AYM BU HUKUKSUZ KIYIMI DURDURMALIDIR

AYM BU HUKUKSUZ KIYIMI DURDURMALIDIR

AYM BU HUKUKSUZ KIYIMI DURDURMALIDIR



 AYM BU HUKUKSUZ KIYIMI DURDURMALIDIR

Bilindiği üzere Hükümet 2011 yılından itibaren çeşitli yetki yasalarıyla İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları hariç diğer bütün Bakanlıklar ve bağlı kuruluşlarla Başbakanlığa bağlı kurum, kuruluş ve Başkanlıkların teşkilat yapılarını değiştirerek yönetici konumundaki bürokratların büyük çoğunluğunu tasfiye etti. Bu tasfiye sürecinde mağdur edilen kazanılmış hakları hukuksuzca ellerinden alınan kamu görevlileri yargı yoluna başvurarak ellerinden alınan haklarını geri alabilmenin mücadelesine koyuldular. Bakanlıklar bu süreçte kimi Anayasa Mahkemesi kararlarını bireysel olmadığı gerekçesiyle kimi de idari yargı kararlarını uygulamayarak özellikle yönetici konumundaki kamu görevlilerinin mağduriyetini sürdürdü. Ancak kurbanlar idari yargı yoluyla ve birtakım inisiyatif girişimlerle özellikle mali kayıplarını kısmen de olsa kimi yasal düzenlemelerle geri kazanma imkanına kavuştular.

Tıpkı Sağlık Bakanlığı yönetici personellerinde olduğu gibi. Ancak bazı Bakanlıklarda zulüm ve yok etme politikaları o kadar katı bir şekilde uygulandı ki Görevde Yükselme Sınavlarına katılarak atanan birçok yönetici görevinden alınarak kazanılmış hiçbir hakkı olmayan kişiler asaleten veya vekâleten işbaşına getirildi.   Görevden alınan yöneticilerin büyük çoğunluğunun Mali hakları adeta odacı düzeyindeki kadrolara indirgenerek tam bir yok etme stratejisi uygulandı. Bu durum kısmen Anayasa Mahkemesi, kısmen İdari yargı denetimiyle frenlenerek hukuksuzlukların bir nebze olsun önüne geçilmeye çalışıldı ama hükümet her Yargı kararlarından sonra da yeni yasal düzenlemeler yaparak bir yandan Yargı kararlarını hükümsüz hale getirmekte diğer yandan da yargı yoluyla görevlerine dönen ve hedefteki yöneticilere el etek öptürecek yeni yasal düzenlemeler yapmaya ve uygulamaya koymaya devam etmektedir. Hukuk devleti normlarına uzak bile olamayacak buna dair en son yasal düzenleme,  6639 sayılı kanunun 23.  Maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek-18 maddeyle yapılmıştır. Anılan Kanun maddesi ile Adeta tüm yönetici konumundaki memurların bürokrasi deyimiyle bir A4 kâğıdına yazılacak kararname ile defterlerinin dürülmesi mümkün hale getirilmiştir.

Bu Kanun Maddesi Anayasal Yargıya taşınmakla birlikte kamuoyunda henüz tam bilinmeyen ve  “malum sendika”  hariç diğer sendikalar tarafından da henüz pek bilinmemekte ve yeterince tepkilenmemektedir. Kanunla idareye öyle geniş ve serbest yetkiler verildi ki babanın çiftliği olsa bu kadar da olmaz demen içten bile değil.   Kısaca anlatalım: varsayalım ki; bir yönetici her yönüyle takdire şayan kişiliği olan, Anayasaya ve yasalara bağlı olarak hareket eden, en yüksek düzeyde performansla hizmet üreten, deneyim ve donanımıyla fark yaralatabilen hukukun üstünlüğüne inanan ve ülkesi ve milleti için her türlü fedakarlığa katlanabilecek karaktere sahip olan ve sayabileceğimiz enleri bünyesinde taşıyor olsa bile bu cevval yönetici siyaseten istenmiyorsa Anılan Yasa Kuralı ile “6639 sayılı kanunun 23.  Maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek-18 maddeye dayanılarak”  hiçbir gerekçe gösterilmeden derhal görevinden alınabilir. Asıl Vahim olan Bu kanun maddesi ile görevden alma ile kalmayıp ayrıca yönetici bürokratlara yönelik Anayasaya açıkça aykırı olarak kısıtlayıcı uygulamaları da beraberinde getirmektedir.  Örneklerle açıklayalım; Yürürlükte olan kanunla Öyle ki İl Müdürü, Bölge Müdürü ve Daire Başkanı düzeyindeki kadrolarda olsa bile ek göstergesi 3000 ve altında ise veya Daire başkanlığında üç yıldan az asaleten görev yapmamışsa doğrudan en alt GİH sınıfı olan Araştırmacı Kadrosuna atanarak Mali ve hukuki statüsü adeta iğfal edilmektedir. Vahametin daha ilerisi ise bu konumdaki yöneticiler daha önce özel yarışma sınavlarına girerek görev yaptıkları alt yönetim  görevindeki    kadrolara  dönmelerinin  yolunun da  anılan  yasa  ile   Anayasaya  aykırı  olarak   kapatılmasıdır.

