'OHAL'e ihtiyaç olduğu kadar devam edeceğiz'

Başbakan Yıldırım Olağanüstü Hal (OHAL) süresini bu ayın 20'sinden geçerli olmak üzere tekrar 3 ay daha uzattıklarını anımsatarak 'Şimdiden

'OHAL'e ihtiyaç olduğu kadar devam edeceğiz'



Başbakan Binali Yıldırım, uluslararası yatırımcıların tereddütlerini gidermek için bu ayın 27'sinde kapsamlı bir toplantı yapacaklarını belirterek, "Dünyanın en büyük yatırımcıları, CEO'ları buraya gelecek. Onlarla konuşacağız, görüşeceğiz. Türkiye'nin kabiliyetlerini anlatacağız." dedi.

Yıldırım, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli ve Maliye Bakanı Naci Ağbal'ın da katılımıyla Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde gazetelerin ekonomi müdürleriyle bir araya gelerek, soruları yanıtladı.

"İstanbul Uluslararası Finans Merkezinde (İFM) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) hizmet binalarının temelleri atıldı. Orada binaların tamam olduğundan fakat işin mevzuat tarafında pek birşey olmadığından bahsedildi. Bu tür finans merkezlerine özel teşvik ve düzenlemelerle ilgili henüz bizde bir hazırlık yok" şeklindeki yorum üzerine Yıldırım, "Binalar yapılıncaya kadar biz 10 sefer yaparız onu. Hele bakalım yapıyorlar mı görelim. Daha temeldeler, fazla çıkan yok." diye konuştu.

Yıldırım, İFM konusunda eylem planının belirlendiğini ve master çalışmasının yapıldığını anımsatarak, bu işin hikayesinin yeni olmadığını, 2009'dan itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuya çok önem verdiğini, hatta bazı kurumların biraz gönülsüz davrandığını, sonradan buraya yöneldiğini anlattı.

Türkiye'nin ticari başkentinin İstanbul, resmi başkentinin Ankara, turizm başkentinin Antalya ve İzmir gibi şehirler olduğunu ifade eden Yıldırım, İzmir'e "ihracatın başkenti" de denilebileceğini, bütün şehirlerin önemli olduğunu, ancak dışarıya kapıları açılan şehirlerin bu özelliklerinin kendilerini daha önemli hale getirdiğini aktardı.

Yıldırım, bazı şehirlerin öne çıkan özelliklerinden bahsederek, İzmir'in, Birinci İktisat Kongresi'nin daha Cumhuriyet kurulmadan önce yapıldığı, uluslararası şirketlerin ilk merkezlerinin olduğu, fuarcılığın Türkiye'de ilk başladığı şehir olduğunu, çok farklı özelliklerinin bulunduğunu söyledi.

Başbakan Yıldırım, İFM'nin yasal sürecinin neyi kapsayacağına ilişkin, şu ifadeleri kullandı:

"Daha ziyade oraya getirecek cazibe... Şartlar ne olacak, buraya adamlar neden gelsin yerleşsin? Bir farkı varsa gelip yerleşecek. Yoksa neden gelsin. Amerika gibi, bir tane teröristin nüfus kağıdında Suudlu yazıyor diye faturayı Suudi Arabistan'a keserse insanların aklını başına alıp artık böyle abuk sabuk işler yapılmayan yerlere gitmesi lazım. Böyle bir aptalca iş olur mu? Ne o 'ben güçlü devletim'... Amerika kimliği olan, bir yerde bir katliam yapanın hesabını Amerika'dan mı soracağız? Bu mantığa göre öyle olması lazım. Ben öyle anlıyorum. Bu evrensel hukuka da aykırı, hiçbir kurala sığmaz. 'ben güçlüyüm, istediğimi yaparım'. Başkalarının silah zoruyla yaptığını, bunlar mevzuat düzenlemesiyle yapmaya çalışıyor. İkisi de aynı kapıya çıkıyor. Zaten Obama da çok uğraştı durdurmak için ama gücü yetmedi.

Dolayısıyla uluslararası finans sektörü, yatırımcılar, bu örnekleri gördükten sonra eminim ki daha güvenli yerlere gelecekler ve tercih edeceklerdir. Biz buna hazırlıklı olmak için bu finans merkezi projesine hız veriyoruz. Burası 50 bin çalışan olacak. Günübirlik gelip gidenlerle birlikte 80 bin kişi burada, yani küçük ölçekli bir şehir. Bayburt'tan daha büyük, hatta iki katı."

