Yeni Türkiye'nin Eğitim Sistemi: Dert+dert+dert

Ak Parti, iktidardaki 12’nci yılında millÎ eğitim politikaları yüzünden yoğun eleştiri altında. istikrar bir türlü sağlanamıyor, her eğitim yılına farklı bir sistemle giriliyor. bu seneki yerleştir(eme)me skandalı diğerlerini unutturdu.

Yeni Türkiye'nin Eğitim Sistemi: Dert+dert+dert



Nüfusun kahir ekseriyetini yakından ilgilendiren eğitim sahasındaki problemlere her yıl yenileri ekleniyor. Son dönemlerde bütçeden arslan payının aktarılması da yaraya merhem olamıyor maalesef. Mehter takımı gibi iki ileri bir geri gidiliyor. Altyapısız girişimler amacına ulaşamıyor. 16 milyon 400 bin öğrenci ve velilerine de ceremeyi çekmek kalıyor.

Bir türlü istikrar yakalanamayan eğitim sistemimiz âdeta yazboz tahtasına dönmüş durumda. 15 yılda 7 değişik millî eğitim bakanı görev yaptı kabinelerde. 20’ye yakın sınav türü denendi. ANASOL-D Hükümeti’nin bakanı Hikmet Uluğbay, liselere girişteki sınavları birleştirdi. ANASOL-M’nin bakanı Metin Bostancıoğlu’ysa işleyişi ideolojiye teslim etti. Meslek liselerine –hâliyle de imam-hatiplere– katsayı engeli getirdi. Niyet zaten imam-hatiplerin önünü kesmekti. Necdet Tekin, ‘sınavsız geçiş’i başlattı. Kısa süren görev süresinde Bostancıoğlu dönemindeki uygulamaları devam ettirdi.

2002’de iktidar olan AKP’nin ilk millî eğitim bakanı Erkan Mumcu, puan hesaplama sistemini değiştirmek ve liseleri dört yıla çıkarmak gibi hızlı vaatlerle göreve başladı. Fakat koltukta ancak dört ay kalabildi. Vaatlerini halefi Hüseyin Çelik hayata geçirdi. Çelik devrinde LYS kaldırıldı, OKS ikame edildi. OKS de rafa kalktı. 6, 7 ve 8’inci sınıflarda SBS uygulamaya kondu. Nimet Baş SBS’yi yalnızca 8’lere tatbik etti. Ömer Dinçer kamuoyunda yoğun tartışılan 4+4+4’ün temelini attı. Nabi Avcı hepsinden hızlıydı. Kademeli seyreden genel liselerin Anadolu liselerine dönüştürülmesi sürecini tamamladı. Sadece tabelaya müdahaleyle eğitime çağ atlatıldı! SBS’yi lağvedip Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi’ni (TEOG) devreye soktu Avcı. Birinci tecrübesinde tökezledi metot. Merkezî yerleştirme tıkandı. En nihayetinde iş millî eğitim müdürlüklerinde oluşturulan komisyonlara bırakıldı. 17 Ekim’e kadar ortada kalan ve adresinden uzak okullara yerleşen çocuklara çözüm üretmeye çabalayacaklar. Dershanelerin kapatılması da Avcı devrinin öne çıkan adımlarındandı. Güya bir dönüşümden söz ediliyordu ama kurumların pek azı buna müsaitti. Öte yandan bakanlığın bizzat takviye kursları düzenleyeceğini açıklaması kafaları iyice karıştırdı. Kurs ‘perhizse’, ‘bu ne lahana turşusu’ idi. Eleştiri ve önerilere kulakların tıkanması anlaşılamaz bir tutumdu.