Ör: Nüfus ve Vatandaşlık İl müdürü iken Görevden alınan bir yönetici daha önce sınav kazanarak atandığı şube Müdürlüğüne de geri dönme imkanı bulunmamaktadır. Aynı şekilde Aile ve sosyal politikalar Bakanlığında İl Müdürü olan bir kişi görevden alındığında Huzurevi veya kurum ve kuruluş müdürlüğüne atanmasının yolu da kapatılmıştır. Yine aynı Şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığında Daire Başkanlığında görev yapmakta olan bir yönetici üç yıldan az bir süre içinde bu görevinden alınması halinde geçmişte görevde yükselme sınavı ile atanarak görev yaptığı Bakanlık veya İl Şube Müdürlüğü görevine dönme imkanı bulunmamaktadır. Aynı şekilde görevde yükselme sınavı ile Şube müdürlüğü kadrosuna atanıp belli bir süre sonra Aile ve sosyal politikalar Bakanlığında İl Müdürlüğü görevine atanan bir yönetici görevden alındığında öğretmen kökenli ise ancak öğretmenlik kadrosuna dönebilmekte geçmişte kazanılmış hakkı olan Şube müdürlüğü yönetim kademesindeki bir kadro olması nedeni ile Şube Müdürlüğü kadrosuna dönememektedir. Hukuk Devletinde Hukukun ne hale geldiğini görebiliyor musunuz? Kanun gücüyle kazanılmış tüm haklarınız elinizden alınıyor ve adeta linç ediliyorsunuz.   “6639 sayılı kanunun 23.  Maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen ek-18 maddenin” son cümlesinden önceki bir cümlesi ise adeta bir TCK maddesi hükmündedir. Madde şöyledir  “ Diğer kanunların bu maddeye aykırı hükümleri uygulanmaz.”  Yani bu Maddenin Hükümleri 657 Sayılı DMK’nın İlerleme ve yükselmelerle ilgili tüm Maddelerini hükümsüz hale getirmektedir.

Buna benzer Kanun Maddelerinin İdare Hukukundan ziyade Ceza Hukukunda düzenlendiğini hukuk fakültelerinin birinci sınıf öğrencileri bile rahatlıkla söyleyebilirler. Bir başka deyişle bu kanun Maddesi ile atanan kamu görevlileri bir daha ilanihaye yönetim görevlerine atanamayacaklar ve adeta görevde iken fiilen emekli edilmiş olacaklardır. Dramatik tablonun en ağır yanı ise bu kanunla görevlerinden alınan yönetici bürokratların görevde yükselme sınavlarına katılarak yükselmelerinin önü de çıkarılan veya değiştirilen yönetmeliklerle de kesilmiştir. Ancak Kimlik değişimi ile falan belki mümkün olur mu bilmem ama ona da set çekerler çünkü hukuk yok oldu.  Bu durumu Türkiye cumhuriyeti Anayasasının Hukuki güvenlik ilkesi ile bağdaştırmak mümkün müdür?