Yıldırım, İFM ile ilgili vergisel bir düzenleme olup olmayacağına ilişkin de, "Maliye Bakanlığına görev verdik. Maliye Bakanı çalışacak, getirecek. Ekonomi Koordinasyon Kurulunda (EKK) da son şeklini vereceğiz. İşin hazırlığı tamamlanmadan açıklamak yanlış olur, olgunlaşması lazım. Kamuoyu ile bir şey paylaştığımız zaman onun dönüşü olmaz. Gerekli hazırlığı tamamlamadan söyleyecek her şey yatırımcıyı yanıltmak olur, güven kaybına neden olabilir." ifadelerini kullandı.

- "Faizler düşmeye, ekonomi istihdam üretmeye devam ediyor"

Yıldırım, bir gazetecinin, "Dışarıdaki ve içerideki gelişmeler nedeniyle finansal piyasalar biraz bozuldu. Dolarda ve petrol fiyatlarında biraz yükseliş görüldü. Bu, makroekonomik anlamda Türkiye'nin dengelerini nasıl etkiler, bu konuda herhangi bir tedbir düşünüyor musunuz?" şeklindeki sorusuna karşılık, herkeste sorun varsa bu durumun sorun olmaktan çıktığını, başkalarında sorun yokken kendilerinde olmaları durumunda bir şeylerin yapılması gerektiğini, küresel krizin 2008'den beri devam ettiği bildirdi.

Lehmann Brothers'ın çöküşünden bu yana dünyada güven bunalımı yaşandığını dile getiren Yıldırım, "Güven nerede başladı? Kaynağa erişmeden başladı. Kaynağa erişmede güven başlayınca küresel ticaretin finansmanı zorlaştı. Küresel ticaretin finansmanı zorlaşınca küresel ekonomide daralma başladı. O daralma hala devam ediyor. Yani büyüme var ama göreceli olarak bir önceki yıla göre azalarak devam ediyor. Bu bir anlamda yerinde sayıyor." diye konuştu.

Yıldırım, Çin ve Hindistan'ın da büyümelerinin yavaşlamaya başladığını, bütün dünyayı taşıyacak hallerinin olmadığını kaydederek, bu meselenin küresel olduğunu, Türkiye'nin bu şartlar altındaki ilerleyişinin hala iyi olduğunu anlattı.

Küresel krizin Türkiye'yi teğet geçtiğini aktaran Yıldırım, bu dönemde yatırımları hızlandırdıklarını ve yatırımlara ayırdıkları bütçeyi ayırdıklarını ifade etti.

Yıldırım, "Küresel bir durgunluk varsa sizin yapacağınız iç piyasanızı, iç ekonominizi hareketlendirmektir. O projeler, yol, okul, hastane, hızlı tren, havaalanı, tüneller, köprüler gibi projeler piyasayı canlı tuttu. Bizde, 'ekonomide kriz var' algısını kırdı. Hatta ekonomimiz canlı iyi, herkes çalışıyor, makineler vızır vızır geliyor, her yerde hareket var. 3 bin 790 şantiyeyi açık tuttuk. 2009'da, krizin en yoğun olduğunda." değerlendirmesinde bulundu.

Faizlerin düşmeye, ekonominin istihdam üretmeye devam ettiğini dile getiren Yıldırım, dolardaki yükselişin genel olduğunu bildirdi.

- "Körfez ülkeleri, Türkiye'ye uzun vadeli yatırım yapmak istiyor"

Yıldırım, "11 Eylül terör saldırısı ile Suudi Arabistan arasında Amerika'da ilişki kurulunca, bu konuda çok daha kolaylaştırıcı mevzuatla Türkiye'ye somut bir yatırım geleceğine dair işaret görüyor musunuz özellikle Körfez ülkelerinden?" şeklindeki soru üzerine, şunları söyledi:

"Körfez ülkeleri 2 türlü geliyorlar. Bir Türkiye'de uzun vadeli gerçek yatırım yapmak istiyorlar. Türkiye'de devam eden projeler var, devletin elinde, özelleştirme kapsamında. Bunlara gelip para yatırıp, Elbistan gibi, telekom sektörü, limancılık, petro-kimya sektörü gibi, bu tip sektörlere uzun vadeli yatırım yapmak istiyorlar. Bunun yanı sıra katılım bankacılığında ortaklık yapmak isteyen var. Ayrıca şu an yeni kurduğumuz Türkiye Varlık Fonu'na da aktif katılım düşünceleri var. Bu konuda görüşmelerimiz devam ediyor. İlgili bakanlıklarımız, Yatırım Promosyon Ajansımız görüşüyor.

