Prof. Dr. Osman Özsoy Gözaltına Alındı

İSTANBUL (AA) -Prof. Dr. Osman Özsoy, Samanyolu Televizyonu'nda yaptığı konuşmada "Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit" suçunu oluşturabilecek ifadeler kullandığı iddiasıyla Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nca başlatılan...

Prof. Dr. Osman Özsoy Gözaltına Alındı



Haberi Twitter'dan duyuran Osman Özsoy, "Ülkenin haline bak... TEM Şube benim takip ediyormuş. Eminönü Üsküdar vapurundan aldılar. Vatan Emniyete.götürüyorlar :)" diye yazdı.Özsoy Rotahaber'e yaptığı açıklamada, "Bu sürecin finali olarak sayılabilir bu. Bizi almasalardı eksiklik olacaktı. Samanyolu'na katıldığım programla ilgili gözaltına alınıyorum. '3-5 mert yiğit adam bu işi bitirebilir' sözlerimden dolayı olduğu söylendi. Hayatımda böyle bir sahne olmasaydı eksik olurdu. Çoluk çocuk bile 'seni hala almadılar mı?' diye söylüyordu. Bunlar hala bana bir tiyatro sahnesi gibi geliyor. Ülkemde bunların yaşandığına inanmak istemiyorum. Başıma bir şey gelirse sorumlusu Erdoğan'dır demiştim. Bu da bir tarafa not edilsin lütfen." dedi. 

SAĞLIK KONTROLÜNDEN GEÇİRİLDİ?

Üsküdar'da vapurdan indiği sırada İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekiplerince gözaltına alınan Prof. Dr. Osman Özsoy, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirildi. Özsoy, buradaki işlemlerinin ardından, Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü binasına götürüldü.

Üsküdar Vapur İskelesi'nde gözaltına alınan Prof. Dr. Osman Özsoy, sağlık kontrolünden geçirilmek üzere araçla Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildi. Hastaneye getirilişi sırasında, "Her şey yolunda herkese selam söyle. Kimseye kırgın değilmiş deyin." sözleriyle gazetecileri selamlayan Özsoy, çıkışta neden gözaltına alındığına ilişkin sorulara, "Arkadaşlar problem yok her şey yolunda. Gecikmiş bir operasyon. Ben daha önce alınacaktım, nasip bu zamanaymış." cevabını verdi. Polis aracına bindirilen Özsoy, Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü binasına götürüldü.

OSMAN ÖZSOY NE DEMİŞTİ?

Prof. Dr. Osman Özsoy dün Samanyolu Haber TV canlı yayınında 11 yıl önce Davutoğlu'nun arkasında kıldığı namazı kaza ettiğini anlatmıştı. Özsoy, aynı programda "Bu süreci 3-5 yiğit adam bitirir" ifadelerini kullanmıştı. 

 Prof. Dr. Osman Özsoy'un "Bu süreci 3-5 yiğit adam bitirir" sözünü cımbızlayarak alan havuz medyası, "Korkunç açıklama, Erdoğan’ı ölümle tehdit etti” ve "Davutoğlu'na STV ekranında ölüm tehdidi" başlıklarıyla haber! yaptı.

Osman Özsoy, son yazısında, tamamen çarpıtma ve iftira niteliğindeki bu haberlerle ilgili açıklama yaptı. Özsoy, tehdit iftirasıyla ilgili olarak "Babamızdan şöyle gördük:Tehdit etmek korkak adamların işidir ve özünde blöf vardır. Mert adam tehdit etmez, her kime diyeceği bir şey varsa çık karşıma diye MEYDAN OKUR, kaçak güreşmez derdi. O nedenle, sözlerimizden TEHDİT anlamı çıkarılması bizi üzer, küçültür, kişiliğimize hakaret olur. Merak etmesinler, denilecek bir şey varsa muhatapların yüzüne karşı söyleyecek kadar baba mirası bir karakterimiz var çok şükür..." ifadelerini kullandı. 

Ayrıca haberi çarpıtarak tehdit şeklinde veren bir sitenin yöneticisiyle konuştuğunu ve bunun doğru olmadığını belirten Özsoy, "Haberler site dışından direk giriyor" cevabını aldığını paylaştı.

İşte Özsoy'un o yazısı:

İzleyenler görmüşlerdir...

Samanyolu Haber TV’de dün katıldığım programa elimde evimin tapusuyla çıktım ve bir iddiada bulunarak şunları söyledim:

Medyanın duayanleri Oktay Ekşi ve Altan Öymen’in de hemfikir olduğu gibi, Türk Basın Tarihinin en itibarsız, en yozlaşmış dönemi yaşanıyor.

