Prof. Dr. Sencar: Paralel Değneğiyle Çok Kesimi Döverler

Son seçimlerde sonuca en yakın tahmini yapan MetroPoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Müdürü Prof. Dr. Özer Sencar, son seçimlerin araştırma şirketleri üzerinden manipüle edildiğini söyledi. Sencar, kamuoyu araştırma piyasasının...

Prof. Dr. Sencar: Paralel Değneğiyle Çok Kesimi Döverler



Son seçimlerde sonuca en yakın tahmini yapan MetroPoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Müdürü Prof. Dr. Özer Sencar, son seçimlerin araştırma şirketleri üzerinden manipüle edildiğini söyledi. Sencar, kamuoyu araştırma piyasasının en büyük satın alıcısı olan AK Parti ve Erdoğan’ın, kamuoyu araştırmaları üzerinde bir hegemonya kurduğunu belirtti. Hükümetin tutumuna da dikkat çeken Sencar, “Bu paralel değneğiyle daha çok kesimi döverler.” dedi.

Aksiyon Dergisi’ne konuşan Prof. Dr. Özer Sencar, önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin gittiği yönü endişe verici bulan Özer Sencar, “Çoğulcu Türkiye için, 2015 seçimlerinin son şans olabilir.” dedi. Hukuk alanındaki istikrarsızlığın ve evrensel ilkelerden kopuşun ekonomiyi etkileme potansiyeline dikkat çeken Özer, ‘paralel yapı’ denilerek yapılanların 163. Madde üzerinden yapılanlarla aynı olduğu görüşünde. Sencar, “Bu paralel değneğiyle daha çok kesimi döverler.” ifadelerini kullandı.

Aksiyon’da bu hafta yayınlanan röportajdan bazı bölümler şöyle:

‘SEÇİMLER MANİPÜLE EDİLDİ’

-Siz seçimlerde araştırma şirketleri üzerinden bir manipülasyon olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir araştırmacı olarak bunu söylemek gerçekten üzücü ama evet düşünüyorum. Alanda tekniğine uygun üretilen bilgiyi değil, masa başında üretilen ya da değiştirilen bilgiyi hele de kritik zamanlarda kamuoyuyla paylaşıyorsanız bunun adı manipülasyondur. Dikkatli gözlemciler bunun izlerini rahatlıkla fark edeceklerdir.

-Cumhurbaşkanlığı seçiminde bazı şirketlerin sonuçları çok tartışıldı. Siz o sonuçların Cumhurbaşkanlığı sonuçlarını etkilediğini düşünüyorsunuz.

Evet, bu benim görüşümden bağımsız olarak araştırma verilerine dayanan bir değerlendirmedir. Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yaptığımız araştırmada seçmenlere kamuoyu araştırma şirketlerinin açıkladığı sonuçların oy verme tercihlerini etkileyip etkilemediğini sorduk. Yüzde yirmisi etkilendiğini belirtti. Bu hiç de azımsanacak bir oran değildir. Ayrıca araştırma bulgularından bağımsız olarak dikkatli bir gözün fark edebileceği kadar açık şekilde yapıldı maalesef.

-Bunlar eleştirildi ama böyle yanılmalar olur diyenler de çıktı. Bu sıradan bir şey miydi?

Yanılma ya da kabul edilebilir hata nedir, önce kısaca onu açıklayalım. Araştırmacıların iyi bildiği üzere örneklemden kaynaklı hatalar makul sayılabilir, hata payı olarak algılanır. Hata payınızın çok ötesinde bir sapmanız varsa bu ya sizin uygulamanızda, analizinizde vb. hatalar olduğunu gösterir –ki bu durumda güvenilmez bir araştırmacı olursunuz– veyahut da siz bu işi manipüle ettiniz demektir.

