Sınıfsal Omurgasız Etik E-Öh !

- MEB, yakın zamanda ‘’eğitim öğretim hizmeti verenlerin...’’ diye başlayan ve bir dizi uyulması gereken ETİK İLKELERİ içeren hayır öğütlü(!) diyebileceğimiz bir belge yayımladı.

Sınıfsal Omurgasız Etik E-Öh !



 Bu belgede, eğitim öğretim hizmeti yapanlara hitaben birçok öneri salık ediliyor. Bu ilkelerin kapsamının, başlıktan anlaşılacağı üzere eğitim öğretim hizmeti verenler ile sınırlı tutulmuş olması, MEB’in etik ilkelere olan DAR perspektifini ve UFKUNU da açıkça ortaya koymaktadır. Demek ki, bu DAR perspektiften, etik ilkelere ihtiyacı olan yalnızca EĞİTİM ÖĞRETİM HİZMET SINIFINDAKİLER görülüyor.  

      Şimdi, sırayla etik ilkeler üzerinde durup, MEB’in etik ilkelerle olan yaman çelişkilerini sizlerle paylaşacağım. Yani, pratikte etik ilkelerinden uzak duranların, öğretmenlere etik ilke ahkamı kesmesi, eğitim öğretim ortamında yapılan işlerdeki pratiksel ilkesizliği hafızalardan silemez. Bu yaman çelişkinin içinde teoriği olan etik ilkelerin, pratiği olamayacaktır. Olabilmesi için yapılacak olan ise, ilkeselliği şiar edinen MEB merkez ve taşra bürokrasisinde buna uygun kadrolar oluşturmakla mümkündür. Bilinmesini isterim ki, MEB en başta hukuksal ahkama kulak tıkamayacak, hukuksal ahkam ilkesel olabilmenin ilk adımıdır, bu bağlamda düşünüldüğünde diyebiliriz ki, MEB’in içinde bulunduğu şartlar altında hukuksal ahkam bir kulağından girip diğer kulağından çıkmakta, ayrıca hukuksal ahkam yontularak adeta törpülenmekte, kırpılmakta ve MEB kadrolarının duygusallığı bağlamında tam da istediği bir noktaya getirilerek hareket edilmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı MEB etik ilkelerin, ilkeselliğinden başlayıp, etik ilkeleri önce bürokrasisi için yazmaya başlamalıdır, bürokrasiye hem teorik hem pratik bir biçimde hakim olan etik ilkeleri inanınız ki, eğitim öğretim hizmeti verenlere yönelik hiç etik ilkeler dizisi yayımlanmadan kendiliğinden pratiğe dökülecektir.

      Zira; eğitim öğretim hizmeti verenlerin zaten etik potansiyeli vardır, yalnızca bunu ilkeye çevirme eksiktir, onu da yaratacak olan MEB merkez ve taşra bürokrasisidir. İşte retorik, teorik ve ironik olan ama pratiği olmayan, olmayacağı da tahmin edilen o ilkeler:

1-SEVGİ VE SAYGI: Eğitimciler, şunları bilmektedir ki, MEB, eğitim camiasında sevgisizliği ve saygısızlığı körüklemiştir. Çalışanlarına, merkez ve taşra bürokrasisini aracı kılarak yaptığı onca haksız ve hukuksuz işlemden sonra onları mahkeme kapılarında süründürerek, sevmemeyi ve saymamayı resmen iliklerine kadar hissettirmiştir. Öğretmenler, değersiz olduklarını, sevilmediklerini ve sayılmadıklarını ilk kez bu kadar harlı hissetmiştir. Hatta; camiada sevgisizlik, saygısızlık tüm iç-dış paydaşlara yayılarak devam etmektedir. Öğretmen, çok sevildiği için mi velilerce dövülmekte ve öldürülmektedir? Öğretmene ne aşılanıyor da ne isteniyor? Anlamak mümkün değil, istenen sevgi ve saygı egemenliği ise buna öğretmene değer vererek başlanmalıdır...

    2- İYİ ÖRNEK OLMA MEB, hangi işinde öğretmene iyi örnek oldu? O kadar fırsat geçti ki MEB’in eline iyi örnek olabilmek için ama hepsini oportünist bir yaklaşımla hep elinin tersiyle iterek geri tepti...

    3- ANLAYIŞLI VE HOŞGÖRÜLÜ OLMA MEB, eş özrü olanların aile bütünlüğünün sağlanması ile ilgili taleplerine ne kadar anlayışlı oldu ki, ya da öğrenim özrü olanlara ne kadar hoşgörülü davrandı ki? Öyle yıllar oldu ki, öğretmenin her nevi özrü için inceldiği yerden kopsun havasında iş/işlemler yaptı MEB. Ve kolaylaştırmayı, zorlaştırmaya yeğledi hep. BİZİM ANLADIĞIMIZ BUYDU.

