DAHİNİN BAŞARISININ ANAHTARI YETENEK Mİ, ÇALIŞMAK MI?

DAHİNİN BAŞARISININ ANAHTARI YETENEK Mİ, ÇALIŞMAK MI?



Cevap, insan başarısını ölçen terazide bir yerlerde duruyor. Terazinin bir tarafında doğal yetenek bulunurken diğer tarafında çok çalışma var. Pek çok insan başarının bu ikisi arasındaki hassas bir dengede yer aldığını söyleyecektir ama Anders Ericsson böyle düşünmüyor.

Ericsson, yıllarca alıştırma yapmanın gücü üzerine araştırmalar yaptı ve Robert Pool ile birlikte yazdığı yeni kitabı, Zirve: Yeni Uzmanlaşma Biliminin Sırları‘nda, “yeteneğin” genellikle ya kendi başarısızlıklarımızı telafi etmek ya da çocuklarımızı muhtemel başarısızlıklara karşı korumak için anlattığımız bir hikâye olduğunu söylüyor. Kitabında şöyle diyor Ericsson:

Bu, içten gelen bir yeteneğe inanmanın karanlık tarafıdır. Yeteneğe inanmak, bazı insanların bir şeye yeteneği olduğunu, diğerlerinin olmadığını ve sizin ikisi arasındaki farkı en baştan anlayabileceğinizi varsayma eğilimine sebep olabilir. Eğer buna inanırsanız, ‘yetenekli’ olanları yüreklendirip desteklerken, diğerlerinin cesaretini kırar, kendi kendini gerçekleştiren bir kehânet yaratmış olursunuz. Bundan kaçınmanın en iyi yolu, hepimizin içindeki potansiyeli görmek ve bunu geliştirmenin yollarını bulmaya çalışmaktır.

Ericsson savının altını çizmek için, Mozart ve Paganini gibi tanınmış dehalarla ilgili mitleri sistematik olarak inceliyor.

Bu dehalar yaptıkları işte ustalar mı? Kesinlikle.

Çok çalışıyorlar mı? Şüphesiz.

Doğuştan yetenekliler mi?

Burada duralım.

“Böyle dehaların hikâyelerini araştırmayı hobi edindim” diye yazıyor Ericsson. “Şunu kendimden çok emin olarak söyleyebilirim ki, bir kimsenin yoğun ve uzun süreli alıştırma yapmaksızın olağanüstü beceriler geliştirebildiğini gösteren hiçbir vakaya rastlamadım.”

“Alıştırma” sözcüğü hem iyi hem de kötü alışkanlıkları şemsiyesinde toplayabildiği için, Ericsson ile Florida Devlet Üniversitesi’nde görüşerek, ister tenis oynamak olsun ister trombon çalmak olsun, bir beceride nasıl ustalaşıldığı konusunu sordum. Cevabı, “planlı alıştırma” oldu. İşte Ericsson ile yaptığımız söyleşi:

Planlı çalışmanın esası nedir?

Performansınızı artırmanın en iyi yolu, sizin ulaşmak istediğiniz performans düzeyine ulaşmaları için başkalarını eğitmiş bir hoca bulmaktır. Bu, en basit anlamıyla, bu öğretmenin size kendinizi geliştirmenin en etkili yollarını anlatabileceği anlamına gelir. İyi bir hoca aynı zamanda gelişmeye müsait kısımları da bulabileceği için kendinizi yapabileceğinizden daha fazla zorlamazsınız.

Başlangıçta her gün 15 ya da yirmi dakika çalışın. Özellikle de bir mentorunuz, daha da ideali, bir hocanız varsa. Bu hoca sizin makul beklentiler belirlemenize yardımcı olacaktır.

Herkesin size sorduğu şeyi sormam gerek: Yetenek bir mit midir?

Bazı insanların yetenekli olarak doğduklarını düşünmek ya da sizden lise ya da üniversite öğrencisi olarak yeteneğiniz olan şeyleri arayıp bulmanızın beklenmesi çok ters tepen bir bakış açısıdır. Bugüne kadar neye yetenekli olduğunu bulan birine rastlamadım.

