'İfadelerimi baskı ve yönlendirmeyle verdim'

Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015'te gerçekleştirilen terör saldırısıyla ilgili 36 kişinin yargılandığı davada savunmasını yapan tutuklu sanıklardan Yakub Şahin, soruşturma aşamasında alınan ve "itiraf"ları bulunan ifadesini, baskı ve yönlendirmeyle verdiğini öne sürerek reddetti

'İfadelerimi baskı ve yönlendirmeyle verdim'



Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015'te gerçekleştirilen terör saldırısıyla ilgili 36 kişinin yargılandığı davada savunmasını yapan tutuklu sanıklardan Yakub Şahin, soruşturma sırasında verdiği ve "itiraflar"da bulunduğu ifadeyi, baskı ve yönlendirmeyle verdiğini öne sürerek reddetti.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın öğleden sonraki oturumunda, tutuklu sanıklardan Şahin duruşma salonuna getirildi, diğer sanıklar ise jandarma tarafından adliyenin başka yerinde bekletildi.

Şahin, diğer sanıkların yokluğunda yaptığı savunmada, dosyadaki ifadesini emniyette, "3-5 ay yatıp çıkacaksın" denilmesi üzerine verdiğini öne sürerek, soruşturma sırasında verdiği ifadeyi reddetti. Şahin, daha sonra 20 sayfalık yazılı savunmasını okudu.

Hiçbir illegal örgütle alakasının olmadığını öne süren Şahin, "Buna ailem, hısım ve akrabalarım şahittir. Evden işe, işten eve giden bir insanım." dedi.

Gaziantep'te polisin düzenlediği operasyon sırasında üzerindeki bombaları patlatarak kendini öldüren "DEAŞ'ın sözde Türkiye emiri" Yunus Durmaz'ın evinde çıkan ve iddianamede yer verilen dijital belgelere değinen Şahin, Durmaz'ın, kendisinin patronu olan ve polis operasyonu sırasında Durmaz gibi kendisini patlatan Halil İbrahim Durgun'un arkadaşı olduğunu söyledi.

Önceki ifadesini baskı ve kötü muamele altında verdiğini iddia eden Şahin, kendisine ait olduğu belirtilen kod isimleriyle ilgisinin bulunmadığını öne sürüp, "Terör şubesinde polisle aramda geçen diyalog aynen şudur, 'Kundi var, 2 çocuğu var. Profili sana uyuyor. 3-5 ay yatıp çıkarsın, yoksa bu iş üzerine kalacak. Ömür boyu içeride kalırsın' dediler. 3-5 ay yatıp çıkmak için bu itiraflara razı oldum." dedi.

Halil İbrahim Durgun'un patronu olduğunu ancak "örgütte Durgun ve Durmaz'ın altında çalıştığı" iddiasının gerçeği yansıtmadığını savunan Şahin, Durgun ile ilişkisinin işçi-patron ilişkisinden öteye geçmediğini kaydetti.

Paraya ihtiyacı olduğu bir dönemde, daha önce bir sohbet vesilesiyle tanıştığı Durgun'un kendisine iş verdiğini, onun banka, maliye ve evrak işlerini takip ettiğini iddia eden Şahin, "Durgun ile örgüt adına bir tane taş indirip kaldırmadım. Paraya ihtiyacım vardı. Halil bana 3 bin 500 lira maaş verdi ve muhasebeci olarak yanında çalıştım. Namazında niyazında biriydi. Bana kötülük yapmadı. Çevremdeki bazı kişilere de sordum. Herkes iyi biri olduğunu söyledi. Ben maaşıma bakarım. Ailemi gecekondudan apartmana taşıdım. Bir gün olsun kendisinden şüphe etmedim. Halil'in örgüte çalışan biri olduğunu söyleyecek bir kişi bile bulamazsınız." dedi.

