Erdoğan'la Davutoğlu arasındaki kırılma noktaları

Erdoğan'la Davutoğlu arasındaki kırılma noktaları



ERDOĞAN VE DAVUTOĞLU ARASINDAKİ KIRILMA NOKTALARI

Peki Erdoğan-Davutoğlu arasında iyice ayyuka çıkan bu gerilimli sürece nasıl

gelindi. Cumhurbaşkanı-Başbakan ilişkisindeki kırılma noktaları nelerdi. İşte,

21 aydır Genel Başkanlık ve Başbakanlık koltuğunda oturan Ahmet Davutoğlu ile

o partinin kuruluşundan itibaren 13 yıl genel başkanlığını yapıp 2014 yılında

halkın doğrudan seçtiği ilk Cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan arasındaki ilişkilerin

kırılma noktaları.

İLK KIRILMA: HAKAN FİDAN

Dışarı yansıyan ilk görüş ayrılığı Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı

Hakan Fidan üzerinden oldu. Fidan'ın Davutoğlu ile istişare ederek 7 Haziran

seçimleri için milletvekilliğine aday olmasına Cumhurbaşkanı Erdoğan karşı çıktı.

"Ben bunu da açık sözlü olarak değerlendirmek isterim. Ben adaylığına olumlu

bakmıyorum. Bunu Sayın Başbakan'a da söyledim. Adaylığını kabul etmek veya onu

aday olarak göstermek, o Sayın Başbakan'ın takdiridir, ona da benim karışma

yetkim yok, böyle bir hakkım da yok" dedi. Fidan, Cumhurbaşkanı'nın bu

sözlerinden bir süre sonra adaylığını geri çekti ve yeniden MİT'teki görevine

döndü.

Fidan'ın yeniden atanmasının ardından 10 Mart 2015 günü yaptığı açıklamada

Başbakan Davutoğlu, durumu bir görüş ayrılığı olarak nitelemedi ancak açıklamasında

Cumhurbaşkanı ile istişare ettiğinin altını çizdi.

"Milletvekilliği aday adaylığı söz konusu olduğunda, kendisine bu izni

vermiş olduğumuz gibi bu adaylığı çekmek istediğinde de aynı şekilde kendisinin

kararına saygı duyarak, dün itibariyle talebini kabul ettim. Nasıl ayrılırken

benim imzamla ve tek imzayla bu işlem gerçekleşmişse, dün de aynı şekilde oluru

vererek görevine iade etmiş olduk. Sayın Cumhurbaşkanımızla benim aramda bu

konuda herhangi bir görüş ayrılığı veya farklı kanaatlere dayalı yaklaşım yoktur,

her zaman istişare ederiz. Tabii eğer farklı kanaatler varsa, bunlar da bu istişarelerde

açılır. Son adım da dün göreve atanması konusunda da Sayın Cumhurbaşkanıyla

bir istişare yaptık."

ŞEFFAFLIK PAKETİ

Başbakan Davutoğlu başkanlığındaki hükümetin üzerinde çalıştığı kamuda şeffaflık

paketi de iki isim arasında en net görüş ayrılıklarının yansıdığı bir başlıktı.

Tüm siyasilerin mal bildiriminde bulunmasının yanı sıra bakanlıklarla belediyelerin

imar kararlarında bazı düzenlemeler yapılacaktı. Ancak Cumhurbaşkanı Beştepe'ye

çağırdığı bazı AK Partili isimlerle görüşmesinde, "Mal bildirimini il ve

ilçe başkanları düzeyine indirirseniz, bu görevi üstlenecek kişiyi bulamazsınız"

dedi. Paket rafa kalktı.

Ancak Başbakan Davutoğlu seçim sonrasında "Siyasi etik kanunu ve siyasetin

finansmanında şeffaflık öngören kanun tasarısını" Hükümet'in eylem planı

içinde yeniden gündeme getirdi. Siyasi etik yasası halen Meclis Genel Kurulu

gündeminde.

DOLMABAHÇE AÇIKLAMASI

Erdoğan ile Davutoğlu'nun başkanlığındaki AK Parti Hükümeti arasında yaşanan

görüş ayrılıklarından biri Dolmabahçe açıklaması oldu. Çözüm süreci açısından

önemli adımlardan biri olarak değerlendirilen açıklama için hazırlıklar yapıldı,

açıklamanın nerede yapılacağı, kimlerin katılacağı belirlendi ve 28 Şubat günü

açıklama yapıldı. Aynı günlerde gündemde Öcalan ile yapılan görüşmelere katılacak

İzleme Heyeti'ne ilişkin isimler de basına yansıyor, hatta heyetin ne zaman

adaya gideceği tartışılıyordu. Ta ki Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 20 Mart 2015 günü

yaptığı konuşmaya kadar.

