"Yayıncılar! Kitapları pu.tluk yapmadan yayınlayın"

"Yayıncılar! Kitapları pu.tluk yapmadan yayınlayın"



 Geçen Cumartesi günü, bazı okuma kitapları almak için kızımla şehrin büyük bir AVM binasında bulunan ünlü bir kitap, CD ve plak  satış  mağazasına gittik. Kitapları seçme işinde kızımı TAMAMEN özgür bıraktım. Kızım rafları ve tezgâhları epey dolaştıktan sonra, çok kaliteli ve janjanlı basıldığı için, İslâmcı bir yayınevine ait  Pinokyo, Sefiller,  Andersen Masalları ve La Fontaine Masalları adlı kitapları seçti. Büyük bir mutlulukla, başka yerleri de dolaştıktan sonra eve döndük.
      Çocukları ve hanımı alarak AVM'lere, kitabevlerine, sinemaya, tiyatroya, hamburgercilere gidip hep birlikte hoş vakit geçirip eğlenmek ve eve dönünce de hemen bir çay koyup, o gün alınan popüler bir sanatçının son CD'sini heyecanla müzik setine koyup dinlemek... Tüm memurların birbirine çok benzeyen tipik bir Cumartesi günü programı işte...
    Akşam kızım kitaplarını okumaya ilk olarak Andersen Masalları'ndan başladı. On- onbeş dakika kadar okuduktan sonra yüzünü ekşitmiş ve hoşnutsuz bir halde, kitapla birlikte  yanıma geldi ve;
   --- Baba kitapta Kibritçi Kız adlı hikayeyi okuyorum. Hikayede, 'Yaklaşan bayram nedeniyle şehrin her yeri ışıklarla parlıyordu. İnsanlar heyecanla bayrama hazırlanırken onun ayakkabıları bile yoktu, bu nedenle üşüyordu.' cümlesindeki bayram ne bayramı? Burayı anlayamadım.
    Pu*tluğu  hemen çaktım tabii. Kitabı kızımın elinden aldım ve o cümlenin geçtiği paragrafı dikkatle okudum. Yanılmadığımı anlayarak, kitabı bir hışım ve öfke ile cart cart yırtıp parçaladım ve  yere çarptım. Kızım şaşırmıştı.
    ---Ne oldu baba? Neye kızdın bu kadar, niye parçaladın kitabı?
    --- Kızım bu meseleyi sana neresinden tutup da anlatayım bilmiyorum. Geri zekâlı, emek hırsızı ahlâksız bir yayınevi, kitapta kullanılan bazı kavramlar dünya görüşüne ve dinci anlayışına uymuyor diye, kafasına göre değiştirip öykünün orijinalini bozmuş, kitabın resmen ağzına s*çmış... Bu nedenle kızdım kızım. Burada bayram diye değiştirerek gerçek anlamını sakladığı şey, bu insanların kutladığı  Noel etkinliği yavrum... Kitabı yayına hazırlayan yavşak oğlu yavşak, güya Noel'i benimsemediği ve bundan rahatsız olduğu için, kendisinde kavramı keyfine göre değiştirme yetkisi görerek değiştirmiş. Noel olmuş sana bayram... Ne bayramı bu? Belli değil. Eğer ahlaksızlıkta bir sınır görmeseydiler eminim ki, öykü kahramanı kızın adına da Zeynep ya da Leyla falan diyecekler, Noel'i de  Kurban bayramı olarak değiştireceklerdi. Ancak belli ki,  kitabın adı Andersen Masalları olunca mızrağı çuvala sığdıramayacaklarını anlayıp buna yeltenememişler...
   Kızımdan aynı yayınevine ait diğer kitapları da istedim. Sefiller'i taradım hızlıca... Daha ilk sayfalarda, kitabın orijinal çevirilerinde  rahip ya da papaz olarak geçen sıfatlar bu kitapta din adamı ya da  din görevlisi olmuş...  Kilise kelimesi  mümkün mertebe ayıklanarak o cümleler ustalıkla geçiştirilmiş...
    Pinokyo adlı kitapta, 'Allah'a emanet olun. Allah rahmet eylesin, Hayırlı sabahlar' gibi Avrupa edebiyatı terminolojisinde ve Onların sosyo- kültürel hayatlarında ve geleneklerinde hiç yeri olmayan kelime ve deyimler kullanılıyor. Daha doğrusu orijinal metinlerdeki kelimeler atılarak, yerlerine bunlar kullanılıyor.
   O yayınevinin adını vermeyeceğim. Ancak piyasada Batı edebiyatına ait eserlerdeki kavramları ve ifadeleri dinci ideolojik kafasına göre değiştirerek emek ve fikir tecavüzü yapan başka yayınevleri de var...  Bunlar kendilerine ait uydu TV kanallarında, genellikle İslam,, bal, çörek otu yağı, çınar yaprağı ve her organa ve hastalığa şifa verdiğini  (!)  verdiğini söyledikleri duâ kitapları ticareti de yapan yayınevleri...
