayeten arz ve talep ederiz. 02/07/2015


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.