Durgun'un kendisini kullandığını öne süren Şahin, "Halil benim patronum, 'Taş taşı' dese yapmak zorundayım. Yunus Durmaz'ı, Durgun'un yanında birkaç kez gördüm, o kadar. Durmaz'ı tanımıyorum. Ekmeğini kovalayan biriyim. Koskoca Cumhurbaşkanı bile 'Bizi aldatmışlar, Allah affetsin' diyorsa, ben ekmeğimin peşinde koşarken Halil beni kandırmış, nereden bileyim?" diye konuştu.

- "Olayı bilmiyordum"

Canlı bombaları taşıyan aracın öncüsü olarak Ankara'ya gelmesiyle ilgili konuşan Şahin, şunları söyledi:

"İddianamede yer alan 'Ankara olayı soruldu' ibaresinin altında yer alan ifade tamamen hayal ürünüdür. Bu, polislerin yaptığı işkence, zulüm, boş vaat ve korkutma sebebiyle polis, istihbarat ve savcı tarafından el birliğiyle hazırlanmış bir ifadedir. Ankara'ya nasıl geldiğimi anlatmak istiyorum, patronum Halil Durgun, 'Sabah Ankara'ya gideceğiz. Akşam 19.00 gibi gel, işimiz var' deyince ben de 'Tamam' dedim. Hangi arabayla gideceğimizi sordum. Bana 'Beyaz Citroen arabayla gidersin' dedi. 'Mesele nedir? Neden önden gidiyorum?' diye sordum. Bana, 'Benim bir asker kaçağı arkadaşım var. Evli barklı, yakalanırsa bakacak kimsesi yok' dedi. Ben de 'O zaman kaçak olmayan diğer arkadaşın neden götürmüyor' diye sordum. O da 'Onların ikisini Ankara'da bırakacağım, arabayı kim getirecek?' dedi. 'Tamam' dedim. 'Ne yapacağım?' diye sordum. Bana 'Sen önden git. Bir sıkıntı yok. Ama sıkıntı olursa bir mesaj at' dedi. 'Şarjım az, arabada şarja takayım' dedim. Bana, 'Gerek yok. Senin telefonla değil, benim sana vereceğim telefonla haber verirsin' dedi. 'Tamam' dedim. Sorduğumda bana 'yeni Focus ile gideceğini' söyledi. Telefonu yanıma aldım. Verdiği 5 bin lirayla yola çıktım. Antep'ten mazot aldım. Adana'ya girişte bir polis uygulaması vardı. Ben de söylediği gibi mesaj attım. Halil'den cevap gelmeyince herhalde onu tuttular diye geri döndüm. Polisleri geçtikten sonra Halil'den mesaj geldi. Halil, 'Gel, ben geçtim' deyince ben de geri döndüm ve yine aynı uygulamaya takıldım. Bu sefer GBT sordular. Uygulamayı geçip ileride Halil ile karşılaşınca nasıl geçtiğini sordum. Bana, 'Nasıl geçtiğimi boşver, geçtim işte' karşılığını verdi. Yola devam ettik. Ankara'ya kadar başka uygulama yoktu.

Bana dediği gibi Ankara yakınlarındaki petrol istasyonunda durdum. O da geldi. İhtiyaç molası verdik sandım ama o bana, 'Telefonu ver, sen git, işin bitti' dedi. Ben de kendi telefonuma baktım, şarjı bitmişti. 'Abi çok yoruldum, biraz uyuyacağım' deyince bana, 'Git istediğin otelde yat, sonra çıkar gidersin' dedi. Gittim ama cüzdanımı orada unuttuğumu fark ettim. Almak için geri döndüm. Fakat polisler bunu Ankara'nın içine polis var mı yok mu diye bakmaya gittim şeklinde ifade etmemi istediler. Bu nedenle böyle ifade verdim. Zaten Ankara'nın içine varmadan geri döndüm. Kameralarda bu vardır. Dinlenmek için 5 yıldızlı otele yerleştim. Ardından Ankara'ya tedavi için gelen yeğenimle buluştuk. Beraber Gaziantep'e döndük. Şereflikoçhisar'da kaydım var, migren için hastaneye gittim, serum taktırdık. Tuz Gölü'nde fotoğraf çektirdik. Aksaray'da yemek yedik. Adana yakınlarındaki kaplıcalarda 2-3 saat kaldık. Böyle bir olaya karışmış birisinin hastaneye gitmesini, Tuz Gölü'nde fotoğraf çektirmesini, Aksaray gibi bir yerde yemek yemesini ve kaplıcaya gitmesini beklemezsiniz."