"Ben gazetelerde okuyorum. Böyle bir şeyden benim haberim yok. Bu olaya

da ben olumlu bakmıyorum. Birilerini tatmin için bu işler yapılmaz. Bunun dışındaki

süreç kendi çerçevesi içinde kalmalıdır. Dağa bile çeşitli roman yazarları gönderildi.

Ne netice alındı. Yeni romanlar mı yazdırılacak? Bunlara gerek yok, bunları

doğru da bulmuyorum."

Erdoğan, bu sözlerden bir süre sonra Dolmabahçe açıklamasını da doğru bulmadığını

söyledi.

KOALİSYON HÜKÜMETİ

Davutoğlu'nun Genel Başkanlığı'ndaki AK Parti'nin en kritik dönemeçlerinden

biri 7 Haziran seçimleri sonrasında tek başına iktidarı kaybetmesi oldu. Koalisyon

kurulması için diğer partilerle görüşmelerin başladığı bu süreçte Davutoğlu

koalisyon kurulmasından yanaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ise koalisyon hükümeti

kurulmasına pek sıcak bakmadığı, yeniden seçime gidilmesini istediği kulislere

yansıdı.

Cumhurbaşkanı koalisyon ile ilgili, "Koalisyon olup olmayacağı görülecek.

Ama son 20- 30 yıla bakınca en uzun süreli koalisyon üç buçuk sene sürmüş. Ondan

önce 16 ay süren koalisyon bile var. Bunlardan ülkemiz için fayda bekliyorsak

boşuna bekliyoruz" şeklinde açıklamaları oldu. Sonunda partiler arasında

bir uzlaşma sağlanamadı ve yeniden seçime gidildi.

BAŞKANLIK SİSTEMİ

Diğer başlıklar kadar olmasa da başkanlık sistemi, daha doğrusu 'nasıl bir

başkanlık sistemi' olacağı da iki isim arasındaki görüş ayrılıklarının satır

aralarından okunabildiği bir alan oldu. Kaldıki nasıl bir başkanlık sistemi

tartışmasından önce de Başbakan Davutoğlu'nun 7 Haziran seçim sonuçlarına ilişkin

yaptığı değerlendirme dikkat çekiciydi, Davutoğlu, seçim sonuçlarına dikkat

çekerek "Halk anayasa değişikliği için bize yetki vermedi" dedi.

"Biz sistemin değişmesini isterdik, başkanlık sistemini gündeme getirdik.

Ben de isterdim, beyannameye de koydum. Parlamenter sisteme karşı değilim hiçbir

zaman da olmadım. Ama Türkiye'de uygulanan sistem parlamenter sistem değil.

Biz başkanlık sistemine geçmeyi tasavvur ettik ama halk bunu uygun görmedi.

Verdiği oylarla bize bu yetkiyi vermedi. O zaman şimdi varolan sistemi işletmektir

bizim sorumluluğumuz."

Cumhurbaşkanı ise konuyla ilgili değerlendirmesini, 15 Ağustos günü "Türkiye'de

sistem değişmiştir" sözleriyle yaptı.

"Cumhurbaşkanı elbette Anayasa'da sınırları çizilen yetkiler çerçevesinde

ama doğrudan millete karşı sorumlu olarak görevini yürütmek durumundadır. Bu

makamda kim oturursa otursun yapacağı budur. İster kabul edilsin ister edilmesin,

Türkiye'nin yönetim sistemi bu anlamda değişmiştir. Şimdi yapılması gereken

bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir."

BİNALİ YILDIRIM İÇİN VERİLEN İMZALAR

AK Parti'nin Davutoğlu'nun Genel Başkan seçilmesinden sonra yapacağı ilk olağan

kongresi ise krizin büyük bir sürprizi beraberinde getirdi. 50 asil ve 25 yedek

üyeden oluşan MKYK listesinin nasıl şekilleneceği konusunda Cumhurbaşkanı Tayyip

Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında bir "anlaşmazlık" yaşandı.

Davutoğlu'nun kendi hazırladığı listede ısrarcı olması üzerine ortada Genel

Başkan adaylığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a en yakın isimlerden Binali Yıldırım'ın

adı dolaşmaya başladı.. Üstelik Yıldırım'ın sadece adı geçmekle kalmadı, bunun

için delegelerden 900 civarında imza toplandığı da yazılıp çizildi.

Cumhurbaşkanı ile Başbakan, bu haber basına yansıdıktan sonra liste üzerinde

anlaşmaya vardı, Yıldırım aday olmadı ve Davutoğlu oybirliğiyle yeniden Genel

Başkan seçildi.

AKADEMİSYENLERİN YARGILANMASI

Son dönemde Davutoğlu ile Erdoğan arasındaki görüş ayrılıkları daha da sık

yaşanmaya başladı. Bunlardan biri, imzaladıkları bir bildiri ile PKK'ya yönelik

operasyonları 'biz bu suça ortak olmayacağız' diye eleştiren akademisyenlerin

tutuklu yargılanmalarıyla ilgiliydi. Başbakan Davutoğlu, 29 Mart 2016 tarihinde

yaptığı açıklamada akademisyenlerin tutuksuz yargılanmasından yana olduğunu

söyledi.