    4- ADİL VE EŞİT DAVRANMA Son yıllarda yapılan yönetici seçimlerinde, o denli adil (!) olundu ki, kendine muhalif olan sendikaların üyesi yöneticileri Türkiye genelinde yüzde 10’un altında eşitlerken; yandaşı olan sarı sendika üyesi yöneticileri Türkiye genelinde neredeyse yüzde 100’lere yaklaştırdı da yaklaştırdı. Kadrolaşmanın dik alasını yaparak, adaletin şu an gıkının çıkmaması istenmektedir. Bu nedenlerden dolayı gıkı çıkan yerel ve yüksek adalette, MEB tasarrufu ve tasallutundaki idari birimlerce kırpıldıkça kırpılıyor.

      5-ÖĞRENCİNİN GELİŞİMİNİ GÖZETME Öğretmenin, gelişimden ziyade tek tipleştirilip durağanlığı için adeta uğraşveriliyor. Bu ortamda, tek tipleşen bir öğretmenden, öğrencisini tek tipleştirmesi beklenir. Nitekim, bu yola evrilme çoktan baş gösterdi bile.

     6- ÖĞRENCİYE AİT BİLGİLERİ SAKLAMA MEB merkez ve taşra bürokrasisi, özellikle okul yöneticisi seçim süreçlerinde, onlarla ilgili gizli bilgileri kimlerle ne amaçla paylaşıyor, bunu çok iyi bilmekteyiz. İdeolojik, dinsel ve siyasi nasıl fişlemeler yapılıyor, bunu geçmiş yıllardaki yazılarımızda belgeleriyle paylaşmıştık.

     7-MENFİ PSİKOLOJİK DURUMLARI YANSITMAMA Öğretmene, yıllar önce toplu sözleşmeler öncesinde, onların zam isteklerine karşı yapılan ‘’YUNANİSTAN OLURUZ!’’ çıkışı hala belleklerde. Ya ‘’MEMUR 40 SAAT ÇALIŞIYOR İKEN; ÖĞRETMEN, 15 SAAT ÇALIŞIYOR’’ çıkışı... Elbette, öğretmene karşı oluşturulan olumsuz psikolojinin birer sonuçları değil de neydi?

     8- KÖTÜ MUAMELEDEN KAÇINMA MEB merkez ve taşra bürokrasisi, okul müdürleriyle el ele vererek, öğretmenlere MOBBİNG uygulamasında adeta rekor üstüne rekor kırıyor. Ben de rakamların yalancısıyım. Açın, son 5 yılın EĞİTİM ÖĞRETİM ORTAMINDA UYGULANAN MOBBİNG rakamlarına, dediğimi anlarsınız. Özellikle, hak mücadelesi için sahaya çıkan öğretmenlere yapılan biber gazlı müdahale, greve katıldı diye ceza yiyen eğitimciler, işte hepsi kötü muamelenin birer örneği olmuşlardır.

     9- MESLEKİ YETERLİLİK MEB, kendi bürokrasisini oluştururken, ne kadar liyakatı esas alıyor diye bir düşünün, işte o bürokrasi o kadar mesleki yeterliliğe sahiptir. Ve öğretmenin de, o kadar meslek içi eğitim ya da hizmet içi eğitim vasıtasıyla mesleki gelişimini düşünecek ve kaygılanacaktır. Ama nerde! Öğretmenlerin çoğu mahalli ve merkezi hizmet içi eğitimlerden mahrum...

     10-SAĞLIKLI VE GÜVENLİ EĞİTİM ORTAMI SAĞLAMA Okullarda sınıflara kadar cellatlar girip öğretmenin canını alabiliyorsa, Okullarda tuvaletlere giden minicik çocuklar ölüyorsa, o zaman MEB’in bu ahkamına ne denebilir ki? Koskaca GÖZ BOYAMA... BİRAZ DA, LÜKSE KAÇMA...

     11- MESAİ VE DERS SAATLERİNE UYMA MEB’in, söylediği günde, saatte ya da vakitte söylediğini yapamayarak, beklemekten bilgisayar başında ağaç ettiği öğretmenlerin serzenişleri geldi aklıma BİRDEN.

