TEOG, İmam Hatip ve dershane..

TEOG, İmam Hatip ve dershane..

TEOG, İmam Hatip ve dershane..



Eğitim sisteminde İmam Hatipler’in ağırlığının arttığını hep duyuyordum ama meseleyi bu kadar yakından incelememiştim. Düz liselerin pek çoğunun Anadolu lisesine, önemli bir bölümünün de İmam Hatip lisesine çevrilmesiyle birlikte, sınav kazanamayan çocuklar İmam Hatip’e gitmeye zorlanıyor. Her yıl, baskı biraz daha artıyor.

8’inci sınıfta bir çocuğunuz var. TEOG’u (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş) başaramazsa, Anadolu lisesine giremez; düz lise de kalmadı. Bir meslek lisesi seçmek zorunda. Her mahallede İmam Hatip liseleri var. Okullar donanımlı, geniş imkânlara sahip. Sınavda kazanamayan ister istemez, aileler karşı gelse de başka seçenek bulunamadığı için İmam Hatip’e gidiyor.

İstanbul’da 208 Anadolu lisesi var. İmam Hatip liselerinin sayısı 118 mevcut ile neredeyse Anadolu lisesinin rakamına ulaşmış durumda. Taraf’a konuşan Anadolu Eğitim Sendikası Genel Başkanı Cansel Güven’in açıklamalarına göre “Fakir ve başarısız öğrenciler İmam Hatip’e gidiyor. İstanbul’da en düşük Anadolu lisesi 306 puanla öğrenci alırken, İmam Hatip lisesinde bu 45 puana kadar düşüyor.”

Paranız varsa işiniz kolay. Çocuğunuz TEOG’da başarısız bile olsa, herhangi bir özel okula kaydettirebilirsiniz. Paranız yoksa ve TEOG puanı yetmezse, aşağı yukarı tek seçenek İmam Hatip. Bir de Açık Lise imkânı var ama bunu da ebeveyn elbette tercih etmiyor.

Keyfi bir kararla dershaneler de kapatıldı. Sözde gerekçe, dershanelerin para tuzağı olmasıydı. Dershanelerin bir bölümü özel okula dönüştü. Ama onlar, aynı zamanda dershane gibi de faaliyet gösteriyor ve TEOG sınavlarına hazırlıyor. Dershane yolu kapatıldığı için aileler, çocuklarını ortaokul son sınıfta dershaneden dönüşen özel okullara göndermeye başladı. En az yılda 10 bin lira vermek zorundalar. Aksi takdirde, sınava hazırlanmak mümkün değil. Yani ha Ali-Veli, ha Veli-Ali… Devlet 3 bin 750 lira katkı payı sağlıyor ama gene de maliyet eskiden dershanelerin aldıklarına denk ya da daha yüksek.

Kaldı ki, dershanelerin özel okula dönüşmesi iznini Milli Eğitim verdiği için, Cemaat’e yakın olanların önü kesiliyor. Bu da eğitim hakkı ve teşebbüs hürriyetine aykırı davranmanın yanı sıra Anayasa’nın “eşitlik” ilkesine de uyulmadığını gösteriyor. Neresinden tutsanız elinizde kalan bir ucube uygulama.

Eğitim kurumları arasında eşitlik sağlanmadan, dolayısıyla en iyisine girme yarışı devam ederken, dershanelerin kaldırılması hata idi. Paralel’e vurayım derken, eğitim sistemi büyük yara aldı. Bu arada Anayasa Mahkemesi, eğitim özgürlüğü ve teşebbüs hürriyeti engellenemez gerekçesiyle yasayı iptal etti. Alın bir başka sorun…
Şimdi hükümet, Anayasa Mahkemesi kararını uygulamamak için çareler arıyor. “Yasa yok; dershane açamazsınız. Sadece bazı eğitim dallarında kurs verebilirsiniz” diyor. Oysa bu tip sınırlamalar, Anayasa Mahkemesi’nin kararına da aykırı.

Belki adı dershane olmayacak ama özel okula dönüşmeyen kurumlarda, “kurs” adı altında gene dershane faaliyeti yürütülecek. Öyleyse bu ısrar niye? Niçin Anayasa Mahkemesi kararına uymak yerine dolambaçlı bir yol seçiliyor? Tayyip Erdoğan’ın inadını mı kıramadınız?

Son bir husus: Eğitimde rekabet daha da keskinleşti. Çünkü aileler TEOG’u kazanamayan çocuklarının İmam Hatip’e zoraki yönlendirilmesinden endişe duyuyor. İyi puan tutturamazlarsa, neredeyse önlerindeki tek seçenek İmam Hatip. Bu yüzden, dershane ihtiyacı azalmadı, aksine arttı.