-Açıklanan hatalı sonuçlar araştırmanın gerçek sonucu olamaz mı?
Şimdiye kadar seçim tahminleri yapma konusunda iddialı, yani sınanmış bir tekniğe sahip araştırma şirketlerinin son seçimdeki bulgularını başka türlü izah etmek mümkün mü bilemiyorum. Eleştirilen taraflardan geçerli bir izah da yapılmış değil. Ayrıca yasalara ve YSK’ya rağmen seçime 3-5 gün kala tatilcilerin sandığa gidip gidemeyeceğinin tartışıldığı bir ortamda seçmenleri sonuçların adayların bir diğeri lehine değişemeyeceğine inandıracak nitelikteki açıklamalar, sunulabilecek izahları her durumda yetersiz bırakır.

-Özür dilendi. Bu yeterli değil mi?

Elbette erdemli bir davranıştır, özür dilemek; ama geri dönüşü olmayan sonuçlar üretildikten sonra ne kadar kıymeti vardır bu özrün, takdirini kamuoyuna bırakıyorum.

ESKİDEN DARBEYİ ASKERLER YAPARDI ŞİMDİ SİVİLLER…

-AK Parti pek çok olayı kendisine yönelik bir darbe olarak açıklarken tam da sivil hayata ‘müdahale’ etmiş olmuyor mu?

İktidar, hâkimiyetini artırdıkça diğer muhalif kesimlere de hukuki kurallar içinde davranmayacaktır. Bundan herkes nasibini alır. Nitekim bugün giderek yasalarla Türkiye’deki demokratik ortam daraltılıyor. İnsanlar kendilerini baskı altında hissediyor, rahat konuşamadığını söylüyor. Yazı yazanlar rahat yazamıyor, yazarsa da gazetesinden atılıyor. Bu demokratik ortamın daralması tam da bu sivil hayata müdahalenin sonucudur.

-Askerî vesayete karşı demokratik bir cephe oluşmuştu. Şimdi sivil iktidar ‘kırmızı kitap’ siyasetini devreye sokuyor, demokrat ve liberaller ‘savunanlar ve karşı koyanlar’ diye ikiye bölünüyor. Bu ilginç bir durum değil mi?
Evet, ilginç bir durum. Çünkü ilk defa böyle bir güç dengesi oluştu. Bir sivil siyasi iktidar 3 seçimde de oyunu artırdı ve yüzde 50’ye ulaştı. Bu müthiş bir özgüven ve güç birikimi sağlar. Uzunca bir süredir askerî darbelere karşı direnmiş, direnirken de demokrasi ve özgürlükler istemiş insanlar, bu sefer sadece siyasi güç karşısında değil, aynı zamanda para ve yaşam standardı gücü karşısında da sınanıyorlar. Böylesi bir ortamda insanların gerçek niyet ve kaliteleri ortaya çıkar. Bu ortam demokrat ve liberaller için bir turnusol kâğıdı işlevi görmektedir.

-Demokrasi için sivil iktidarı savunuyorum, deniyor ama.

Herkes yaptığı işi bir şekilde rasyonalize eder. Ama yapılan işler kişinin kendi rasyonalize ettiği şekilde algılanmaz. Kişi, vicdanına veya dışarıdaki insanlara karşı kendini masumlaştıracak, davranışını doğru gösterecek argümanlar geliştirir. Ben sivil iktidarı savunuyorum, diyor ama bir yandan da otoriter eğilimleri savunuyorsa o zaman bir süre sonra kendisi de başkaları da anlar bunu.

-Gezi’de de 17 Aralık sonrasında da ortaya konan kutuplaşma siyaseti için ne dersiniz?

Siyasette netice almanın önemli argümanlarından biri halkı bir tercihe zorlamaktır. Önce toplumda bir kutuplaşma meydana getirirsiniz. Siyaset meydanında karşı kutbu şeytanlaştırırsınız. Ben onunla mücadele edeceğim dersiniz ve halkı yanınıza çekersiniz. Bu bir propaganda yöntemidir ve her zaman geçerlidir. Bugün şeytanlaştırdığınız şey cemaat olur, dün Gezi’ydi, yarın Kürtler olur, başka bir gün başka birisi olur. Avrupa’da da değişik dönemlerde bu yöntem kullanılmıştır.

-AK Parti kendisine karşı darbeden söz ediyor ama sivil hayata asıl kendisi darbe vurmuş olmuyor mu?