   Benim, Müslümanlığın yüz karası bu ahlâksız ve hırsız yayınevlerine bir kaç lafım olacak...
      Beyler çocuklarımıza Allah, kitap ve peygamber sevgisini, İslam inancını ve İslâm davasını vermek istiyorsanız, bunu Batılıların yazdığı  roman, masal ve hikayelerin özüyle, hakiki kavramlarıyla, kahramanlarının sıfatlarıyla ve kitapların ana fikirleriyle hiç oynamadan, kendiniz yeni ve başka eserler yazarak ya da yazdırarak yapın.
     İki asır boyunca milyarlarca çocuk tarafından büyük bir haz ve coşku ile okunmuş olan bu kitapların içeriklerini kafanıza göre değiştirerek bu işi yapmaya çalışmak çok ayıp ve ahlaksızcadır. Adamlar kitaplarında papaz demişse papaz, kilise demişse kilise, günaydın demişse günaydın kelimelerini değiştirmeden, bozmadan,  işin pu*tluğuna kaçmadan aynen vermelisiniz. Bu kitaplar eğer davanıza uymuyorsa, bazı kavramları, kelime ya da hitap biçimlerini çocuklarımıza sakıncalı görüyorsanız ya da bu kitapların içerikleri ve ana fikirleri  işinize gelmiyorsa, o zaman bunları hiç yayınlamaya kalkışmayacaksınız.
    Ben bu kitapları orijinal çevirileriyle, bozulmamış, ırzlarına geçilmemiş saf halleriyle okuduktan sonra Hıristiyan olan ya da özünden, kültüründen uzaklaşan tek bir müslüman çocuğu görmedim, duymadım. Ayrıca o yediğiniz halt ile hiç bir çocuğu İslamcı ve hırıstiyan düşmanı yapamaz, Batı kültürünün gerçeklerini ve kavramlarını onlardan saklayamazsınız. Üç yaşındaki çocuklar bile artık internette her gün kiliseyi de,  papazları da, Batı yaşam tarzını ve adetlerini de görüyor ve gayet rahat  tanıyorlar.
    'Kibritçi Kız'  masalı'ndan Noel'i uçurup onun yerine bayramı koyarsanız o kitabı kökten mahvetmiş olursunuz. Çünkü öykünün tüm omurgası bir Noel gecesine dayanıyor. Bir Noel gecesinde, şehirdeki herkes, şömineli sıcak evlerinde, büyük bir mutluluk içinde kızarmış kazlarını yerlerken, aç, ayakkabısız  ve soğukta kalan, zavallı biçare bir kız, vicdanlarını ve merhametlerini yitiren bir toplum yüzünden bir apartman girişinde donarak ölüyor... Öykü bir insanlık dramını, insafsızlaşan, merhametsizleşen ve bencilleşen bir toplumun aynasını tutuyor. Andersen'in bütün masalları böyle temalar ve ana fikirler yansıtıyor.
  Bir Müslüman öncelikle ahlaklı, emeğe saygılı ve dürüst olmalıdır.
      Bir Müslüman, Hıristiyanların da, Yahudilerin de, Budistlerin de, Ateistlerin de emeklerine, haklarına ve hukuklarına saygı duymalı, onlara ait eserleri, hiç hakkı ve yetkisi olmadığı halde kafasına göre değiştirip bozarak yayınlamamalıdır.  
      İslam sevgisi ve İslamcılık davası böyle çok ucuz tilkiliklerle, kalleşliklerle ve edepsizliklerle verilemez. Eğer ille de davaya uygun kitaplar yayınlamak gibi bir niyetiniz varsa, çağırın okullardan tecrübeli sınıf öğretmenlerini... Okullarda bunu yapabilecek ve halen yapan yüzlerce kabiliyetli edebiyat ve sınıf öğretmeni  tanıyorum. Nasıl bir ana fikir vermek istediğinizi, çocuklara hangi fikir ve öğretiyi aşılamak istediğinizi anlatın, tarif edin... Sipariş edin onlara... Size bir yaz tatili boyunca yazsınlar istediğiniz şekilde öykü ve masal kitapları... Ama mutlaka verin emeklerinin karşılığını... Bunları yaptırıp da öğretmenlerin ve diğer yazarların emeklerinin üstüne yatan, onları dolandıran pek çok yayınevi biliyorum ben...  İslamcı, ülkücü ve devrimci diye bilinen bazı yayınevleri bunlar...
