Yargı Kararlarının Uygulanma Zorunluluğu..

Son günlerde eğitim camiasını ilgilendiren önemli davaların bir biri ardına iptal edilmesi üzerine yargı kararlarının uygulanması konusunda bilerek ya da bilmeyerek bazen de manipüle etmeye yönelik olarak dillendirilen bilgi kirliği ortalığı kaplamış durumdadır. Peki, bu konuda yürürlükteki yasal düzenlemeler ne diyor?

Yargı Kararlarının Uygulanma Zorunluluğu..



Doğrusu bu konudaki yasal düzenlemeler yoruma dahi ihtiyaç duymayacak şekilde açıktır. Yapılacak şey sözün bittiği yerde yani yargı kararının verildiği andan itibaren herkesin susup, bu konudaki yasal düzenlemelerin konuşmasıdır. Zaten bu konuda yasal süreç işlemekte, her şey kendi mecrasında yürümektedir. Ancak ne yazık ki ırmağı tersine akıtmaya çalışan beyhude çabalar da yok değil.
 
İşte bu yazımızda Şube Müdürlüğü atamaları, yönetici atama yönetmeliğinde uzman öğretmenliğe verilen Ek-1'deki 3 puanın iptali ve okul yöneticilerinin görevden alınması konusundaki yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesi tarafından olası iptali durumunda yargı kararlarının hayata geçirilmesi konusunu ya da uygulanmaması durumunda ne tür yaptırımların olacağını yürürlükteki yasal düzenlemelerden incelemeye çalışacağız. Bir başka ifadeyle bilgi kirliliğinin ve iyi niyetli olmayan manipüle etmeye yönelik maksatlı yorumların da anlamsızlığını ortaya koymaya çalışacağız.
 
Bu konudaki yani yargı kararlarının uygulanması veya uygulanmaması durumunda ne tür cezaların olduğunu düzenleyen yürürlükteki hükümleri önce Anayasadaki hükümlerden başlayarak daha sonra ilgili kanunlarda yer alan hükümleri sırasıyla görmeye çalışalım:
 
1. Anayasanın 138. Maddesi: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Yorumsuz…
 
2. Anayasanın “Kanunsuz emir” başlıklı 137. Maddesi: “Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.” Bu hükme göre yargı kararlarını uygulamamak birazdan ilgili kanunlarda görüleceği üzere suç olduğu için yukarıdan talimat gelse bile bu işi yapmakla görevli olanlar suçtan kurtulamazlar. Örneğin şube müdürlerinin atama kararnamelerinde imzası bulunan yetkililer aynı yöntemle 30 günlük yasal süresi içinde geri almazlarsa doğrudan kendileri suçlu olacaklardır. Yukarıdan hangi talimat gelirse gelsin bunu değiştirmez. Nitekim daha önce MEB Personel müdürünün bu yüzden hapis cezası aldığı bilinmektedir.
 
3. İdari Yarılama Usulü Kanunu 28. Maddesi:  “ Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.” Yorumsuz…
 
4. İdari Yarılama Usulü Kanunu 28/3. Maddesi:  “ Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.” Görüldüğü üzere yargı kararını uygulamamanın cezalarından birisi tazminat, yani para cezasıdır. Tazminat davası idareye açılmakla beraber sorumlulara yani suçlulara rücu hakkı vardır. Yani parayı önce devlet öder daha sonra suçlu memurlardan tahsil eder.
 
5. Türk Ceza Kanunu “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257. Maddesi:“(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
 
“(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. “ Görüldüğü üzere yargı kararını 30 gün içinde uygulamakla görevli olan yetkililer eğer bu görevlerini yapmazlarsa 1 yıldan 3 yıla kadar, bu konuda ihmal veya gecikme gösterirlerse 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası alırlar.
 
Görüldüğü üzere hâlihazırdaki yürürlükte bulunan hukukumuz çok açık bir şekilde bundan ibarettir. Dolayısıyla bunların dışında kim ne yorum yaparsa yapsın lafü güzardır. Sözün özü yargı kararlarının uygulanması noktasında en ufak bir şüphe dahi bulunmamaktadır ve aksini düşünmek bile akla zarardır.
 
Ha şunu da belirtmek gerekir ki -şayet böyle bir çaba varsa- hukukun arkasından dolanarak, “hile-i şeriyye” kabilinden bir şekilde kılıfına uydurarak, benzer düzenlemelerle bu yargı kararlarını etkisiz kılmaya çalışmak sadece bir kısır döngüden ibaret beyhude çaba olacaktır.  Nitekim aynı sendikalar aynı gerekçelerle aynı mahkemelere doğal olarak dava açacaklardır ve aynı mahkemeler de doğal olarak benzer kararları vereceklerdir. Dolayısıyla böylesi bir çaba insanları mağdur etmekten, kamu kaynaklarını israf etmekten, zaman kaybetmekten, ülkeye ve hukuk devletine zarar vermekten başka hiç kimseye fayda sağlamayacaktır. En önemlisi gerçeği ve adaleti değiştirmeyecektir.
 