Darbeyi eskiden askerler yapardı, şimdi siviller bir başka şekilde toplumu yönetiyor ve yönlendiriyorlar. İlle de askerî bir darbe yapılması mı lazım? Postmodern darbe dediler eskiden, şimdi ise siyasi iktidarlar gücünü çok zekice manipülatif bir şekilde kullanıp toplumu yönlendirerek bunu yapabilirler.

‘GÜL DE ERDOĞAN DA CUMHURBAŞKANLIKLARINI BAHÇELİ’YE BORÇLU’

-Milliyetçilik doğası gereği demokratik bir nitelik taşımıyor ama sandıktan çıkmak yani ‘demokratik zafer’ için milliyetçilik vurgusu yapmanız gerekiyor. Bu bir çelişki değil mi?

O siyasetçinin oyunu nasıl artırırım hesabını yaparken kullandığı bir unsurdur. Yani ben demokrasiyi getireceğim diye yapmıyor bunu. Siyasetçi bazen Kürtlere bazen milliyetçilere bazen de muhafazakârlara oynar. Toplum içinde milliyetçilik ve muhafazakârlık son 10 yıl içerisinde geldiği en yüksek noktasında. Dolayısıyla önümüzdeki seçimde Tayyip Bey’in milliyetçi oylara yöneleceği hatta yöneldiği, şimdiden bunun mesajlarını verdiği, MHP oylarına göz diktiği kanaatindeyim. Artık Kürtlerden alabileceği tek oy kalmamıştır AKP’nin. Kürtlerden oy kaybedebilir ama daha fazla oy alamaz. Mevcut durumda AKP’nin yüzde 43 civarında oyu var. Bu yüzde 43’ü muhafaza edebilmesi ve artırabilmesi için Kürt oylarına değil, Orta Anadolu’daki milliyetçi oylara ihtiyacı var. MHP’nin doğal seçmenlerini kazanmak zorundadır. Nitekim Ekmeleddin Bey Devlet Bahçeli’nin adayı olmasına ve gençliğinde ülkücü camiayla yakın ilişkisine rağmen araştırmalarımıza göre Cumhurbaşkanlığı seçiminde yarım milyon civarında MHP’li Tayyip Bey’e oy verdi. Bahçeli buna engel olmadı veya olamadı.

-Bu engel olamamayı nasıl yorumluyorsunuz?

Yorumu size bırakıyorum. Eğer isteseydi Bahçeli seçimi ikinci tura erteleyebilirdi. İkinci tura kaldıktan sonra da çok farklı psikolojik atmosfer doğabilir ve beklenmedik sonuçlar çıkabilirdi.

-AK Parti döneminin ikinci cumhurbaşkanının seçilmesi Bahçeli’nin hayati dokunuşuyla mı oldu yani?

Hem Abdullah Gül (tamamen) hem de Tayyip Bey (büyük oranda) cumhurbaşkanlığını Devlet Bahçeli’ye borçludurlar. Bu konu özel olarak merak ettiğimiz ve araştırdığımız bir konudur. Tayyip Bey’in kazanmasında ikinci faktör CHP’li seçmenin Ekmeleddin Bey’i kendilerine yakın bulmaması ve Kemal Bey’in onu ilan ediş yöntemine tepki olarak 2,5 milyon CHP’linin sandığa gitmemesidir.

‘ÇOĞULCU TÜRKİYE İÇİN 2015 SON ŞANS OLABİLİR’

-Erdoğan’ın ‘dindar nesil yetiştireceğiz’ demesi ve ardından artan devletçi muhafazakârlık siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mustafa Kemal’in insanları zorla Atatürkçü yapmasıyla bugün Tayyip Erdoğan’ın zorla dindar yapması arasında bir fark yok. Onun için birileri ‘yeşil Kemalizm’ diyor.

-CHP kongresinde Muharrem İnce ‘2015 seçimlerinden sonra genel başkanın önemi kalmayacak, bütünüyle Erdoğan devletine dönecek’ dedi. Ne dersiniz buna?

Bizim yeniden Türkiye’de çoğulcu bir demokratik yapıya geri dönülmesi için son şansımız manasında söylüyorlar diyorsanız bu çok da yanlış bir şey değil.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.