Hep Amerika’yı yeniden keşfe çıktılar

Değişen bakanla birlikte Amerika âdeta tekrar keşfedildi. Rahmetli Barış Manço’nun “Ali yazar, Veli bozar” şarkısını akıllara getiren icraatlar sahnelendi. Milyonlarca öğrenci sanki kobaydı. Millî eğitimde akşamdan sabaha köklü değişiklik yapmak AK Parti’nin rutini hâline geldi. Mesele her geçen gün içinden çıkılmazlaştı. Özellikle son iki senedeki tepeden inmeci tatbikatlar geçmişteki kazanımları da birer birer yok etti.

4+4+4 sistemi oldubitiyle yürürlüğe girdi. İlk yıl bebek yaştaki (5,5) çocuklarla 7’sindekiler aynı sınıfta okula merhaba dedi. TEOG’daki amaç, öğrencileri SBS stresinden kurtarmaktı. Ders dışı aktivitelere daha fazla zaman ayırabilmelerini sağlamaktı. Dershaneye ihtiyacı minimuma indermekti. Yılın iki dönemine yayılsa da 12 sınavlık bir sistemle karşı karşıya ilköröğretim 8’dekiler. Birinci denemede yanlış sorular, kopya iddiaları TEOG’un objektifliğine gölge düşürdü. Yerleştirmede yaşananlarsa tam anlamıyla skandaldı. Bir yandan hatalara yenileri eklendi, diğer yandan da yılların çözüm bekleyen sorunları görmezden gelindi. Mesala öğretmen ihtiyacı bir türlü çözülemedi. Atamalar yetersiz, kadro açığı had safhada. Bakanlığa göre ihtiyaç 126 bin. 350 bin lisans sahibi öğretmen atanmayı gözlüyor. Fakat senede 40-50 bini bu fırsata erişebiliyor. Her defasında, sihirli formül (!) ücretli öğretmenlikten medet umuluyor. Dile kolay, bu eğitim çilekeşlerinin sayısı yaklaşık 80 bin. Düşük ücretlerle yaraya pansuman olmaya gayret ediyorlar.

Kamuoyunda her ne kadar 4+4+4 olarak bilinse de eğitimciler vizyondaki sistemi dert+dert+dert diye isimlendiriyor. Millî Eğitim Bakanlığı, 2012-2013’te tabanın sesini ve tepkilerini önemsemedi. Bütün eğitim sisteminin dönüşümüne matuf reform, birkaç aya sıkıştırıldı. Tabiatıyla halkın zihni karıştı. AKP hükümetinin desteği ile 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, eğitim kademeleri ve okullar arasında sınıfların dağılımını yeniden düzenledi. Eski sistemin uygulandığı 2012-13 eğitim-öğretim yılında öğrencilerin büyük çoğunluğu sekiz seneyi aynı okulda ve eğitim kademesinde tamamlıyordu. Yeni sistem ilk dört seneyi ilkokullarda, ikinci dördüyse ortaokullarda okumayı öngörüyor. Sistem kervan yolda düzülür mantığıyla pratiğe geçirildi. 60 ay ve üzeri bütün çocuklar e-kayıt sistemiyle okullara yerleştirildi. 60 ile 66 ay arasındakilerin başlaması velilerin isteğine bırakıldı. 66 ay ve üzerindekilerinse okula başlaması şarttı! Tabii, yine de ben çocuğumu göndermeyeceğim, diyen ebeveynlere ise sağlık raporu şartı koşuldu.

İlk tecrübe yılında alarm sesleri yükseldi. Öğrencilerin notlarında gözle görünür düşüşler oldu. Akran zorbalığı arttı, beslenme düzeni bozuldu. Derslik yetersizdi. Üstüne üstlük çocuklar okuldan soğudu. Yürekleri sızlatan bu vaziyet bilimsel raporlarla da tescillendi. Eğitim Reformu Girişimi (ERG) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın (TEGV) ‘Temel Eğitimin Kademelendirilmesi Sürecinin İzlenmesi’ başlıklı raporunda, işlerin hiç de istendiği gibi gitmediğine dair oldukça somut veriler var. İlkin sistem değişikliğinde geçiş sürecinin iyi yönetilmediği vurgulanıyor. Öğrencilerin akademik başarılarının yüzde 10 ile 20 civarı düştüğü, derslik ihtiyacının arttığı, 127 bin öğretmen açığına 65 bin daha eklendiği belirtiliyor. Seçmeli dersler genellikle öğrenci ve veliler tarafından değil, okul yönetimince belirlendiği için formaliteden ibaret kalmış ayrıca.