Ondan sonra da bu ülkenin Hukuk Devleti olduğundan bahsedeceğiz ve Anayasasın da Hukuki Güvenlik ilkesinin ana unsur olduğundan dem vuracağız. Maalesef ülkenin geldiği durum bu Kanun gücü ile her türlü Hukuksuzluğun mubah hale geldiği bir ortam bulunmaktadır. Bu koşullarda dünyanın en ileri eğitim ve donanım koşullarını taşısanız dahi kariyer ve liyakatlarınıza ilişkin tüm diploma ve belgelerinizi kenarlarından katlayıp uçak maketi olarak uçurtmaktan başka bir işe yaramayacaktır.   Anayasa ve Kanun önünde eşitlik ilkesinin de çiğnendiği bu yasa kuralındaki Hukuk skandalları daha bitmedi, anlatmaya devam edelim; Yasa kuralı ile Araştırmacı Kadrolarına atananlar veya atanmış sayılanlar iki yıl boyunca eski kadrolarındaki maaşı almaya devam edecekler, ikinci yılın sonunda Araştırmacı (% 60 Öz Hiz. Tazminatı  %115 Ek Ödeme)  yani bir nevi odacı veya düz memur maaşı almaya başlayacaklardır. Oysa  6525  sayılı  kanunla  375  sayılı  kanuna  eklenen   geçici  11  Madde  ile  Sağlık  Bakanlığında  en az  müdür  Yardımcısı  seviyesindeki  bir  kadroda  yönetici  konumunda   iken  Araştırmacı  kadrosuna  atanalar  AYM  nin  2012/205  sayılı  iptal  kararı  doğrultusunda  devlet  memurlarına  ödenecek  zam  ve  tazminatlar  ile  bunlara  yapılacak  ek  ödeme  oranları  Zam  ve  tazminatlar  cetvelinin  11. Sırasındaki  oranlardan  az  olamaz    düzenlemesiyle  1.Derecedeki   kadrolar  için (öz HiZ Taz:%125, Ek Ödeme Oranları %165 )   sağlık  Bakanlığına  araştırmacı  olarak  atananlar  bir  nebze  olsun  hakları  korunmuş  oldu. Buna dair Bumko yazısı da ekte yer alacaktır. TIKLAYINIZ 

Burada Anayasadan kanun önünde eşitlikten eşit işe eşit ücretten velhasıl hukuktan bahsedilebilir mi?  Aynı kadroya bir Bakanlıkta başka diğer bakanlıkta başka maaş ödeniyor olacak.  Hatta 375 sayılı kanuna eklenen madde geçici madde olduğu için önceden atananları kapsamakta 6639 sayılı kanuna göre yeni atanacak Araştırmacıları kapsamayacaktır. Bu Hukuksuz uygulamalarla Hukuk Devletinden nasıl bahsedebiliriz…  Yönetici konumundaki tüm kamu görevlilerinin gözü kulağı Anayasa Mahkemesinden gelecek hukuk çığlığındadır. Adeta kement atılarak tüm hakları ellerinden alınan ve alınmaya aday yöneticiler bundan böyle el pençe divan durma şöyle dursun görevde kalabilme uğruna yaranma için yaralanmaya da eyvallah diyeceklerdir. İşte karşı karşıya bulunduğumuz durum bu, bu havada mutlu insan yetişir mi? Bu havada toplumsal barış sağlanabilir mi?  Bu havada gelecekte aynı dünya görüşünde olmayanlarla veya zulmedenlerle zulme uğrayanların hesaplaşmayacağı söylenebilir mi? Tabi ki hayır… Ama mağduriyetler önlenerek bir çalışma barışı fevkalade sağlanabilir. Enerjimizi beş yıldır boşa harcıyoruz yeter artık.

Sonuç olarak kamu görevlilerinin Türkiye’deki tek güvencesi olarak Anayasa mahkemesi kalmıştır. Kanunu bütün boyutları ile irdeleyip kamu yöneticilerini rahatlatacak bir karar vermeleri beklenmektedir.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yusuf ARSLAN - 11 ay önce
haklarımızı yiyenlere haram edelim. hatta haklarımızı yiyenleri % 49,5 oy vererek destekleyenlere de haram olsun.
Avatar
ercan - 11 ay önce
bu kanun tüm yöneticileri ilgilendirmektedir.r
Avatar
abeyaz4 - 11 ay önce
tüm yöneticiler bilsinler ki yarın teşkilatların egolarına hizmet etmezlerse bu kanuna kurban edileceklerdir...sözüm i̇dealleri̇ni̇ si̇yasetçi̇leri̇n ki̇şi̇sel çıkarlarına kurban etmeyenler...