"Ben prensip olarak hüküm verilene kadar eğer herhangi bir hukuki zorunluluk

yoksa, insanların tutuklu yargılanmalarına karşıyım. Sonunda beraat olursa,

özgürlüklerin kısıtlanması geri ödenemeyecek bir haktır. Bana en büyük cezayı

versinler, ama konuşma, yürüme özgürlüğümü elimden almasınlar. 28 Şubat'ta baskılar

yaşamış bir akademisyen olarak söylüyorum: Düşüncenin hiçbir türüne sınır getirilmesini

kabul edemem."

Konuyla ilgili sık sık değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanı'nın bu konuyla

ilgili bakışını dile getirdiği bir açıklamalarından biri ise 5 Nisan 2016'da

oldu.

"Bakıyorsunuz son zamanlarda, 'akademisyen olduğuna göre tutuksuz yargılansın'

deniyor. Ne demek, suçluysa, eğer yargı buna hükmettiyse o da tutuklu yargılanacak.

Akademisyen görünümlü destekçi, gazeteci kimlikli casus, siyasetçi kılıklı eylemci,

memur ünvanlı milis olarak, terör örgütünün emrine girenlerin elinde silahı,

bombası olan teröristlerden hiçbir farkı yoktur. Yine kuzu postuna bürünmüş

sırtlanlar da terör örgütü mensuplarıyla aynı amaca hizmet ediyorlar. Bu konuda

da milletçe dikkatli olmalıyız."

BÜYÜK KIRILMA: YETKİLERİNİN ALINMASI

Son rahatsızlık ise AK Parti MKYK'sının teşkilatları atama yetkisini geri almasıyla

oldu. Bazı MKYK üyeleri bir süredir içlerinden birinin ifadesiyle "Teşkilatların

genleriyle oynanmasından" rahatsızdı. Bu rahatsızlık teşkilatlara atama

yapma yetkisinin Genel Başkan ve teşkilatlanmadan sorumlu genel başkan yardımcısından,

MKYK'ya devredilmesiyle sonuçlandı. 50 kişilik MKYK üyelerinden Cumhurbaşkanı

Erdoğan'a yakın olduğu belirtilen 47'si parti bu amaçla yazılmış bir dilekçeyi

Genel Başkan'dan habersiz olarak imzaladı. Bu hamle, pek çok kimse tarafından

AK Parti içinde Genel Başkan'a karşı bir "muhtıra" olarak değerlendirildi.

PELİKAN DOSYASI

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la Başbakan Ahmet Davutoğlu arasında oluştuğu

yazılıp çizilen ayrışmanın ilk kez ayrıntılı biçimde dile getirildiği 'Selam

olsun' başlıklı yazı sosyal medyayı karıştırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan

Davutoğlu arasındaki gerilimden bahseden sosyal medyada ortaya çıkan imzasız

bildiride, Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki anlaşmazlıklar tek tek yazıldı.

DAVUTOĞLU EN KISA KONUŞMASINI YAPIP EN NET MESAJINI VERMİŞTİ

AK Parti'de teşkilat başkanının yetkilerinin MKYK'ya devri sonrası ilk kez

parti grubunun karşısına çıkan Başbakan Davutoğlu,"Milletimize, bize biz

yapan değerlerimize ihanet etmeyiz, edenlere de izin vermeyiz. 'Bizi yalnız

bırakmayın' diyen Silopilili amcaya da, ellerini semaya açıp dua eden Bergamalı

yaşlı teyze de, dünyanın dört bir yanında umudunu AK Parti'ye bağlayanlar da

merak etmesin. Nefsimi ayaklar altına alırım, bir faninin terk etmeyeceği düşünülen

her makamı elimin tersiyle iterim ama asla bu kutlu hareketteki hiçbir dava

arkadaşımın kalbini kırmam. Dünya mazlumlarının tek umudu olan bu ak hareketin

zarar görmesine bu ak yürekli kadroların üzülmesine, beise düşmesine asla izin

vermem. Herkesin kendi imtihanının yaşandığı bir dönemdeyiz. Biz sadece sağ

ve sol omzumuzda dosya tutanları dikkate alırız, başka dosyaları değil. Biz

onların tuttukları dosyalar için yaşıyoruz. Son nefesimize kadar bu dosyaların

hayır olması için rabbime yalvaracağım. Allah'tan korkalım, önce bu dosyalardan

korkalım. Allah bizi bu millete mahçup etmesin." demişti.


Etiketler; #

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mehmet - 8 ay önce
yazık oldu davutoğluna. gerçekten iyi bir insan, ılımlı bir başbakandı. kişisel egolarının olmaması büyük bir değerdi ülkemiz için. ama siyaset böyle bir şey. ego tavan yapmadığı müddetçe var olamazsın..