DERSLERİN İÇİ BOŞALTILMAMALIDIR

Eğitim Uzmanı Bekir KARABULUT lise eğitimiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

DERSLERİN İÇİ BOŞALTILMAMALIDIR



 Dün akşam Milli Eğitim Bakanı Sayın Avcı’yı canlı yayında izledim. Birçok konuda görüş ve düşüncelerini anlatan Sayın Avcı konuşmasının bir bölümünde: “Ders programlarımız çok ağır. Sanki tüm öğrencilerimiz kimya mühendisi yetişecekmiş gibi ağır kazanımlar öngörmüşüz, derslerin daha hafifletilmesi için çalışma yapacağız.” dedi. İlk bakışta doğru gibi gelse de haddim olmayarak bu konuda izahlarda bulunmak isterim.

Ders içeriklerinin ağırlığı ve ders kitaplarının çok fazla bilgi ve detayla dolu olduğu geçmişten beri söylenegelir. Bu görüşlere paralel olarak 2000’li yıllarda ders kitaplarında ve içeriklerde bir elden geçirmeye gidildi. Kitapların her sayfasında büyük fotoğraflar ve az yazılarla sorunu çözmeye çalışmak neticede bize has ve trajikomik bir çözümdü. Derslerden bilgiler o kadar elendi ki ÖSYM de sınavlarında bilgi basamağından soru sormamaya başladı. O yılları bilenler hatırlayacaktır; sınavlarda, sayısal derslerin soruları bile kalem oynatmadan çözülür hale gelmişti. Ancak birkaç yıl sonra üniversite rektörlerinden serzenişler gelmeye başladı ve bilgi basamağı olarak bomboş ve alt yapısız öğrenciler geldiği için üniversiteler rahatsızlıklarını ifade ettiler.

“Öğrenciler arası hazır bulunuşluk, zeka, anlama, kavrama, sentez ve analiz yapma gibi birçok farlılık vardır ve bu farlılıklar gözetilmek suretiyle farklı ders programları hazırlanmalıdır.”, diyesim geliyor ama bakın son yıllarda bunun aksi olarak neler yapıldı:

BİR: Liselerde bölümler kaldırıldı ve ilgilerine göre sayısal, sözel, dil, eşit ağırlık gibi bölümlere giden öğrenciler hedeflerine daha erken odaklanıyorlarken bu ortam ellerinden alındı. Seçmeli dersler okul imkanlarına göre bu açığı kapatmaya çalışsa da eski durum hiçbir şekilde sağlanamadı. Eski durumda öğretmenler de bu bölümlere göre davranırlar, sayısal ve sözel bölümlerden beklentileri farklı olurdu.

İKİ: Akranlarına göre başarılı öğrenciler önce Fen Liseleri, Anadolu Öğretmen Liseleri, Anadolu Liseleri ve Sosyal Bilimler Liselerine yönelirler; kalanlar akademik liselerle meslek liselerine devam ederlerdi. Tüm Akademik Liseler Anadolu Lisesine dönüştürülüp fiilen aslında Anadolu Liseleri kapatılınca öğrenciler her ildeki Anadolu Liselerini tercihleriyle sıraladılar. Şu an her ildeki Anadolu Liseleri – Fen Liselerinden sonra- puan üstünlüğüne göre sıralanmıştır ve oluşan bu doğal sıra hiçbir şekilde de değişmemektedir. Dolayısıyla –Her öğrenci evine en yakın okula gidecek, tüm okulları eşitleyeceğiz.- tezi doğal yollarla ortadan kalkmıştır.

ÜÇ: Hangi tür okul olurla olsun tüm liselerin 9. Sınıfları ortak müfredatla verilmeye başlandı ve öğrenci farklılıkları gözetilmeksizin aynı program ve aynı ders kitaplarıyla tüm öğrencilerden aynı kazanımlar beklendi.

DÖRT: Anadolu Öğretmen Liseleri kapatıldı. “Eğitim Fakülteleri kapasitelerini aşmıştı, ihtiyaç kalmamıştı ve o yüzden kapatılması gerekiyordu.” Savunması kusura bakılmasın ama Anadolu Öğretmen Liseleri hakkında hiçbir şey bilinmediğini gösterir. Bu okullar gözden kaçan çok önemli bir işlev görüyordu. Genellikle şehir merkezlerine uzak ve yatılı olan bu okullar, köy ve kasabalardaki zeki ama imkan eksikliği çeken çocuklar için çok önemli bir eğitim ocağıydı. Eğitim Fakültelerine giden öğrenciler arasında kendilerini tutum ve davranışlarıyla hemen fark ettiren başarılı ve seçkin Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencileri öğretmen yetiştirme sisteminin de çok önemli birer parçasıydılar. Her ile, ilçeye hatta kasabaya çeşitli sebeplerle Eğitim Fakültesi açılması neticesinde ortaya çıkan doymuşluk ve şişkinlik –sanki sorumluymuşlar gibi- Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılmasını gündeme getirdi.