Bir iletişim profesörü olarak daha önce 100 Bin Liraya iddiaya girmiştim. Medyamızın bundan daha kötü olduğu dönem olmuştu diyen varsa, 100 Bin lirayı vereceğimi söylemiştim. Şimdi bir adım ileri gidiyorum ve diyorum ki... 12 Eylül ve 27 Mayıs darbesi, hatta Osmanlı Devleti’nin çöküş dönemi dahil, şu an tüm Türk Tarihi’nin en itibarsız dönemi yaşanıyor. Tersini iddia edip kanıtlayacak varsa evimi hediye edeceğim dedim.

Hatta, masum insanlara elinde bir delil, bir mahkeme kararı olmadan suç isnat edip hakaret eden Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun arkasında 11 yıl evvel kıldığım ikindi namazını kaza ettiğimi söyledim.

Son katıldığım ve her cümlesinin arkasında olduğum programda sarf ettiğim sözleri tüm Havuz Medyası işine geldiği gibi kullanmış ve olabildiğince çarpıtmış.

Örneğin Sabah gazetesi haberi; “Korkunç açıklama, Erdoğan’ı ölümle tehdit etti” demiş.

Yeni Şafak gazetesi ise; “Davutoğlu'na STV ekranında ölüm tehdidi” başlığıyla vermiş haberi.

Komik değil mi?

Koca koca adamlar aynı cümlelerden ne kadar farklı anlamlar çıkarmışlar...

Sitenin apartman görevlisi “Hocam programı izledim, izlerken bile heyecanlandım” dedi. “Hayırdır” dedim. “Nerede ise üstüme alınacağım, mert olmadığımı da fark ettim” dedi.

“Merak etme, sözüm zaten size değil, devleti yönetenlerin mesai arkadaşlarına” dedim.

Babamızdan şöyle gördük:

Tehdit etmek korkak adamların işidir ve özünde blöf vardır.

Mert adam tehdit etmez, her kime diyeceği birşey varsa çık karşıma diye MEYDAN OKUR, kaçak güreşmez derdi.

O nedenle, sözlerimizden TEHDİT anlamı çıkarılması bizi üzer, küçültür, kişiliğimize hakaret olur. Merak etmesinler, denilecek bir şey varsa muhatapların yüzüne karşı söyleyecek kadar baba mirası bir karakterimiz var çok şükür...

O nedenle, tehdit kelimesini ANLAMA - KAVRAMA ÖZÜRLÜ medyaya aynen iade ederim.

Şunu herkes bilsin...

Bugüne kadar yazdığımız her satırın, söylediğimiz her sözün arkasındayız.

Bir yılı aşkın süredir katıldığımız tüm televizyon programlarında, yazılarımızda, konferanslarımızda ve ikili sohbetlerimizde şu noktayı ısrarla gündeme getiriyoruz...

Türkiye’yi demokrasiden ve Avrupa Birliği sürecinden uzaklaştıran şu gidişatı üç beş mert adam durdururdu.

Konuyu ilk kez 15 ay önce Bugün TV’deki gündeme getirdiğimizde takvimler 20 Ocak 2014 pazartesiyi gösteriyordu.

1 yıl önce 4 Mayıs 2014’te Zaman gazetesine verdiğimiz tam sayfa röportajda, “Erdoğan HİZMET HAREKETİNE hakaret etmeye başladığında AKP Grup Toplantısında 10 milletvekili, 10 tane yiğit çıkıp duruma itiraz etseydi” işler bu noktaya gelmez, ülkeninkaderi bambaşka olurdu demiştim.

6 ay önce Bugün TV’de Erkan Akkuş’un programında "2 tane yürekli ve namuslu bakan ile milletvekili bu süreci bitirirdi" dediğimizde takvimler 17 Kasım 2014’ü gösteriyordu.

Daha sonra Erdoğan’ın, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’yı hedef alan ve ihanetle suçlayan, başka yerlere çalışmakla suçlayan açıklamaları geldi.

Nitekim Havuz Medyası’nın çarpıttığı son programda Erdem Başçı’yı, sürekli sözünü ettiğimiz mert ve yiğit adamlardan birine örnek olarak gösterdik.

Erdoğan kendisini ihanetle suçlamasına rağmen, uyguladığı programda ISRARCI oldu ve geri adım atmadı.

Nitekim Erdoğan kendisi ile yaptığı görüşmeden sonra ORTA YOL bulduklarını ve tatlıya bağladıklarını söyledi.

