II.Eğitim Kongresi'nde Neler Söylendi?

24-25 Ekim 2016 tarihlerinde Antalya'da gerçekleşen 'Eğitimden Üretime Sektörle İşbirliği” temalı Eğitim Kongresi'nde

II.Eğitim Kongresi'nde Neler Söylendi?



I .Eğitim Kongresi "21. yüzyılda bir eğitim felsefesi oluşturmak ve özel okullar" teması i le 2014 yılıında Antalya'da toplanmıştı, ikincisi ise 24-25 Ekim tarihlerinde "Eğitimden Üretime Sektörle İş Birliğine" teması ile tıpkı ilkinde olduğu gibi yine Antalya'da MEB himayesinde gerçekleştirildi.

1.Eğilim Kongresi'nin ardından ben, Cumhuriyef in 91, eğitim kongresinin ise henüz 1 yaşında olduğunu vurgulayan bir yazı kaleme almıştım. Atılan bir adım olması sebebiyle kongrenin anlamına öte yandan geç kalmışlığına vurgu yapmıştım, ilkinde kendisine konu olarak eğitim felsefesini seçen kongre bu yıl mesleki ve teknik eğitim konusunu ele almış.

Kongrenin sonuç metinleri henüz kamuoyu ile paylaşılmış değil. Kongreye katılan kişi ve kurumlar tarafından kongrede nelerin konuşulduğu, hangi tespitlerin yapıldığı ve nelerin önerildiğine dair fikir veren bir paylaşıma da henüz rastlamadım. Kongrenin davetlisi de olmadığım için tespit ve değerlendirmelerimi dışarıya yansıdığı kadarıyla ve MEB'in kongre konusu yaptığı mesleki ve teknik eğitime ilişkin mevcut konum alışına göre yapmak durumundayım.

Kuşkusuz sonuç metinlerini gördükten sonra meseleyi daha teferruatlı değerlendirebiliriz.

MEB'in bu tür organizasyonlarda, kendinden menkul bir akredite uygulamak yerine mümkün mertebe geniş katılımlı ve çoğulcu bir davetli topluluğunun arayışı içerisinde olması makul olandır.

Netice itibariyle Milli Eğitim Bakanlığı kızını evlendirmiyor; memleket meselesini tartışmaya açıyor. Dolayısıyla eşi dostu çağıralım anlayışından uzak durup paydaşları çeşitlendiren bir yaklaşım içerisinde olunmalıydı.

Tanzimat'tan günümüze kronik sorunları derinleşerek ve genişleyerek gelen eğitim sistemimiz birilerinden kaçırılan toplantılarla sıhhat arayışına çare üretemez. Mevcut haliyle eğitim sistemi herkesin tespit, teklif ve önerisine muhtaç vaziyettedir. Maalesef şûra toplantılarından alışık olduğumuz kendinden menkul akredite uygulaması bir MEB pratiği olarak II.Eğitim Kongresi'ne de damgasını vurmuş gözüküyor.

Bu durum bence çok önemli olmakla birlikte organizasyona dair bir tespit, dolayısıyla biz ana meseleyi gözden kaçırmayalım.

II.Eğitim Kongresi'nden en azından şu ana kadar kamunun gündemine girmeyi hak edecek bir netice çıkmadığını söyleyebiliriz. Her ne kadar küresel ve bölgesel gelişmeler üzerinden ülkemizin içinden geçmekte olduğu hassas sürecin gündem üzerindeki blokajı aşi karsa da kanaatimce bu durumu salt gündem ile izah mümkün değildir.

Ahmet İnam'ın son şûra toplantısında tespitini yaptığı hâl üzereyiz. Bu hâli tastamam şöyle betimliyordu Ahmet İnam: "Hertoplumun, medeniyetin, geleneğin bir hikâyesi vardır. Hikâyesi olmakla, o hikâyeyi anlatabilmek arasında da bir mesafe vardır. Bizim de bir hikâyemizin olduğundan kimsenin kuşkusu yok ama bu hikâyeyi bırakın anlatabilmeyi henüz bildiğimizi söylemek bile zordur." Yitiğimiz olan bir şeyler var. Onları bulmamız sıhhat bulmak kadar iyi gelecek bizlere. Ancak yitiğimizi bulmak evvela onun ne olduğunu bilmek ve akabinde onu aramak ile mümkün. Türkiye'de eğitim konusunda işin içinde olmayan iki şey varsa işte budur. Hikâyemiz üzerinden düşünmek anlamlı.

Birde dünyanın mevcut ahvali var ki onun Türkiye'de ne kadar hesaba katılıp konu edildiği ortada. II.Eğitim Kongresi mesleki ve teknikeğitimi gündeme almış diyoruz. En azından mevcut duruma ilişkin iki tespitin dillendirilerek tartışılmış olması gerekiyor.

ilki bizde meslek lisesi öğrencilerinin temel eğitimde en düşük performansa sahip öğrenciler olmaları sebebiyle meslek lisesi öğrencileri olmaları gerçeği. Yani sistem içerisinde bir yönlendirme ve planlama ile o okullara gitmiş öğrencilerle karşılaşmıyoruz.

Eğitim sistemimiz içerisinde meslek liseleri, zorunlu eğitimin dayatması ile temel eğitimdeki performanslarıyla hiçbir yere yerleşemeyen öğrenciler için mecburi bir istasyon olarak konumlandırılmış vaziyette. Öte yandan sektörün nitelikli işgücü talebini de karşılamaktan uzak oldukları sektör temsilcilerinin şikâyet konuları arasında yer alıyor.

ikinci tespit ise daha derin ve küresel mahiyette. Sanayi dönemi üretim ve çalışma koşullarının geride bırakıldığı bir düzenek ile karşı karşıyayız. Esnek üretim olarak adlandırılan ve mottosu "Çabuk çabuk öğren, hızlı hızlı unut!" olarak özetlenebilecek bir çalışma sahası var önümüzde.

Sanayi döneminde uzun süreli, güvenceli dolayısıyla istikrarlı bir biçimde kişi ile mesleği arasında kurulan bağ mevcut durumda kopmuştur. Güvenceli çalışma, yeni üretim kültürü için asla üstlenilmemesi gereken bir maliyet olarak adeta şeytan kovar gibi iş hayatından çıkarılmaktadır, istihdam hele ki uzmanlığınıza uygun bir istihdam piyangoda talihli olmak ile eş değer bir konuma gelmiştir. Bu dönem size mesleğinizle bir ömür vadetmiyor! Aksine her günü sizin için belirsiz kılan bir risk alanı içerisine sizi fırlatıyor.

Burada öğrendiklerinizi çabucak unutarak hızlıca yeni şeyleri öğrenmeniz talep ediliyor. Kuşkusuz süreç anlatıldığından zor yaşanıyor. En büyük maliyeti ise Richard Sennet'in yerinde tespitiyle "karakter aşınması". Yeni üretimin ateşli vaizleri, adaptasyon konusunda yaptıkları davetkâr çıkışlarını, koşulların insan üzerindeki tahripkâr sonuçları hakkında sürdürmek hususunda isteksizler. Bunlar kongrede ne ölçüde konuşuldu ve tartışıldı bilmiyorum.

Ancak meselemizin büyüklüğü hakkında bir fikir verebilir kuşkusuz. Platformları ve paydaşları çeşitlendirerek tartışmayı sürdürmeye mecburuz. MEB'in mevcut durumu ise sorumluluğumuzun ağırlığını her gün daha şiddetli bir biçimde bizlere hatırlatıyor.

Ali AYDIN / Milat 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.