28 Şubat sürecinde İmam Hatipler’in orta kısmının kapatılmasına ve mezunlarının üniversitelere girmesinin engellenmesine karşı çıkmıştım. Bu büyük bir adaletsizlikti. Ama ne yaptı AK Parti hükümeti, aksi yönde bir haksızlığa imza attı. Peki sonuçta ne olacak? Bu tavır, İmam Hatip düşmanlığını körüklüyor. Bir fırsat ele geçtiğinde, hiç şüpheniz olmasın, İmam Hatip tartışması yeniden alevlenecek. Bu okulların önünü kesmeye çalışanlar, gerekçelerini, AK Parti hükümetinin haksız uygulamalarında bulacaklar.
 
Amaç erken seçim 
 
Pazartesi günü Ahmet Davutoğlu ile Kemal Kılıçdaroğlu buluşacak. Koalisyon kararı çıkması uzak bir ihtimal. Sorun, bakanlık taksimatından ya da program ihtilâfından doğmuyor. Temelde uyuşmazlık var. Sadece tabanların birbirine yabancı olması, karşılıklı husumet duyulması da değil. Bütün bunlar ayrıntıda kalıyor. Temel mesele, Meclis çoğunluğunun muhalefetin elinde olması. Erdoğan bundan dolayı kaygı duyuyor; hatta korkuyor…

Hükümet nasıl kurulursa kurulsun, Meclis mutlaka 17-25 Aralık dosyalarından başlayarak, bakanlardan hesap soracaktır. Üstelik birçok bakanlıkta muhtemelen yeni suistimaller ortaya çıkacaktır. Bir tek örnek vereyim: Bodrum/Güvercinlik koyundaki ormanda yer alan çirkin otel inşaatları… Bir tanesi Amara… Tamamlandı. Adeta yarımadanın tümünü kaplayan yan yana 2 bina. İkincisi, Güvercinlik Enternasyonal, Çankırı İnşaat, Ece Yapı ve Metis Yapı tarafından yürütülüyor… Üçüncüsü, Maximum A.Ş, Enis Ocaklı, Halil Ocaklı, Ömer Ocaklı, Metin Kavaklı… Hukukun işlediği normal bir ülkede, ormandaki kıymetli ağaçlar kesilerek böyle oteller yapılamayacağına göre, işin içinde bit yeniği var. Şimdi düşünebiliyor musunuz, Orman ve Turizm Bakanlıkları’na bir CHP’li gelmiş! Bu bakanlıklardaki bürokratların dilleri çözülür. Kimin, nasıl rüşvet alıp, bu inşaatlara izin verdiğinin belgeleri ortaya çıkar. Hadi alın başınıza 17-25 Aralık gibi yeni skandal dosyalar!!! AK Parti bu yükü taşıyabilir mi?

CHP Milletvekili Akın Üstündağ soru önergesi verdi. Yarın öbür gün Turizm Bakanı olduğunu farz edin; bu işin peşini bırakır mı sanıyorsunuz?

Anlatmağa çalıştığım bütün bu endişeler ve korkular yüzünden koalisyonun kurulamayacağını düşünüyorum. Pazartesiyi ve takip eden günleri bekleyelim. Yanılıp yanılmadığım ortaya çıkar.

 

Koalisyon kurulsa, Turizm Bakanlığı’na bir CHP’li gelse ve şu Güvercinlik dosyasını bir açsa… Bakanlık bürokratlarının dili çözülmez mi? Kim ne kadar rüşvet aldı-verdi ve kıymetli ağaçlar kesilerek bu otellerin yapılmasına nasıl müsaade edildi? Bu yüzden, Davutoğlu-Kılıçdaroğlu görüşmesinden bir koalisyon kararı çıkması uzak ihtimal.

Nefret dili 
 
Gazeteci Nuh Köklü, bir market sahibi tarafından öldürülmüştü. Market sahibi Serkan Azizoğlu’nun dükkânının camına kartopu gelmiş, cam kırılmış, tartışma başlamış, sonuçta, bıçak darbesiyle Nuh Köklü hayatını kaybetmişti. Bu basit bir öfke cinayeti değildi. O öfkenin nasıl biriktirildiğine de bakmalıyız. Nitekim Köklü cinayetinde çarpıcı bir detay ortaya çıktı. Tutuklu sanık Serkan Azizoğlu’nun ağabeyi meğer Tayyip Erdoğan’a mektup göndermiş, “Ölen kişi Gezici ve AK Parti karşıtıydı” demiş.

Kendisini aklamak için “Paraleldi” de diyebilirdi. Gezi olayları sırasında ve daha sonra ülkenin nasıl kutuplaştırıldığını biliyoruz. Toplumun içine nefret tohumları derinlemesine serpildi. Ülkeyi PKK’nın bölmesine gerek kalmadı. Tayyip Erdoğan’ın dili, söylemi, üslubu öylesine fay hatları yarattı ki, bir kartopu oyunundan cinayet çıkabiliyor.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.