Programda konuyu izah ederken, ihanetle suçlanan bir kişi ve konuda tatlıya bağlanan şey İHANETE ORTAK OLMAKdeğil, makul olan şeyde orta yolu bulmaktır dedikten sonra bir çağrıda bulunduk:

“Kendi görev alanıyla konuda her bakan, her bürokrat, EFENDİM MESELENİN BİR DE ŞU YÖNÜ VAR şeklinde alternatif bir görüşle Erdoğan’a gelip durumu izah etselerdi, ülkenin pek çok sorunu bu noktaya gelmezdi” dedik.

Tekrar ediyorum, Erdoğan’ın birlikte çalıştığı üç beş mert adam, vicdanlarının sesini dinleyerek ve makul olanı önererek doğru olduğuna inandıkları düşüncelerini kendisine söyleyebilselerdi, Türkiye hızla demokrasiden, Avrupa Birliği değerlerinden uzaklaşmaz, toplumu kamplara ayıran bu süreç devam etmez, ülke iç enerjisini de heba etmezdi.

Programda söylediklerimi çarpıtan haber sitelerinden birinin yöneticisi ile temasa geçip sözlerimi yansıtış şekillerinin doğru olmadığını söylediğimde, haberler site dışından direk giriyor dedi.

Bu sözler bana, 2 hafta önce, “sitenin yayın politikasını siyasi otoritenin emrine verirseniz sizi abad ederiz” teklifiyle karşılaşan bir başka haber sitesi yöneticisi arkadaşın sözlerini hatırlattı. Kendisi bana, sürece boyun eğme karşısında hayatında bir arada görmediği parayı önüne koyduklarını söylemişti.

Tıpkı, kendi köşe yazısını genel yayın yönetmeni olduğu gazeteye giremeyen Nuh Albayrak’ın içine düştüğü durum gibi...

Bugün öğle saatlerinde Abdurrahman Dilipak aradı ve konuyla ilgili çıkan haberleri sordu.

“Siz o eksende bir düşünce ifade edeceğime inanıyor musunuz?” dedim ve ekledim, “Yazılarınızı takip etmiyorum ama, okuyucular zaman zaman bana çaktığınızı da haber veriyorlar” dedim.

Bence rahatsız oldukları konu, “Ya Hizmet Bitmezse Endişesi...”

Bu işin asla böyle gitmeyeceğine yönelik mertçe açıklamalarımızdan, yazılarımızdan, duruşumuzdan rahatsız oluyorlar. Amaçları ise korkutmak ve sindirmek ama, böyle bir şeyi akıllarından geçirmeleri bile bize hakaret olur.

Kaç canlı yayında ifade ettim. Başıma birşey gelirse sorumlusu siyasi aktördür dedim.

Nitekim Havuz Medyasının bugünkü haberlerinden sonra yine inanılmaz küfür ve tehditlerle karşılaştım. Kendilerine aynen iade etmeyi bile edepsizlik sayarım.

Kimse bizi ölümle korkutamaz.

Allah'tan korkmayanlar KULDAN ÇOK KORKARLAR.

Korktuklarından KORKUTMAK İSTERLER.

ALLAH'TAN KORKAN ASLA KİMSEDEN KORKMAZ!

Geçen hafta bugün; “Bülent Arınç’a küçük bir soru” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.

Yazıda; “Sayın Arınç; Hidayet Karaca’yı  25 yıldır tanırsınız.  Söyleyin Allah aşkına; Siz Hidayet Karaca’nın terör örgütü yöneticisi olduğuna inanıyor musunuz?Eğer böyle bir iddiaya yüzde 1 bile olsun inanmıyorsanız, hiç olmazsa yüzde 1nisbetinde, böyle bir iddia ve suçlamadan duyduğunuz rahatsızlığı kamuoyu fark edecek şekilde yansıtınız... Namus ve şeref sadece kendinde olanı korumak için değil, namuslu ve şerefli insanları korumak için de vardır” demiştim.

Tekrar ediyorum...

Yazılarımda, programlarımda ve sohbetlerimde aktardığım gibi, tüm dünyanın üzülerek takip ettiği ülkenin demokratik ekseninin kayma sürecini 3-5 mert adam değiştirir ve işler bu noktaya gelmezdi.

Gerek Erdoğan, gerekse de Davutoğlu, Havuz Medyasının bugünkü yayınlarından sonra beni kastederek “bir profesör beni tehdit etmiş” diye miting meydanlarında konuşurlarsa, anlama özürlerinden dolayı ancak doktora gitmelerini tavsiye edebilirim.

Ben tehdit etmem... Olsa olsa,Bağdat orada ise arşın burada diye meydan okurum.

Onu bile gerekli görmüyorum. Çünkü süreç zaten bitti.

OSMAN ÖZSOY KİMDİR?

