“medya Okur-yazarlığı'nı Seçmeli

Öğrencilere ders seçme imkânının verilmesi devrim niteliğinde bir uygulama.

“medya Okur-yazarlığı'nı Seçmeli



   Öğrenciler ve ebeveynleri hem daha önceden belirlenen
derslerden kendileri için uygun olanlarını seçiyorlar hem de seçmeli ders olarak
okutulmasını istedikleri alanlar konusunda isteklerde bulunabiliyorlar. Çok az
da olsa bazı okul idarelerinin öğrenciler adına seçme yaptıkları, öğretmene
göre ders seçimine yönlendirdikleri gibi iddialar olsa da, ders seçme işini
genellikle öğrenci ve veliler birlikte yapıyorlar. Çocuklar, kendi ilgi ve istidatları
doğrultusunda bu eylemi gerçekleştirirken veliler de; çocuklarının hangi alanda
bilgi sahibi olmasını istiyorlarsa o dersleri tercih ediyorlar.

   En fazla seçilen dersler ise; Matematik, Kuran'ı Kerim, Peygamber
Efendimizin(s.a.v) Hayatı, yabancı dil v,s. Bu derslerden biri de Medya Okur-
Yazarlığı. Seçmeli dersler arsında yer alan dini içerikli dersler sayesinde
insanımız, devlet aracılığıyla dinini çocuklarına öğretmiş oluyor. Böylece, birçok
farklı uygulama içeren, farklı cemiyet-cemaat- vakıf-dernek gibi kurumlara fazla
Günümüzde medyanın kitleleri manipüle etmede ne kadar etkili olduğu
malumunuz. Bu baskı ve yönlendirmeyi bertaraf etmenin yolu ise “medya okur-
yazarı” olmaktan geçiyor. Baş döndürücü bir hızla gelişmesini sürdüren bilgi
ve iletişim teknolojileri, özellikle iletişim sektöründe takipçilerinin dahi takip
edemediği biz süratte gelişimini sürdürüyor. İletişim alanındaki bu ilerlemeler,
insanlara havsalalarının almayacağı ölçüde bilgi ve iletişim imkânı sunuyor.
Dumanla iletişimden ışık hızında internete geçen âdemoğlu, bakalım daha
neler icat edecek. Lakin, bilgi-teknolojilerindeki bu değişim-gelişim, her zaman
insanlığın ve Müslümanlığın hayrına olmuyor.

   İletişim teknolojilerinin olumsuz etkilerinin en aza indirgenmesi ve
çocuklarımızın bu olumsuz etkiler konusunda, benim “elektrikli şeytan”
dediğim televizyon, bilgisayar, akıllı telefonlar ve özellikle internetin olumsuz
etkileri konusunda bilinçlendirilmesi medya okur-yazarı olmayı zorunlu kılıyor.
Bu anlamda RTÜK ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın yapmış olduğu çalışmaları
anlamlı fakat yetersizdir. Okullarda, ekonomik ve teknolojik olarak gelişmiş
ülkelerde olduğu gibi “medya” dersi seçmeli değil zorunlu hale getirilmelidir
bence. Bu, elektrikli şeytanlardan çocuklarımızı korumak için olmazsa olmazımız
2-3 yıl önce, Medya Okuryazarlığı dersinin zorunlu olacağı, bu derse
iletişim fakültesi mezunu olup, pedagojik formasyon eğitimi almış olan kişilerin
öğretmen olarak atanacağına dair özellikle sosyal medyada yazılıp-çizilen çok
şey vardı. Hatta, İstanbul Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve Fırat Üniversitesi
bu alan için öğretmen yetiştirmek üzere tezsiz yüksek lisans programları açtılar.
Medya öğretmeni olmak için, hatırı sayılır paralar harcayıp küçük çocuklarını
dahi ailelerine bırakarak bu üniversitelere tezsiz yüksek lisans yapmaya gidenler
bile oldu çevremde. Fakat bu günlerde, Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi AVCI'nın
bir iletişim profesörü olmasına karşın ve televizyonlarda kamu spotu olarak
““medya okuryazarlığını seçin” şeklindeki fragmanların hala yayınlamasına
rağmen kimse bu dersin; seçmeli olarak ders saatinin arttırılmasından veya
zorunlu olmasından bahsetmiyor. Sadece Aile eski Bakanı Sayın Fatma Şahin'in
konuyla ilgili olduğunu duyuyoruz.

   Medya Okuryazarlığı dersi, 2007-2008 eğitim-öğretim yılından beri 6-7
ve 8. sınıflarda(günümüzün ortaokulları) ve haftada 1 saat olmak üzere seçmeli
olarak okutuluyor. Yani ortaokul öğrencileri istediği bir yılda(6-7-8 sınıfta),
haftada 1 saat olmak üzere bu dersi seçebiliyor. Bu dersi seçebiliyorlar ama
bu dersten hakkıyla istifade edemiyorlar. Çünkü okullarda bu derse ya okul
müdürü ya müdür yardımcısı ya da sosyal bilgiler öğretmenleri giriyor. Yani
“klasik yurdum manzarası ve ben yaptım oldu” mantığı.
 
   Oysa işin uzmanı, pedagoji eğitimi almış iletişim fakültesi mezunları
okulların kapısından bile giremiyor. Eğer akıllarımız tutulmadıysa bu dersi
iletişim fakültesi mezunlarının vermesi gerekir. Çünkü bir papaz sırf din
görevlisi diye camide namaz kıldıramaz. Kıldırsa da arkasında ehl-i Müslim
bulamaz... Bugün, anlı-şanlı-ünlü gazeteci Banu AVAR bile zaytung'daki bir
haberi gerçek zannederek paneldeki dinleyicilerine aktarabiliyorsa; o körpecik
çocukların medya karşısında, aslan önüne atılmış ceylan yavrusundan farkı
kalmaz. Yetkilerimiz konuya azami önem vermelidirler. Çünkü günümüzün en
etkili hocası-öğretmeni-eğitmeni; ne camideki imam, ne okuldaki öğretmen,
ne üniversitedeki profesör, ne de evdeki anne-babadır. En büyük ve en etkili
öğretici medyadır. Bu medya da bizi mahvetmek üzeredir... 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.