Dr. Alper Dinçer, Gülşah Gürkan, Fulya Koyuncu, Aytuğ Şaşmaz ve Deniz Akay ekibince bilimsel tekniklerle hazırlanan rapor, sistemin aksayan yönlerini işaretlemesi açısından hayati önemde. 33 ilde 2 bine yakın öğrenciyle görüşülmüş. Kesintisiz 8 yıllık eğitime tabi tutulan ve 4+4+4 sisteminde okuyan 5. sınıf öğrencilerinin not ve okul ortalamaları karşılaştırılmış. Sonuç: Dönüşüm dönemindeki öğrencilerin başarıları daha düşük. 2011-2012 ve 2012-2013 eğitim-öğretim dönemlerindeki 5. sınıf öğrencilerinin Türkçe, İngilizce, Matematik ve Fen ders notları da mukayase ediliyor. 2011-12 eğitim yılında 5. sınıf öğrencilerinin Türkçe, İngilizce, Matematik ve Fen ders notlarının dağılımı incelendiğinde; yeni sistemde akademik başarı da büyük oranda geriliyor. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında 5. sınıfların ders işlerken sıkıldıkları, dikkatlerinin dağıldığı, dersleri takip etmede ve anlamada zorlandıkları konular bulunduğu ve öğretilenleri kısa sürede unuttukları kayıtlanıyor. Rapora göre düşüşün sebebi, değişimin erken ergenlik dönemine denk gelmesi ve yeni çevreye uyum problemi yaşanması. Okulların dörder yıllık kademelere ayrılması ve ikili eğitime geçilmesi; bunun sonucunda ortaya çıkan derslik sıkıntısı da diğer sebepler arasında. Kötü gidişat başarısısızlıkla sınırlı değil. Beslenme düzeni de çökük. Ders saatleri çok erken başlayıp çok geç bittiğinden çocuklardaki kahvaltı ve öğle yemeği alışkanlığı epey azaldı.

‘Rahat olun, yok yazılmayacaklar!’

Hatalı soru, ikili kopya, 500 bin hatalı soru kitapçığı, puan hesaplama, yerleştirme ve nakil sakandalları, TEOG’un ilk yılındaki garabetlerden başlıcaları. Dershanesiz eğitim sistemine reçete olarak sunulan TEOG, tecrübe aşamasında çöktü. Okulların açılmasına rağmen yerleştirmeler bir türlü bitirilemedi. Sistem otomatik yürüdüğünden, on binlerce öğrenci istemedikleri veya evlerinden çok uzaktaki okullara kaydedildi. Hâlbuki bakanlık, ‘evinize en yakın okula gideceksiniz, istemediğiniz hiçbir okula gönderilmeyeceksiniz’ sözünü vermişti. Sınavdan aldığı not yetmediğinden ya da başka sebeplerle tercih yapmayan 134 bin öğrencinin 90 bini kontenjanında boşluk olan okullara yollandı. Pek çoğuna adres gösterilen okul evinden kilometrelerce uzaktaydı. Geriye kalan 40 bininin mecburi istikameti imam-hatip liseleriydi. İşin daha da şaşırtıcı yanı, kaydı imam-hatibe düşenlerin bir kısmı gayrimüslimdi. Hahambaşı İshak Haleva’nın torunu Şile İmam Hatip Lisesi’ne kaydedilmişti.