Bu açıklamalardan sonra şu an eğitim camiasını ilgilendiren şube müdürlüğü, uzman öğretmenliğe verilen puanın iptali ve yöneticilerin görevden alınması konusunu aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür:
 
1. Şube Müdürlüğü: Bilindiği üzere Görevde Yüksel Genel Yönetmeliğine açılan davaların üç tanesi yürütmeyi durdurma yönünde çıkmıştır. Bu kararların özüne indiğinizde kararların gerekçesi özetle yazılı sınav gibi nesnel bir yöntem dururken bu yazılı sınavı etkisiz kılarak mülakatla atama yapılmasının hukuka aykırı olduğudur. Dolayısıyla hem açıkça kararın resmi cümlelerinden hem de satır aralarından anlaşılan odur ki artık mülakatla atama yapmak mümkün değildir. Bu atamalarda yazılı sınavın belirleyici olacağı kesindir. Bu karar artık kesinleştiğine göre kararın tebliğinden itibaren en geç 30 gün içinde uygulanması zorunludur. Yani yapılan atamaların iptal edilmesi kaçınılmazdır. Çünkü hukuk dilinde yürütmesi durdurulan bir düzenleme ve bu düzenlemeye göre yapılan işlemler doğmamış kabul edilir ve kaset geriye doğru başa sarar. Şu ana kadar yapılan uygulama örnekleri de bu şekilde olmuştur.
 
Buraya kadar her şey açık ve nettir. Ancak asıl mesele bundan sonrasıdır. Yani önce Başbakanlığın Genel Yönetmeliği yeniden çıkarması daha sonra da diğer kurumların kendi Özel Yönetmeliklerini Genel Yönetmeliğe uygun olarak çıkarmalarıdır. Genel Yönetmelik çıkmadan diğer kurumların iptal olan Genel Yönetmeliğe aykırı herhangi bir işlem tesis etmesi mümkün değildir.
 
Bu gerçekten hareketle MEB'deki şube müdürlüğü atamaları iptal edildikten sonra yapılacak tek şey Başbakanlığın Genel Yönetmeliği çıkarmasını beklemektir. Diğer taraftan mevcut haldeki yönetmeliğin iptal edilmeyen maddelerine göre işlem yapmak hukuken mümkündür. Ancak mülakatı işin içine hiç katmadan sadece yazılı puanlarına göre yapılırsa tabi. Başka türlü bana göre mümkün değildir, çünkü aynı akıbete uğrayacağı açıktır.
 
Başbakanlığın nasıl yönetmelik çıkaracağı henüz bilinmemekle beraber, kesin olan bir şey var ki yargı kararlarına uygun olarak yazılı sınavın belirleyici olacağı bir yönetmelik çıkacağından bana göre şüphe yok. Çünkü mülakatın artık yeni yönetmelikte yer almasının bile risk taşıyacağını, benzer şekilde sonuçlanacağını bu kararlar açıkça ortaya koymaktadır.
 
2. Uzman öğretmenliğe verilen puanın iptali: Bilindiği üzere Yönetici Atama Yönetmeliğinin ekinde yer alan Ek-1'de uzman öğretmenliğe verilen 3 puan yargı kararıyla eşitsizlik oluşturduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Bu kararla en son yapılan yönetici atamalarının yeniden değerlendirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Dolayısıyla en son atanan müdür ve müdür yardımcılarının atamalarında uzman öğretmenlikten dolayı 3 puan almış olanların bu puanları çıkarıldıktan sonra atama puanları yeniden hesaplanarak, tercihlere göre  atamalarda bir değişiklik yapılması gerekiyorsa yeniden atama yapılacak demektir. Nitekim şu ana kadar bu uygulamayı bazı illerimiz yapmıştır. Diğerleri de 30 gün içinde mutlaka yapacaklardır.
 
3. Dört Yılını Dolduran Yöneticilerin Görevden Alınması: Bilindiği üzere 4 yılını dolduran yöneticilerin ders yılı sonunda yani karne günü olan 13 Haziran 2014 tarihinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın görevlerinin sona ereceğini düzenleyen kanun değişikliği hakkında Anayasa Mahkemesinde CHP tarafından dava açılmış, AYM de ilk görüşmesinde şekil yönünden eksiklikler bularak taraflara göndermiş, davacı olan CHP tarafından dilekçedeki eksiklikler düzeltilerek bir gün sonra mahkemeye teslim edilmiştir. Süreç işlemektedir, takdir yargınındır.
 
Bu süreçte kesin bir şey söylemenin doğru olmayacağı açıktır. Ancak bu konuda bilinen tek şey var ki o da aynı konuda 2006 yılında Bankacılıkla ilgili kanunda yapılan bir değişikliği AYM'nin iptal kararı verdiğidir. Konu aynı olduğu için buradan hareketle belki bir yorum yapılabilir, ancak görülmekte olan bir dava hakkında susmak adaletin selameti açısından daha doğru olacaktır. Ancak sürecin hızlı işlemesinden anlaşılan odur ki herkes konunun aciliyetinin farkında ve muhtemelen karar 13 Haziran tarihine yetişecektir.
 
Sonuç itibariyle Anayasanın 2. Maddesinde yer alan “Hukuk Devleti” ilkesi var oldukça, bunun dışında hiçbir yasal düzenleme olmasa dahi her türlü adaletsizliğin mutlaka yargıdan döneceği gerçeğinden hareketle rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki endişeye mahal yok, “Su akar yatağını bulur” Yeter ki biz küçük hesaplar uğruna adalet duygularımızı kirletmeyelim…
 
25.05.2014
Cafer GÜZEL

Kamuajans.com/ÖZEL

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.