Robert ile söylediğimiz şey şu: Neye ulaşmak istediğinizi düşünerek, sizi istediğiniz şeye ulaşmak için çıkacağınız yola başlatmaları için öğretmenlerinizden ya da ebeveynlerinizden yardım istemeniz çok daha iyi bir şey. Bu yola çıktıktan sonra farklı bir yöne gitmek istediğinize karar verebilirsiniz. Bunda bir sakınca yok. Ama öylece durup, birdenbire çok iyi olmanızı sağlayacak bir şeyi de beklememiş olursunuz. Gelişebileceğinizi gerçekten görmeniz, başka bir konuda kendinizi geliştirmeye çalışırken bile sizi olumlu etkileyecektir.

Bir sporla ilgilenmenin ya da bir müzik aleti çalmanın kişinin geliştiği anlamına gelmediğini söylüyorsunuz. Düzenli olarak spor yapma ve bir müzik aleti çalma ile planlı alıştırma arasında sağladıkları gelişim açısından nasıl bir fark bulunuyor?

En sevdiğim örneği vereyim: Diyelim ki teniste çiftler maçı yapıyorsunuz. Bir backhand voleyi kılpayı kaçırdınız. Oyun devam etsin ve birkaç saat sonra yeniden bir backhand vole gesin. Bu voleyi de deminkinden daha iyi karşılayamazsınız.

Şimdi bir düşünce deneyi yaparak, bir koçla çalıştığınızı varsayalım. Koç önce sizin ağın önünde durmanıza izin verir, burada backhand voleyi rahatlıkla karşılayabilirsiniz. Sonra giderek işi zorlaştırır. Sonunda backhand voleyi ağa koşarak karşılamanızı ister ve bu alıştırmayı günlük antrenmanınızın bir parçası yapar. Bir koçla yapacağınız bir ya da iki saatlik çalışmalar sonucunda, arkadaşlarınızla yapacağınız beş ya da on yıllık düzenli alıştırmalarla geliştiğinizden daha fazla gelişirsiniz.

Hepimiz çocuk dehalarla ilgili hikayelere bayılıyoruz. Sizce bunlar sadece çok fazla alıştırma yapmış çocuklar mı?

Bu konuda otuz yıldan fazla bir süredir araştırma yapıyorum ve birisinin birden, bir şeyi gerçekten çok iyi yapmak için yetenekli olduğunu keşfettiği vakalar arıyorum. Üzerinde çalıştığım her örnekte, daha önce olan şeye dikkatlice baktığınızda, pek çoğu planlı çalışma kıstasına uyan bir alıştırmalar dizisiyle karşılaşıyorsunuz.

Pek çok insan Mozart’ın babasının küçük çocukların müzik aletlerinde ustalaşmasını sağlayacak eğitimler tasarlama konusunda bir uzman olduğunu bilmiyor. Babası, Mozart ile üç yaşından itibaren çok yoğun olarak çalışmıştı. Bu yüzden Mozart sanatını icraya başladığında aslında birkaç yıldır eğitim görüyor, oğlunun çok ileri düzeye ulaşması konusunda yüksek motivasyona sahip birisi tarafından eğitiliyordu.

Öyleyse pek çok dehanın başarısının anahtarı alıştırmada yatıyor ama aynı zamanda ebeveynler de önemli, öyle mi?

Kesinlikle. Ve ebeveynlere önereceğim tek bir şey var. Bir çocukla birlikte bir çeşit etkinlik geliştirmek için zaman yaratmak. Evet, bazen ebeveynlerin çocuklarını bir şeyler yapmak için zorlayıp istismar ettikleri durumlar oluyor. Ama çocuğun o becerisini geliştirmesine gerçekten yardım etmeye çalışır ve onların gittikçe daha fazla kendi kendilerine öğrenmeye başlayıp sonunda bağımsızlaşmalarını sağlarsanız, bence bu hem ebeveyn hem de çocuk için çok fayda sağlayacaktır.

Eğitimde şu sıralar, öğrencinin sebat etmesi ya da zor durumlarla başa çıkabilmesi konusuna çok fazla yoğunlaşılıyor. Dehalara baktığınızda, bu çocukları bu kadar sıkı çalışmaya ve bulundukları düzeye gelmeye motive eden şey nedir sizce?

Bence yeni yayınlanan bazı biyografilerde, örneğin Andre Agassi ve diğerlerinin biyografilerinde, ebeveynlerin bu çocuklar üzerinde anormal bir baskı uyguladığı anlaşılıyor. Bence bu hiç uygun bir davranış değil.

