Eğitim şart! Ya imam-hatipler?

İlker Başbuğ’un Almanya’nın Köln şehrinde, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği “20. yüzyılın en büyük lideri Atatürk” konulu toplantıda yaptığı konuşma, iktidar kanadında özlemle beklenen yepyeni bir sentez arayışının işaretlerini veriyor. ‘Kültürel bölünmüşlüğü aşmak’ adına önerdiği sentez, laik-Atatürkçü kesimin imam-hatipleri ve ilahiyat fakültelerini içlerine sindirmeleri ve uzlaşmaları. Orgeneral düzeyinde, bu çok yüksek destekten sonra öğrenci sayısı 1,5 milyona yaklaşan imam-hatiplerin ve sayısı yüzü bulan ilahiyat fakültelerinin sırtını artık kimse yere getiremez.

Eğitim şart! Ya imam-hatipler?



İlker Başbuğ’un Almanya’nın Köln şehrinde, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği “20. yüzyılın en büyük lideri Atatürk” konulu toplantıda yaptığı konuşma, iktidar kanadında özlemle beklenen yepyeni bir sentez arayışının işaretlerini veriyor. ‘Kültürel bölünmüşlüğü aşmak’ adına önerdiği sentez, laik-Atatürkçü kesimin imam-hatipleri ve ilahiyat fakültelerini içlerine sindirmeleri ve uzlaşmaları. Orgeneral düzeyinde, bu çok yüksek destekten sonra öğrenci sayısı 1,5 milyona yaklaşan imam-hatiplerin ve sayısı yüzü bulan ilahiyat fakültelerinin sırtını artık kimse yere getiremez.

Laik-Atatürkçü kesim adına bu sentezin gerçekleştiğini söylemek için henüz erken. Sentez henüz çok orijinal biri olan İlker Başbuğ’un şahsıyla sınırlı ve pek şaşırtıcı değil. Tutukluluğu sona erdikten sonra her fırsatta laiklikle Müslümanlığın bağdaşabilir olduğunu söyleyen bir askerin, laik kesimin kâbusu olan imam-hatiplere yeni bir perspektif getirmesi doğal karşılanmalı. Başbuğ, Ergenekon tutuklamaları devam ederken sıra dışı bir komutan olduğunu göstermiş, biraz tehdit, biraz da insanları aptal yerine koyarak emri altındakilere sahip çıkmıştı. 1999’da, MGK genel sekreter yardımcılığı yaparken, Millî Güvenlik Akademisi’nde verdiği şaşırtıcı bir konferansı genç bir kaymakam adayından naklen dinlemiştim. “Bu ülkenin Atatürk’ten başka büyük adamı yok mu?” diye, abartılı Atatürkçülüğe yönelik eleştirilerini… Gerçekten orijinal bir adam.

Yine de 2008’de Yaşar Büyükanıt’tan görevi alırken yaptığı devir-teslim konuşmasında ‘irtica tehlikesinin ciddiye alınması’ndan bahsetmesi ve ‘yeni bir yaşam tarzı oluşturmak adına dini düşüncelere ağırlık verilmesinden toplumun endişe duyduğunu’ söylemesi ile bugün bu iki düşman kesim arasında sentez kurmasını bir tutarsızlık olarak görmemek gerekir. Zaman geçer, şartlar değişir ve yeni sentezlere ihtiyaç duyulur. Bu sentezlere en son rıza gösterecek kişilerin cesaretle öne atılması gerçekten birçok şeyi de değiştirebilir. Yine de İlker Başbuğ’un orijinal ve avangard kişiliğini aşan bir tutarsızlık var ortada.

Elimde, bir ceketin mendil cebine girecek boyutlarda 20 sayfadan ibaret, yeşil karton kaplı küçük bir kitapçık var. Kapağında “Siyasal İslam’ın Yayılması” başlığı yazan bu kitapçığı, 97’de Genelkurmay’da görevli bir kurmay albaydan rica-minnet almıştım. Hizmet içi eğitim amacıyla hazırlanan bu broşür, yargı mensuplarına, üniversite profesörlerine, iş dünyasına verilen meşhur “İrtica Brifingi”nin elden geçirilmiş resmî bir versiyonu. O günün irtica brifinglerinde “Siyasal İslâm”ın iktidara gelme stratejisi, bu küçük broşürde yer alan istatistik projeksiyonlarında gösterildiği şekilde dinî eğitimdeki öğrenci sayısındaki muhtemel artışa bağlanmıştı. 1997’ye ait bu broşürde “Yıllara göre din eğitimi alan seçmen sayısındaki gelişmenin milletvekili genel seçimlerini etkilemesi” başlığı altında “2000 yılı milletvekili genel seçimlerinde Millî Görüşçü partilerin din eğitimli seçmenin etkisi ile toplam oyların % 34’ü ile iktidara gelerek, dine dayalı devlet düzeni kurabileceği” şeklinde şaşırtıcı bir kehanet vardır. Aynı kehanet 2005’te yapılacak seçim için % 66.94’e çıkarak çuvallamaktadır. Yalnız bu broşürde sadece imam hatipler değil, Kur’an kursları ile birlikte bütün özel okullar da din eğitim kurumları olarak yer almaktadır.

Mantık değişmiyor, 20 yıl sonra İlker Başbuğ, bu sefer imam hatiplerle uzlaşarak, devlet tekelindeki din eğitimi üzerinden bir sentez öneriyor, bu sefer sadece özel okulları düşman ilan ediyor.

Peki o zaman eğitim ne işe yarıyor? Tıpkı Batı ülkelerinde kiliselerin yönettiği özel okullar gibi, Türkiye’de de en kaliteli ve başarılı eğitim dinî motifle hareket eden daha çok cemaatlerce tesis edilen eğitim kurumlarında veriliyor. İmam hatipler, iktidarca o kadar desteklenmesine ve himaye görmesine rağmen kalite iddiasına yaklaşamıyor. Başka bir alan değil, bildiğiniz matematik, fizik, kimya, geometrideki başarıdan söz ediyoruz.

Çok iyi eğitim almak, ülkenin en iyi beyinlerini bulup yetiştirmek neden korkutucu geliyor? İyi ve kaliteli eğitime neden güvenilmiyor? “Eğitim şart” ise var mı bir açıklaması?

Mümtazer Türköne

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.