- "Bir iki çocuk ölmüş, o da zaiyat"

Ankara'ya gitmeden önce şahsi aracını Durmaz'a verdiğini, döndüğünde ise teslim aldığı aracın bagajında bir poşette el bombaları bulduğunu savunan Şahin, bu bombaların kime ait olduğunu bilmediğini, Durmaz'ı aradığını fakat ulaşamadığını öne sürdü. Şahin, el bombalarını arabada dolaştırmamak için evine götürdüğünü iddia etti.

Şahin, gözaltına alınması ve emniyetteki işlemlere ilişkin savunmasında, "Ne olduğunu, neden gözaltına alındığımı defalarca sordum, hiçbir yanıt vermediler. İlk kez emniyete gelmiştim. Beni nezarette tutmadılar, oturup çay içtikleri yerde beklettiler. Evden çıkmadan önce uyuşturucu kullandığım için biraz yatmışım. Sık uyuşturucu kullandığım için bu yüzden gözaltına alındığımı sanıyordum. Bir ara uyanıp baktım ki birisi beni arkasına alıp selfie çekiyor. Gece iki tanesi gelip uyandırdı, 'Ya kardeş, elinize sağlık. Çok iyi oldu da bir iki çocuk ölmüş, neyse o da zayiat' dediler ve gülüp gittiler. Ne olduğunu anlamadım." diye konuştu.

Şahin'in bu sözlerine salondakiler tepki gösterdi. Şahin ise bunların kayıtlarda bulunduğunu ve polislerle yüzleşebileceğini söyledi.

- "Suçlamaları kabul etmiyorum"

İlk ifadesi ve itirafları için polis ve savcının kendisine tuzak kurduğunu öne süren Şahin, şöyle devam etti:

"Halil nerede? diye sordular. 'Halil bulunmazsa bu iş üstüne kalır. O zaman kork. Ne var, ne yok at üstüne gitsin. Kendini kurtar, seni kullanmış' dediler. Uçakla Ankara'ya geldik. Ankara'ya gelince sorgu odasına alındım. Meseleyi aynen anlattım. 'Bunlar tamam da ortada 100 ölü var' dediler. Ben ifademde ısrar ettim, onlar da ısrar ettiler. 4 gün uyutmadılar. Bu sırada bana zulüm ettiler. Direnecek gücüm kalmayınca içeri biri girdi, 'Çıkarın üstünü başını' dedi. Tam çıkaracaklardı ki ben de korktum ve 'Tamam nasıl isterseniz öyle olsun' dedim. Bu işin failini bulamayıp kendilerini kurtarmak için bizi failmiş gibi gösterdiler. Hangi salak bomba eylemi için depo tutar ve bunun için akrabasını kefil gösterir? Sarı kafalı bir polis 'Pişmanım de, eğer böyle söylemezsen tüm bu işler boşa gider' dedi. Bunun en büyük tuzak olduğunu iddianame geldiğinde anladım."

Terör örgütü üyesi olmadığını savunan Şahin, "Emniyetteki ifadem, polisler, istihbaratçılar ve müdürlerin yönlendirmesiyle hazırlanmış bir senaryodur.

İddia edilen suçlamaları kabul etmiyorum. Bilinçli şekilde asla bu suça bulaşmadım. Ne bilgimiz ne aklımız ne gücümüz bu işe yeter. Bir insan tehditle 100 kişiyi katletmiş, sonra da evine gelmiş. Ben bu 100 kişinin asla katili değilim. Kimsenin canına kastım yok. Eğer siyasi olarak, milletin vicdanını rahatlatmak için beni yakacaksanız, yapacak hiçbir şeyim yok."