     Bunların arasında çok ünlü İslâmcı yayınevleri de var... Üstüme sakın gelmesinler, vallahi bütün belge ve şahitleriyle yaptıkları pu*tlukları yüzlerine çarpar, el aleme rezil ederim onları... Emeğinin karşılığı, hakları ödenmeyen veya dolandırılanlardan birisi de bizzat benim...  Oradan biliyorum bu pu*tluklarını...
      İstediğiniz kitabı sıfırdan kendiniz yazdırın. İstediğiniz öykü ya da roman kahramanını kondurun. Çocuklarımızı değiştirmek, yetiştirmek ya da dönüştürmek için kitaplara istediğiniz ana fikri yerleştirin... Size bunları yapıyorsunuz diye hiç kimse hesap soramaz ve en ufak bir sataşma yapamaz...  Ancaaaak... Sakın ha sakın,  ilk ve ortaokul yıllarında okuyarak insanlığı ve yüce Allah'ın yarattığı diğer tüm mahlukatı sevmeyi, merhametli ve adaletli olmayı, hak yememeyi, emeğe saygı duymayı, öğrenmemde, bilimi ve  edebiyatı, sevmemde  çok büyük katkıları olan;
       Jules Verne'nin, Edmondo De Amicis'in, La Fontaine'nin,  Lewis Carrol'ün, R.L. Stevenson'ın, Mark Twain'in, Antoine Galland'ın, Eleanor H. Portier'in, Edith Nesbit'in,  Guy De Maupassant'ın,  Anna Sewel'in, J.M. Barrie'nin, Comtesse De Segur'un, Alfonse Daudet'in Beecher Stowe'un, Jonathan Switft'in,  Carlo Collodi'nin, A.Dumas'ın  ve daha pek çok Batılı edebiyatçının yazdığı roman ve öykü kitaplarını, kafanıza göre evirip çevirerek, eksiltip değiştirerek, içerikleriyle oynayarak, kahramanlarına  onlara ait olmayan bir kültür ve dinin sözlerini ve deyimlerini söyleterek yayınlamayın. Ne söyleyecekseniz, ne söyletecekseniz, bunları kendi yazdıracağınız kitaplarda yapın. Ayrıca dinimizi, mukaddesatımızı ve kültürümüzü  aktaran ve öğreten binlerce yerli ve millî yazarımıza ait kitaplar  zaten var ve hepsi de çok muhteşem ve faydalı eserlerdir.
    Bir daha sakın ha sakın,  Johanna Spyri'nin yazdığı Heidi adlı çocuk kitabındaki Katolik Peter'e Selamünaleyküm dedirterek, fikir zorbalığına,  saçmalamaya ve şapşallığa zirve yaptırmayın. Peter orada Heidi'nin dedesine nasıl selâm vermişse onu öylece verin.
   Geçenlerde din ticareti yapılan, ek olarak bir şeyh tarafından çınar yaprağının  ve çörek otu yağının faydaları anlatılan ve  pazarlaması yapılan bir uydu kanalda, ahlaksızlığa tavan yaptıran başka bir hırsızlık ve yağma çeşidi daha gördüm. Gördüğüm karşısında, şaşkınlıktan ve hayretten neredeyse küçük dilimi yutacaktım.  Bizim kırk yıldır dinlediğimiz 'Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık' adlı çok meşhur bir hasret ve gurbet türkümüzün sözlerini atmışlar, müziğini aynen alıp üzerine kendi kafalarına göre bir Peygamber güzellemesi yerleştirmişler... Yapmayın kardeşim. Dinimizin asla izin vermediği böyle bir ahlaksızlığı, böyle bir tecavüzü yapmayın. Yüce peygamberimiz bu rezaleti görseydi, emin olunuz ki, kendisinin gaspedilen  bir türkü üzerinden övülmesini asla onaylamaz ve bundan hoşlanmazdı... 
     Dünyevî, beşerî müzik enstrümanlarıyla, gitarla, orgla, piyano ve saksafonla Peygamber güzellemeleri içeren şarkılar bestelemeye çok hevesliyseniz, bunu mevcut şarkı ve türkülerimizin müziğini hırsızlayarak yapmayın. Kendiniz sıfırdan yapın... Bu yöntem çok utanç verici oluyor çünkü...
    Kızıma aldığım o yayınevine ait tüm kitapları yırtıp parçalayarak çöpe attım. Bir hafta sonra, aynı kitapların  İş Bankası tarafından, hiç değiştirilmeden ve üzerinde pu*tluk yapılmadan yayınlanan orijinal baskılarını bulup kızıma verdim.  Mevlâna'nın, Filozof Beydeba'nın, Şeyh Sadi'nin, Ömer Seyfettin'in öykü ve masallarını kızım çoktan okuyup yutmuştu zaten...

Tuncer GÜNAY / Rotahaber
tuncer.gunay@hotmail.com


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.