Bence bir çocuğun bir becerisini geliştirip bunda ustalaşırken aynı zamanda bundan zevk almasını sağlamanın bir yolu vardır. Büyüdüklerinde başarılı müzisyenler olan çocuk müzisyenlerin, kendi yaptıkları müzikten zevk alma becerisini edindiklerini söyleyebilirim. Bu yüzden oturup kendi zevkleri için müzik yapabiliyorlar.

Öyleyse belli bir noktada, ‘Bunu yapıyorum çünkü bir ebeveynin onaylaması ya da onaylamamasıyla motive oluyorum’ duygusundan, ‘Vay canına, bu işte çok iyiyim ve bunu yaparken çok zevk alıyorum” duygusuna bir geçiş oluyor, öyle mi?

Dehaların ebeveynleriyle konuştuğumda çok ilginç bir şekilde, çocukların ailelerinin önünde çalmaktan gerçekten mutlu olduklarını gördüm. Eğer iyi performans gösterirlerse, bu kadar yatırım yapmalarının (alıştırma yapmaya bu kadar vakit ayırmalarının) anahtarı olan saygı ve diğer sosyal kazanımları bolca elde ediyorlardı. Seyirci önüne çıkmadan önce çocukların alıştırma yapmaya ya da daha iyi performans göstermelerini sağlayacak şeyler üzerinde çalışmaya daha fazla hazır olduğu çok iyi bilinir.

Her tür etkinlikte bu tür motivasyon ve zevk kaynakları vardır, bir ebeveyn ya da öğretmen öğrencilere bunları ne kadar çok sunarsa, çocukların belki de zor bir konuda ustalaşma motivasyonuna o kadar çok sahip olmasını sağlar. Konunun zorluğu geçicidir, çocuklar bir süre sonra çabalarının meyvelerini görerek bundan zevk almaya başlar.

Bu, bizim gibi, yıllar içinde kendisini herhangi bir şeyde iyi olmadığına ikna etmiş kişiler için ne ifade ediyor? Daha geçen gün editörüm, ‘Ben kesinlikle matematik insanı değilim’ diyordu.

Birbirine bağlı olan yetişkin etkinliklerine bakalım. Diyelim ki yeni bir firma kuruyorsunuz; bütçe yapmak ve bunun gibi şeyler sizin için önemli hale geliyor. Bunlar önemli olunca, bu konularda yüksek düzeyde becerikli olmanızı sağlayacak eğitimi almak için motivasyon ve isteğiniz de olacaktır.

Geleneksel eğitimin problemlerinden birisinin bu olduğuna inanıyorum; belli türdeki etkinliklerin yetişkin olduğunuzda sizin ne işinize yarayacağını görmeniz zordur. Bu yüzden bence eğitim daha çok beceriye dayanan, öğrencilerin edindikleri becerilerle daha önce yapamadıkları şeyleri artık yapabildiklerini görebildikleri bir yapıya dönüştürülebilir.

Araştırmanızın verdiği bir ders de şu: Okulların öğrencilere, “Sözümüze güvenin, bunu bilmeniz gerekiyor” demesi yeterli değil. Çünkü öğrencilerin bir şey öğrenmesinin temelinde motivasyon bulunur.

Evet, bilgileri ve yöntemleri tekrarladığınızda, bu bilgiyi sizin kullanabileceğiniz bir şekilde anlamaya ya da içselleştirmeye zorlanmıyorsunuz. Bence öğrencilerin bu bilgiyi gerçekten nasıl faydalı bir şekilde kullanabileceklerini görmelerini sağlamak, onları bu bilgiyi anlamak ve daha anlamlı bir şekilde öğrenmek konusunda motive ediyor.

Şahsen, yedinci ya da sekizinci sınıftayken hiçbir şey ezberlemek istemediğime karar vermiştim. Bu kararım tarih dersinde sorunlara sebep oldu. Bunun üzerine kütüphaneye gittim ve o tarih dönemiyle ilgili iki, üç kitap okudum. Böylece bütün soruları hiçbir şey ezberlemeden cevaplayabildim. Benim için anlamlı bir şekilde birbiriyle ilişkili olan şeyler arasında bağlantı kurup sonuç çıkarabiliyordum. Bu benim için gerçekten önemliydi.


Etiketler; #

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.