- Çapraz sorgu

Savunmasını tamamlamasının ardından Şahin'in çapraz sorgusuna geçildi.

Mahkeme Başkanı Selfet Giray'ın, arabasında poşet içerisinde el bombaları bulmasını polise neden bildirmediğini sorması üzerine Şahin, "Adam (Halil İbrahim Durgun) benim patronum. Önce bir dinleyeyim. Adamı direkt polise mi şikayet edeyim?" ifadelerini kullandı.

Müşteki avukatlarından Kazım Bayraktar'ın sorusu üzerine Şahin, tutuklanmasının ardından Sincan Cezaevinde önce tek kişilik hücrede kaldığını, psikoloğa "intihar ederim" demesi üzerine daha küçük bir hücreye alındığını anlattı. Şahin, "Orada da 3-4 gün kaldıktan sonra beni eski yerime götürdüler. Orada hiç kimseyle beraber kalmadım. Yaklaşık 8-9 ay sonra IŞİD dosyasından 6 kişiyi verdiler. Onlardan 3'ü daha sonra Gaziantep'e götürüldüler. 3 aydır da Gaziantepli Resul abi ile kalıyoruz." diye konuştu.

Kullandığı arabayı Halil İbrahim Durgun'un bir tanıdığından aldığını ancak arabanın ablasının üzerine olduğunu belirten Şahin, patlamada kullanılan amonyum nitratı almak için gittikleri Nizip'teki satıcının kendilerine "Araba kimin üzerineyse, ona satarım" diyerek satış yapmadığını, ardından nitratı başka yerden aldıklarını anlattı.

Şahin, gözaltına alındıktan sonra, kendilerinden şüphelenen satıcının polise ihbarda bulunduğunu öğrendiğini belirterek, "Gübre almaktan döndüğümde ablam, 'Polisler senin bir cemaate gidip gitmediğini soruyorlar' dedi. Üstüne düşmedim. Dükkan sahibi polise ihbarda bulunmuş." dedi.

"Bunun üzerine polis sizi sorguya almadı mı?" sorusuna Şahin, "Yok. Zaten Ankara'daki olayla arası bir ya da iki gündü. Araba ablamın üzerine olduğu için ona sormuşlar. Ablam da arabayı üzerime almamı istedi sonra." diye konuştu.

Müşteki avukatlarından Yıldız İmrek'in soruları üzerine Şahin, soruşturmadaki ifadesinde geçen Şeyhmus Sarı'ya ilişkin beyanlarının yalan olduğunu söyledi.

Şahin, Gaziantep'teyken İslami arayış içine girdiğini, o dönemde bazı cemiyetlere gitmeye başladığını ifade etti. Soru üzerine Şahin, "Bunlardan Genç Muvahhidler'in Nusret Cephesi olduğunu bilmeyen yok." dedi.

Suriye'ye hiç gitmediğini, aleyhine bu yönde verilen ifadelerin doğru olmadığını kaydeden Şahin, cihat için Suriye'ye giden Kenan adlı çocukluk arkadaşı olduğunu, onun da öldüğünü anlattı. Şahin, "Öldüğünü internetten ve evlerinin önündeki taziye çadırından öğrendim. Ama cenazesi gelmedi." ifadelerini kullandı.

Şahin, saldırıda eşi Uygar Coşgun'u kaybeden avukat Mehtap Sakinci Coşgun'un vicdan azabı çekip çekmediğini sorması üzerine, "Bir sürü insan öldü, kim çekmez ki." ifadesini kullandı.

Saldırıda kaç kişinin öldüğünü, kaç kişinin yaralandığını bilmediğini ifade eden Şahin, Coşgun'un, "3-5 ay yatıp çıksaydın, hayatına normal şekilde devam edip, çocuklarının yüzüne hiçbir şey olmamış gibi bakabilecek miydin?" sorusuna ise "Bakamazdım herhalde." yanıtını verdi.

Duruşmaya yarın devam edilecek.


Etiketler; #

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.