Toplu Sözleşme Masasında Nasıl Kaybediyoruz?

Özgür Eğitim Sen başkanı Yusuf TANRIVERDİ Memur Sen'i sert bir dille eleştirdi.İşte Tanrıverdinin açıklamaları.

Toplu Sözleşme Masasında Nasıl Kaybediyoruz?



Önce toplu görüşmeydi adı. Bir işveren oyunuydu. Dön dolaş yine bana gel, son söz nasıl olsa benim, dolayısıyla güç bende öz güveniyle iktidarlar tüm rehavetiyle masadaki yerini alırlardı. Sendikalarsa bunun tam aksi özgüvenden yoksun telaşlı ürkek bir şekilde sinerlerdi masanın kenarlarına. Ne söyleyeceklerdi? Neler isteyeceklerdi iktidardan? Gerçi iktidardan isteyecekleri çok şey vardı; ancak alt alta sıraladıkları, istedikleri, yarım saati bulmayan sunumları bittikten sonra, devletin yetişmiş bürokratlarının istatistiklerle şişirdikleri, rakamlarla abarttıkları, kavramlarla anlaşılmasını güçleştirdikleri uzun ve sıkıcı sunumları başlardı. Sendikaların isteklerinin imkânsızlıkları öyle bir dille sunulurdu ki görüşmeye katılan sendika yöneticileri “bu kadar istekte bulunmakla ayıp ettik” duygusuna kapılır, suçlu bir ruh haline bürünür masanın kenarında oturuşları oturuş olmaktan çıkar, adeta masanın kenarına ilişmiş bir ruh haline iyice gömülürlerdi.

 

Üyelerine bir açıklama yapmaları gerekirdi. Ne söyleyeceklerdi, nasıl izah edeceklerdi? O kadar talepten eli boş bir şekilde dönmenin izahı nasıl yapılabilirdi? Orda Şark kurnazlığı hemen devreye girerdi. Sansasyonel bir atakla ilgileri başka tarafa çekmek gerekirdi. Bakanla birlikte basının karşısına geçme anı, tam bir fırsattı. Konfederasyon başkanları bir anda, iki inatçı keçi hikâyesinden çalıntı rolleri oynamaya başlardı. Perde hazırdı. Bakanın sağ tarafında hangi konfederasyonun başkanı yer alacak krizi bir anda kopartılırdı. Bu büyük kriz federasyon açısından hayati değerde önemliydi. Bakanın sağ yanı, yani devletin sağ yanı olmak en büyük konfederasyon olmanın tescili anlamına gelecekti. Bu kaçırılmaz bir fırsattı. Eğer sağ kol unvanı orda kapılabilinirse, üyelerin karşısına bir meydan muharebesini kazanmış muzaffer bir komutan olarak çıkabilirlerdi. Aylarca gündem bu konuda tutulurdu. Diğer sendika başkanın nasıl ekarte edildiği ballandıra ballandıra anlatılır ve bu durum büyük sendika ve büyük sendikacı olmanın en değerli kriteri olarak lanse edilirdi. 

 

Çalışanlar, emekliler bu büyük zaferle oyalanırken, iktidar yani işveren tarafı, yine emekliye, çalışan kesime bütçeden bir şeyler kaptırmamanın keyfini sürer, oluşacak bütçe fazlalıkları üzerinden yapacağı süslü, gösterişli propaganda söylemlerini şimdiden kaleme almaya başlamış olurlardı.


KISIR DÖNGÜ DEVAM EDİYOR


İnsanlar emeğini pazarlayarak çalışmaya başladıklarında, işverene karşı tek başlarına yalnız, çaresiz olduklarını, her şeyin işverenin iki dudağı arasında biten bir ilişkinin kendileri, çocukları, gelecekleri ve ülkeleri açısından bir sömürü durumunu ortaya çıkardığını gördüler. On sekiz saate varan çalışma süreleri, karın doyurmaya yetmeyen ücretler, sağlıksız, gevenliksiz iş yerleri; hafta sonu tatili yok, yıllık izin yok, iş güvencesi yok, istediğiniz anda işten bile ayrılma hakkınız yok, işverenin adamları tarafından bu isteğiniz kolunuz, bacağınız hatta hayıtınızı kaybetmenizle neticeleniyor. Vahşi kapitalizmin tüm vahşetiyle zuhur ettiği zamanlarda; kadın, erkek, çocuk, yaşlı demeden, insan öğütmenin en vahşisi, fabrikalarda ve çevresinde tenekelerden oluşmuş insanın yaşamını sürdürmenin imkânsızlaştığı yoksulluk ortamlarında tüm acımasızlığıyla vahşilik kendisini sergilerken; bu sömürüye, bu vahşete, bu haksızlığa karşı emekleri, çocukları, kadınları ve ülkeleri adına direnişin kaçınılmaz duygusu, çalışanların tüm yüreklerini ve zihinlerini kuşattığında,  mücadelelerinin ete kemiğe bürünmüş bir hâli olarak sendikalar ortaya çıktı.

 

Yeryüzünde emeğini satanlar var olduğu sürece, bu emeği sömürmek isteyenler de sömürüye karşı direnenler de var olacak; ez cümle sendikalar var olacak.