İstememesine karşın çok sayıda ilköğretim mezunu çocuk meslek liselerine yerleştirildi. Kimi okullara ise kapasitesinin üstünde öğrenci kaydedilerek hem öğrenciler hem de okul yönetimi mağdur edildi. Zeytinburnu 100. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi’ne sistemde 442 kişilik kontenjan ayrılmıştı. Yerleşen öğrenci sayısı 765. Bu ve benzeri durumlar okul müdürlerinin başını ağrıttı. 5 haftalık yerleştirme sürecinde bakanlık sorunların üstesinden bir türlü gelemedi. Nakilin çare olmadığını anlayınca ilginç çözümler üretti. Yığılma olan okullarda ikili eğitim kararı aldı. Ekstra sınıflarla kontenjan artırıldı. Sağmalcılar Anadolu Lisesi’ndeki miktar 200’ü buldu. Sorun kökten çözüldü!

Yerleştirmelerdeki sorunlar aileleri tek kelimeyle usandırdı. Nakilden umudunu kesen pek çok veli mecburen açık liselere ya da özel okullara yöneldi. Bakanlık en sonunda merkezî yerleştirmeyi durdurdu. Krizi, millî eğitim müdürlükleri bünyesindeki komisyonlara havale etti. Veliler gidip komisyonla görüşecek. Başvurularda TEOG puanı ve sıralama esas alınacak.

Yerleştirme işlemlerinde haftalarını harcayan on binlerce öğrenci derslerinden bir ay geri kaldı. Onları kimin ve nasıl takviye edeceği koca bir muamma. Bakanlığın izahatı tam bir züğürt tesellesi: “Yok yazılmayacaklar.”

Partili eğitimci dönemi!

17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonları sonrasında iyice belirginleşen bürokratik ‘tasfiye’, Millî Eğitim Bakanlığı’nda (MEB) da yaşanmakta. Hem de en koyu hâliyle. Teşkilat âdeta hallaç pamuğu gibi atıldı. Tam anlamıyla taş üstünde taş bırakılmadı. Mevzuat düzenlemesiyle 76 bin tecrübeli yönetici bir anda tayin potasına girdi. ‘Sözlü sınav’ yöntemiyle ve sübjektif kriterlerle yeni yöneticiler belirlendi. Bu arada bir parantez açalım: Mülakat yöntemi, neredeyse bütün memuriyetlerde şart hâline getirildi. Yurtdışına yüksek lisans ve doktara için gönderilecek öğrencilere bile. Daha enterasanı eğitim fakültesini bitirip zorlu KPSS engelini aşan öğretmen adayları için de mülakat şart. Öğretmen olmak için bu sınavı da geçmek artık mecburi. KPSS stresini daha üzerlerinden atamayan adayları yeni uygulama isyan ettiriyor.

Mülakat sınavı bu sene ilk uygulamasında amacına iyi hizmet etti. Sınav komisyonlarında binlerce başarılı ve tecrübeli millî eğitim bürokratının görevine ‘kriterleri haiz değiller’ gerekçesiyle son verildi. Tasfiyeler, dershaneleri kapatan ve bakanlık kadrolarını boşaltan 6528 sayılı “Millî Eğitim Temel Kanunu” ile “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararname ile Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik”e istinaden. Süreçte ilk önce okullarda en az 4 yıldır müdür ve müdür yardımcısı vazifesindekiler havuza alındı. İl ve ilçe millî eğitim müdürleri ile yardımcılarına ve MEB’deki üst düzey yöneticilere de görevden el çektirildi. Merkez Teşkilatı’ndaki şube müdürleri de artık uzmandı. Bürokratlar geri hizmete itildi. Bir anlamda millî eğitimin hafızası sıfırlandı. Yönetici Atama Yönetmeliği’yle kadrolaşma tamama erdirildi. Nihai darbe havuzdaki müdürlere indirildi. 16 bin okul müdüründen 7 binden fazlası hiçbir objektif kriter gösterilmeden makamından uzaklaştırıldı. Bu dönemde ilçelerdeki parti merkezlerinde müdür listeleri oluşturulduğu çokça dillendirildi. Yeni müdürlerin yüzde 81’inin hükümete yakınlığı ile bilinen sendikadan seçilmesi iddiaların yabana atılır olmadığını gösteriyor.