Akademisyen ve gazeteci olan Osman ÖZSOY, 17 Şubat 1965 Bartın doğumludur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden 1987 yılında mezun oldu.  Doktora’sını İstanbul Üni. İletişim Fakültesi GAZETECİLİK bölümünde yaptı. Aynı fakültede lisansüstü dersler verdi. 1999 yılında gittiği ABD’de akademik ve mesleki alanıyla ilgili çalışmalar yürüttü.  ‘Yayıncılık ve İletişim’ konusunda programlara katıldı.  Harvard Üniversitesi’nde çeşitli araştırma projelerine katkıda bulundu.  2000 yılında doçent, 16 Şubat 2007 de Halkla İlişkiler ve Reklâmcılık alanında profesör oldu.  Değişik vakıf üniversitelerinde öğretim üyesi ve yönetici olarak görev yaptı.

Haliç Üniversitesi Rektör V. ve Rektör Y. görevlerinde bulundu.  Son olarak aynı üniversitenin İşletme Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanlığı’nı sürdürdü.  Türkiye'nin 17 Aralık 2013 sonrası yaşadığı hukuk katliamları sonrası önce gazete yazılarına, ardından üniversitedeki derslerine son verildi. Devam eden sözleşmesine rağmen fakülte kapısından içeriye alınmayınca bu hukuksuzluğa asla boyun eğmeyeceğini göstermek için dersini sokakta yaptı. Öğrenciler hocalarına sahip çıktı ve derse katılım oldukça yüksek oldu. Bu DURUŞ yerli yabancı basının dikkatini çekti ve medyada geniş bir şekilde yer aldı. Hukuksuzluğa ve akademi dünyası üzerinde estirilmek istenen siyasi zorbalığa boyun eğmediği için dünyada ilk kez SOKAKTA DERS veren profesör olarak tarihe not düştü.

Polis Akademisi Başkanlığı'na bağlı İstanbul Etiler Polis Eğitim Merkezi Komiser Yardımcılığı Programı'nda "Poliste İletişim Becerileri", "Poliste Liderlik" ve "Sosyal Psikoloji" dersleri verdi.

Akademik çalışmalarını ‘siyasal iletişim’ üzerinde yoğunlaştıran Özsoy, seçmen davranışları üzerine yaptığı çalışmalara paralel olarak seçim kampanyaları konusunda stratejik danışmanlık yaptı. Kamuoyunun yakından izlediği başarılı seçim kampanyalarına imza attı.

Türkiye’nin sosyal, siyasal, sosyo-ekonomik ağırlıklı sorunlarının tespitine ve çözüm önerilerine yönelik çok sayıdaaraştırma projesi yürüttü.

Çeşitli televizyon kanallarında uzun yıllar program yapımcısı ve sunucusu olarak görev yaptı.

4 Nisan 1983'den bugüne değişik gazetelerde köşe yazarlığı yaptı.

Çok sayıda dergide yazısı yayınlandı.

Şu an www.rotahaber.com'da köşe yazılarını sürdüren Özsoy, yoğun bir şekilde konferans ve sunum programları icra etmekte, akademik ve sosyo-kültürel etkinliklerde moderatörlük de yapmaktadır.

Kazandığı Ödüllerden bazıları şunlardır:

- “Türkiye’de Siyasi İstikrar Nasıl Sağlanabilir?” başlıklı çalışmasıyla Milliyet Gazetesi Sosyal Bilimler Ödülü(1998),

- “Türkiye – AB İlişkileri” araştırmasıyla Avrupa Vakfı / İstanbul Ticaret Üniversitesi AB Araştırma Ödülü (2003),

- “Özal’ın Değişim Modeli” başlıklı araştırmasıyla Turgut Özal Fikirlerini Araştırma Derneği tarafından Özal Araştırma Ödülü (1996),

- "İBB Avrasya Basın Ödülü" (1997).

Sayılarla Özsoy:

Bugüne kadar kaleme aldığı köşe yazısı sayısı 2100, dergilerde yayınlanan yazılarının sayısı 162, bildiri sunduğu uluslararası kongre sempozyum sayısı 65, yazdığı kitap sayısı 25, kitapta bölüm 8, kitap olarak basılmış proje sayısı19 (toplamda 52), hakemli dergilerde yayınlanmış akademik makale sayısı 62, verdiği konferans sayısı 1.105, yapım ve sunuculuğunu yaptığı canlı program sayısı 350, programlarına konuk ettiği kişi sayısı 1200, çeşitli kuruluşlardan değişik vesilerle takdim edilen plaket sayısı 274.

Planlı ve zaman ayarlı yaşam sürdürmesi ile tanınan Özsoy, sarı basın kartı sahibi, evli ve iki çocuk babasıdır.         



İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.