     12-HEDİYE ALMA ,

     13-KİŞİSEL MENFAAT SAĞLAMA Kimler makamını kullanarak hediye alıyor, kimler bu makamın sağladığı nüfustan kişisel çıkar sağlıyor, şöyle eğitim öğretimin özellikle bürokrasi ortamına bakıldığında APAÇIK görülecektir. Eğitim öğretim ortamında, bu işleri hiç yapmayan ya da en az yapanlar sanırım ÖĞRETMENLERDİR. Ama gel gör ki, hedef tahtasına konulan da BİR KEZ DAHA onlar olmuşlardır.

       14- ÖZEL DERS VERME 40 dakikalık bir ders saatinin, ücret karşılığı TAKRİBEN 9 TL iken, maaşlara verilen zamlar ya yüzde 20’lik vergi dilimine ya da enflasyona takılırken, öğretmene ‘’özel ders verME!’’ ahkamının hüküm olabilmesi için ilgili mevzuata ve önümüzdeki toplu sözleşme metnine, ÖĞRETMENİN her nevi ücretlerinde iyileştirme yapılması için HÜKÜM konulmalıdır.

      15- BAĞIŞ VE YARDIM TALEBİNDE BULUNMA MEB, okullara doğrudan ödenek gönderip, okulları muhtaç durumunda bırakmazsa, zaten eğitim öğretim hizmeti verenler kimseden yardım ve bağış talebinde bulunmayacaktır. Malum, eğitim öğretim hizmeti verenler, bu hizmeti yapabilmeleri için MEB’in illere ve ilçelere aktarılarak, kırpıla kırpıla okullara kalmayan ödeneklerinden değil, doğrudan okullara ödenek sunarak devreye girip eğitim öğretim hizmeti verenleri kimseye muhtaç etmemelidir. Yardım ve bağışlarla okullarının çehresini değiştirenlerin ve okullarının ihtiyaçlarını karşılayanların, o kadar özverili çalışmalarını görebileceğiniz ve kendilerinden ya da 3.ağızlardan dinleyebileceğiniz hikayeleri var ki, dilerim bir öğretmen bunları kitaplaştırır, size sunar ve hiç değilse o hikayelerden öğüt ya da ders alırsınız. TABİ, BU DURUMDA YÜZÜNÜZ KIZARIR, UTANIR, SIKILIR VE O YÜZÜNÜZ ÖNE EĞİLİR... Not: MEB, ÖĞRETMEN İÇİN ETİK İLKELER YAYIMLAMIŞ... BUNLARI DA, VALİLİKLERE GÖNDERMİŞ...  EVET, KAMUOYU İÇİN İLK BAKIŞTA GAYET ANLAŞILIR... AMA ÖĞRETMEN OLARAK BAKIŞIM, MEB BU ETİK İLKELERİ KEŞKE YUKARIDAN YANİ TEPEDEN BAŞLATSAYDI... MESELA, NAZIRDAN, NAZIR YARDIMCISINDAN, MÜSTEŞARDAN, MÜSTEŞAR YARDIMCILARINDAN, GENEL MÜDÜRLERDEN, DAİRE BAŞKANLARINDAN, İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLERİNDEN, İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLERİNDEN, MİLLİ EĞİTİM MÜDÜR YARDIMCILARINDAN, ŞUBE MÜDÜRLERİNDEN SONRA OKUL MÜDÜRLERİNDEN... VALLAHA BİLLAHA, ETİK'CİĞİM YUKARIDAN AŞAĞIYA DOĞRU ZATEN AKIP GELECEKTİR... ÖĞRETMEN, BU DURUMDA ETİK'CİĞİMİ KUCAKLAMAYA HAZIR OLACAKTIR... SİZ, ETİK İLKELERİ AKITIN O YOLUNU BULUR, İNANIN... ŞİMDİ BİR DE SORU SORACAĞIM, ÖĞRETMEN OLARAK, YAPACAĞINIZ İLK DEFA VE YENİDEN MÜDÜR GÖREVLENDİRMELERİ MÜLAKATLARINDA NE KADAR ETİK DAVRANDINIZ? YOKSA, GEÇMİŞ YILLARDA İLLERDE DÖNEN ETLİLERE VE SÜTLÜLERE KARIŞMAMA HUYUNUZDAN MI GİTTİNİZ? SONRA, BAKINIZ, ETİK, ''ETİ'' OLARAK GÖRÜNÜP DE YENİLMESİN DE... AMA, MERAK ETMEYİNİZ! ÖRGÜTLÜ OLABİLMİŞ VE KİTLESELLEŞMİŞ ÖĞRETMENLER OLARAK: ‘’HER ALANDA, ETİK İLKELERİ HİÇ KİMSEYE YEDİRMEYİZ!’’ DİYEREK ALANLARDA HAYKIRIYORUZ ZATEN... 

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.