Aslında bakanlıkta böyle bir kıyım olacağının işaret fişeği daha önceden atılmıştı. Gazetelere “Millî eğitimde fişleme” başlıklı haberler yansımıştı. 2013’te gerçekleştiği anlaşılan fişlemelerin ortaya çıkmasıyla MEB’de tasfiye süreci başladı. ‘Bakanlık Merkez Teşkilatı Yönetici İstatistiği’ kılıflı fişlemelerde, kişinin çalıştığı birimin adı, amiri, kadro durumu belirtildikten sonra; ‘Açıklama’ bölümünde ilgili personel hakkındaki kanaat ve tavsiyelere yer verilmişti. Belgelerde yer alan isimlerin karşısına “Bize yakın değil, sosyal demokrat, MHP’li, F tipi, olumsuz, İHL’li kesime bakışı negatif, görev verilmemeli” gibi notlar yazılmıştı. İktidara yakın görülen memurlara olumlu not verilirken, karşıt görüşlü insanlar hakkında olumsuz kanaat bildirilerek bunların ya kadrolarının iptal edilmesi ya da yönetici yapılmaması istenmişti.

1200 okulun müdürü yok

Fişleme iddiaları son olarak özel okullara verilen teşvik paketinde gündeme geldi. 250 bin öğrenciye verileceği duyurulan yardımda, uluslararası olimpiyatlarda Türkiye’ye madalya kazandıran ve ulusal sınavlarda hep dereceler elde eden eğitim kurumları hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden saf dışı bırakıldı.

Bu arada binlerce okul yeni döneme müdürsüz ‘merhaba’ dedi. 2 milyon 680 bin öğrencili İstanbul’da bile 1200 okulun müdürü okullar başlamış olmasına rağmen henüz belli değildi. Atamaların gecikmesi pek çok sorunu da beraberinde getirdi. İdareci eksikliğinden işler takip edilemedi. Tadilatı yetişmeyen okula kayıtlı binlerce öğrenci ilk haftadan evlerine dönmek zorunda kaldı.Yeni eğitim döneminde ataması geciken yalnızca müdürler değildi. 40 bin öğretmen adayının ataması ‘Soma bahaneli’ torba yasanın içine dâhil edilince 19 Eyül’de ancak yapılabildi. Bütün bunların neticesi fatura olarak öğrenciye kesildi.

Eğitimde işlerin iyi gitmediği uluslararası karnelerle de tescillenmiş durumda. Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet yürüten Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) araştırmasına göre Türkiye geçen sene ortaöğretimde 65 ülke arasında 44’üncülükle Vietnam’ın bile gerisinde kaldı.

Bakanlar olmasa sanki mektepler daha iyi olacak gibi!