Tüm bunlardan sonra öğrenci farklılıklarını ve hedefleri gözeten yönlendirmeye dayanan bir eğitim için neler yapılmalıdır?

Öncelikle durup durup ders programları çok dolu, ders kitapları çok ağır, gibi ifadelerle derslerin içi boşalmamalıdır. Unutulmamalıdır ki ders kitaplarının yetersizliği öğretmenleri yardımcı ders materyallerine itmektedir. Ayrıca mühendislik, tıp, hukuk gibi bölümlerin bilgi basamağı açısından da donanımlı öğrenciler istediği açıktır. Lise eğitimini küçümsememek lazımdır. İyi bir lise eğitimi insana çok ciddi bir genel kültür ve birikim kazandırır. Dolayısıyla “yata yata” mezun olmak lise diplomasını da ucuzlatmaktadır. Okul türlerine göre ders içerikleri ayarlanmalı ve Fen Liseleri ve dengi okullarda çok sıkı ve ciddi bir eğitim verilmelidir.

Eğitim Fakültelerinde kontenjan daraltılması yoluna gidilmeli, Anadolu Öğretmen Liseleri yeniden hayat bulmalı ancak sayısı il sayısıyla sınırlandırılarak bu okullar sulandırılmamalıdır.

Okullardan ‘Anadolu’ ibaresi kaldırılmalı ve her ilde bir Fen Lisesi, bir Anadolu Öğretmen Lisesi ve bir de Sosyal Bilimler Lisesi olacak şekilde sade bir yapılanmaya gidilmelidir. Okullar arası nakil ve geçişler açısından 9. Sınıfların ortak olması gereklidir. Ancak yine de okul türlerine göre bazı okullarda yoğunlaştırılmış eğitim verilmelidir. Ayrıca eskiden olduğu gibi Fen Liseleri, Anadolu Öğretmen Liseleri ve Sosyal Bilimler Liselerine yazılı sınavla öğretmen alınmalıdır. Alanlarında kendilerini sürekli geliştiren ve yenileyen öğretmenlere de bu anlamda bir hedef konulmuş olacaktır.

Bir de Bilim Sanat Merkezleri mercek altına alınmalıdır. Bakanlık çok kapsamlı bir alan araştırması yapmalı; bu merkezlerin öğrencilere ne kattıklarını, ne tür eksiklikleri olduğunu, verimli olmaları için ne tür çalışmalar yapılması gerektiğini, eğer tüm bunlara rağmen istenilen yararlılık sağlanamıyorsa kapatılmaları ya da dönüştürmelerini değerlendiren ve raporlayan bir çalışma içerisine girmelidir.

Daldan dala atlıyorum ama iki hususa değinmeden kapatmak olmaz. Bilişim çağında dijital sektöründe atılım yapmak çok ciddi bir bilişim eğitiminden geçer. Örneğin milyar dolarları bulan oyun yazılımı sektöründe biz neden yokuz? Aslında varız da maalesef sadece oyuncu olarak! Bir ilimize ABD’de olduğu gibi “silikon vadisi” projelendirmeliyiz. Sanal âlemde dönen milyarlarca dolardan payımızı alacak hamleler yapmazsak gemiler dolusu ham maden gönderip bir kamyonet elektronik cihaz almaya devam ederiz. Yani dünyanın hamallığını yaparız! Demem o ki Bilişim Teknoloji dersine bir Matematik, bir Fizik dersiymiş gibi önem vermeliyiz. Konuyla ilgili yetenekli ve ilgili öğrencileri seçerek yapılacak olan “silikon vadisi”ne yatılı olarak yönlendirmeliyiz.

Sanat eğitimiyle yazıyı bağlayalım. Müzik, resim ve plastik sanatlarla ilgilenmeyen; estetik bir incelik kazanmayan bir birey ne iş yaparsa yapsın başarılı olamayacaktır. Çünkü estetik aslında bir zevk işi değil bir hayat tarzıdır. Yolda yürümek, sohbet etmek, lokantada yemek yemek, bir topluluk karşısında konuşmak, yani yaşamak, toplumsal hayatın içinde olmak bir estetik, bir incelik ister. Sanat ve edebiyat derslerine hak ettikleri değer ve ağırlık verilmelidir.

Bekir KARABULUT
Eğitim Uzmanı



İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
köpük uzmanı - 13 ay önce
ağam her şeyi doğru yazdın ama şahsa bağlı olduğunu yazmayı unuttun....
Avatar
ayşe - 13 ay önce
tespitler çok doğru ayrıca şuda belirtilebilir saysal derslerin ders saati artırılmalıdır
Avatar
doğru karar - 13 ay önce
öğretmenlik yapmayan ahkam kesiyor . dersane müfredatı ilk uygulanır . barajı geçen teorik dersler azaltılıp iş dünyasının ihtiyacına yönelik öğrenci yetiştirir . 3 tane aklı evvelin de ne yazdığını bilmediği kitapları zaten öğrenci de öğretmen de kullanmıyor