Sendikayı sendika yapan iki öge; toplu sözleşme ve grev hakkıdır. Bu ikisinin ya da birinin eksikliği sendikal mücadelenin ciddi şekilde aksamasına, bu aksamalarda iki adım sonra yozlaşmaya, hedeften sapmalara neden olacaktır. Ülkemizde her ne kadar toplu görüşme, toplu sözleşmeye çevrilmiş olsa da grev hakkının işveren tarafından tanınmaması gerçek sendikal mücadele ve kazanımların elde edilmesini ciddi şekilde engellemektedir. Maalesef yarım milyonluk üye potansiyeline sahip konfederasyonlar, grev hakkının elde edilmesi için ciddi ve samimi bir tek güçlü ve diri eylemin altına imza atmamışlardır. İşte kamu çalışanlarının geleceği sendikal mücadelenin ne'liği konusunda zihinleri netleşmemiş bu konfederasyonlara emanet.

 

Toplu sözleşme masasında çalışanın emeğinin karşılığını almak, onun çıkarlarını korumak adına ne tür bir siyaset geliştirmeye zorunlu olduğumuzu konuşmamız gerekir.


Mevcut hâlimize bir bakalım. Tüm sendikalar üç aşağı beş yukarı benzer ve işin doğası gereği yakın talepler sıralamakta ve bunları kamuoyuyla paylaşmaktadır. Benzer ve yakın taleplere sahip konfederasyonlar sendika masasına adeta düşman kardeşler olarak oturmaktadır. Elde edilecek en küçük kazanımı dahi “biz yaptık, biz aldık, biz kazandık” söylemine malzeme edip diğer konfederasyonları yıpratmak, işe yaramaz göstermek için kullanma yarışı içindedirler. Toplu sözleşme sürecinde, toplu görüşmede olduğu gibi işverenin elinin çok kuvvetli olduğunun ya farkında değiller ya da farkında olduklarını gizlemek istemektedirler. Elde edilemeyecek onca haklı talebin izahını yine birbirlerine vurarak yapmaya çalışacaklar, birbirilerinden birkaç üye elde etme amacı gündemlerini dolduracak.


BÜROKRATLARIN KARŞISINA AKADEMİSYEN ÜYELERİNİZİ ÇIKARIN

 
Konfederasyonlar yılda bir o masanın etrafında yönetim kurullarıyla bir aile fotoğrafı çektirmeyi hayatlarının en önemli anlarından ve torunlarına gösterebilecekleri hatıralardan sayıyor olacaklar ki tam kadro yerlerini alıyorlar. Başta anlattığım gibi bir seremoni babından olan konfederasyon başkanlarının devlete yaptığı sunum bitince, sıra bilinen tüm “makamları” sunumlarında kullanan devletin bürokratlarına geliyor. Konfederasyon başkanları ve takım arkadaşları öğleyin yenen yemeğin ve konunun da ağırlığıyla tatlı bir rehavetin kollarına bırakıyorlar kendilerini.

 

Devletin yetişmiş bürokratları ellerindeki kalın dosyaları işveren lehine yorumlayarak okuyorlar. Sendikacılar çoğu zaman konuların uzmanı olmadıkları için uzmanlar karşısında ciddi düşünsel tutarsızlık sorunları yaşıyorlar. Hâlbuki, konfederasyonlar şu meşhur “aile fotoğrafından” biraz taviz verseler ve üyeleri arasındaki, pek çoğu alanında kendini yetiştirmiş öğretim görevlilerinden yardım alarak, devletin bürokratlarının karşısına konuyu en az onlar kadar bilen, istatistikleri, rakamları, kavramları onlar kadar yorumlayan ve bu konuları “oradan değil asıl şuradan bakarak, şu şekilde okumalıyız” diyebilecek bilgi ve donanıma sahip akademisyenlerin, çalışanın emeklinin, memurun, şefin, hizmetlinin hakkını layıkıyla savunabilmelerine imkân verseler, kazanan biz olmaz mıyız?

 
TALEPLER TEK SES OLARAK DİLE GETİRİLSİN


Özgür Eğitim-Sen olarak bir çağrı yaptık konfederasyonlara. Toplu sözleşme masasını sendikal rekabet yeri yapmayı bırakın ve sendikal dayanışma masası yapalım. Sendikala rekabetin yapılmayacağı tek yer Toplu Sözleşme masasıdır.


Bir birine çok yakın olan talepleri oturup çalışalım ve bunları tek metin haline getirelim. Tüm sendikalar da bu metninin altına imzasını koysun. Temsil yetkili Konfederasyonlar da bu güçle işverenin karşısına otursun, biz kazanalım dedik.


Ancak konfederasyonlarımız arasındaki kısır çekişme garip bir hâl almış. Yetkili konfederasyon kendini “iktidar” diğerlerini de muhalefet olarak görüyor ve ilişkiyi bir iktidar ilişkisi bağlamında tutuyor. Konfederasyonlarla fikir alışverişine ve dayanışmaya tamamen kapalı, diğerlerinin tutumu da bundan farklı değil. Bu sendikal rekabet karşısında da iktidar büyük bir rahatlıkla koltuğuna yaslanarak kamu çalışanlarının cebinden elde edilecek gelirlerle önümüzdeki yıllarda bütçeye fazla verdirtme düşüncenin hazzını ve keyfini yaşıyor.


Daha önceki toplu görüşme ve şimdiki toplu sözleşme masasında neden kaybettiğimize dair mülahazalarımızı kamu çalışanlarıyla paylaşmak istedik.  Konfederasyonlar bu duruma yol açan zihniyeti sorgulayıp değiştirmedikçe, kamu çalışanları olarak işveren karşısında kaybetmeye devam edeceğiz.


Maalesef…

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.