Anayasa Mahkemesi adaletsizliğe son vermeli

Kadrolaşma üzerine bina edilen bu yasa ve yönetmeliği sendika olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı döneminde çıkarılan bu yasa ve yönetmeliğe dayalı işlemler, Hüseyin Çelik’in 2009 yılındaki 76. Madde atamalarını bile gölgede bıraktı. Bugün de Millî Eğitim Bakanlığı “hiç kimsenin hakkı yenmeyecek”, “hak edenler müdür olacak”, “kriterler getiriyoruz” şeklinde açıklamalar yaparak başta eğitimciler olmak üzere Anayasa Mahkemesi’ni ve tüm kamuoyunu kandırmış; Çelik dönemini bile aratan bir uygulamaya imza atmıştır. Konu Anayasa Mahkemesi’ne intikal ettiğinde yüce mahkeme yasanın okul yöneticileri ile ilgili maddesi hakkında yürütmeyi durdurma talebini reddetmiştir. Ancak aradan geçen sürede görülmüştür ki; MEB’in kriter dediği şey sadece yandaşlara özel muameleymiş. Hâl böyle olunca yargı adamlarına büyük görev düşmektedir. Hiçbir şey için geç değil. Anayasa Mahkemesi davanın esastan görüşülmesini ivedilikle sonuçlandırmalı ve bu adaletsizliğe, torpile, adam kayırmaya son vermelidir. Bu kadar yandaşlık, ayırımcılık, kadrolaşma kokan uygulamalara fırsat vermemek için Anayasa Mahkemesi Türkiye’nin hukuk devleti olduğunu herkese gösterecek bir karar vermelidir. Bizlerin sığınacağı liman yargıdır. Yargı adamları sorumluluklarını yerine getirmelidir ki, ülkemiz yalanın, hüllenin, gayriciddiliğin, tarafgirliğin, “ben istediğimi yaparım” edasıyla dolaşan külhanbeylerinin cenneti hâline gelmesin. (Türk Eğitim-Sen ve Türkiye Kamu Sen Genel Başkanı)

TEOG tam bir fiyasko!   

Ortaöğretime geçişte, SBS sisteminin yerine değişik gerekçelerle birileri TEOG getirelim diye kararlaştırdı ve millete dayattı. TEOG sistemini getiren MEB, bu konuyu eline yüzüne bulaştırdı. TEOG sistemi çocukları sınav stresinden kurtarmak, milleti rahatlatmak, Kars’taki Ayşe teyzenin ineğini satmasına mâni olmak gibi gerekçelerle icat edilmiş bir sistem. Ancak, milletin ve paydaşların sürece dâhil edilmemesi nedeniyle hep fiyasko niteliğindeki uygulamalarıyla gündeme geldi. Belirsizlik atmosferinde eğitim sistemi allak bullak oldu; öğrenciler, aileler ortada kaldı. Sonunda da evlere şenlik yerleştirmeler çıktı. TEOG, pilot uygulaması yeterince yapılmadan alelacele gündeme taşınan bir sistem olduğu için bol miktarda arıza ve uygulama hatalarıyla karşı karşıya kaldık. Sistemin ve bakanlığın tercihlerinin neden olduğu kargaşanın bedelini öğrencilerimiz ve aileleri ödüyor. Bu insanlar, bu konularda uzman değiller. Haftalarca süren tercih maratonu, yerleşeceği okulun belirlenememesi öğrenciyi de, aileyi de, eğitim camiasını da aşırı yoruyor, yıpratıyor. Bu kadar çok aşamalı bir tercih sistemi içerisinde bazen yüksek puanlı öğrencilerin yeterince takip edememesi neticesinde, düşük puanlı öğrenciler, kendisinden çok yüksek puanlı öğrencilerle aynı okullara atanabiliyor. Böylece eğitimin akademik boyutlarında zaaflar oluşuyor. (Aktif Eğitimsen Genel Başkanı)

Fatih Projesi’nde hedeflere ulaşılamadı  

Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın işbirliği ile yapılan Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Projesi, bilinen adıyla “FATİH”te amaca ulaşılamadı. MEB’in 2010’da çalışmalarını başlattığı proje, gelinen son nokta itibariyle hedefin hayli gerisinde.  MEB’in nisanda yayımladığı ‘Faaliyet Raporu’nda bu konuyla alakalı ilginç ayrıntılar paylaşılıyor. 2013 sonuna kadar sınıflarda tablet kullanan öğrenci sayısı 1,2 milyon olarak hedeflenmesine karşın; 41 bin 172 öğrenciye tablet bilgisayar dağıtımı yapıldı. 50 bin öğretmene tablet ulaştırılması hedeflendi; fakat 7 bin 528’ine tabletler ulaştırıldı. Proje kapsamında dağıtımı yapılacak 347 bin 367 ‘akıllı tahta’dan 101 bini eylül ayında 15 bin okula gönderildi.

(Kaynak: Aksiyon)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.