Madencilik sektörüne de ilgi duyuyorlar. Bir sıcak portföy yatırımları var, bir de uzun vadeli kalıcı yatırımlar var. Biz daha ziyade kalıcı, istihdam oluşturan, üretim yapan, cari açığımıza olumlu katkı sağlayacak yatırımları tercih ediyoruz. Portföy yatırımları da olabilir, ona da bir mani yok. biz uzun vadelileri tercih ediyoruz."

- "Ekonomide son çeyrekte iyileşme olacak"

Yıldırım, son çeyrekte, teşviklerin de devreye girmesiyle, ekonomiye ve büyüme rakamlarına ilişkin beklentilerinin sorulması üzerine, 2016 yılı göstergelerini, büyümeyi yüzde 3,2, enflasyonu yüzde 7,5 olarak açıkladıklarını anımsattı.

Başbakan Yıldırım, "Son çeyrekte iyileşme olacak. Yani şu an önümüzdeki göstergeler bu yönde. Ben biraz emniyetli bir sahada olmanın daha doğru, daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum. Biz işimizi kış tutalım da yaz gelirse bahtımıza. Bu anlayışla yüzde 3,5 çıkarsa, 'tahminlerin üzerinde çıktı' deriz. Başka kuruluşlar da 3,3 diyen var, 2,9 diyen var. İhtiyatı elden bırakmamak, yanlış beyan vermemek lazım" diye konuştu.

Bir gazetecinin, "Cumhuriyet tarihinin en iyi düşünülmüş yatırım paketi açıklandı Doğu için. Ancak yerli girişimciler, 'Huzur, güven gelsin öyle yapacağız' diyorlar. Hala bunlar yetmez finansmana erişim noktasında dertleri olduklarını söylüyorlar. Dışarıdakilerden daha tedbirliler. Sanki bir şey bekliyormuş gibi. Bunun da bir çıkmaz olduğunu, sanki hükümetin buna karşı bir tedbir alması gerektiğini düşünüyorum." şeklindeki değerlendirme üzerine Yıldırım, "Huzur mezarlıkta. Var mı, yok mu onu da bilmiyoruz. Onların dünyasına giremediğimiz için. Huzur göreceli bir şey." dedi.

Yıldırım, "Türkiye'de huzur yok" denilmesinin çok büyük haksızlık olacağını belirterek, bir süreden beri Türkiye aleyhine bir algı operasyonu yürütüldüğünü söyledi.

Toplantıdan önce 58 ülkeden sendika örgütlerinin başkanlarıyla konuştuğunu anlatan Yıldırım, "Adamlar, 'Bize anlatılan Türkiye ile gördüğümüz Türkiye arasında taban tabana zıtlık var. Buraya gelmeden CNN, diğer uluslararası kanallar 'Türkiye'de savaş var, Türkiye'de kimyasal silah kullanılıyor, Türkiye'de insanlar öldürülüyor' filan.. Ben geldim baktım, böyle bir şey yok Türkiye'de. Gördüğüm Türkiye ile anlatılan arasında şaşırdım kaldım.' diyor." dedi.

Yıldırım, Suriye, Irak, Musul meselesi gibi olayların Türkiye etrafında cereyan ettiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Dolayısıyla risk hesabını belki yabancılar bunun üzerine kurgulayabilir. Türkiye bir 15 Temmuz darbesi yaşadı. Türkiye terörle mücadelesini sürdürüyor ama bütün bunlara rağmen Çin ve Hindistan'ı çıkarırsak Türkiye hala bu düşük büyüme oranıyla bile dünya ortalamasının üzerinde. Bunu görmemiz lazım. Ülkemize haksızlık edemeyiz. Türkiye birçok ülkeden daha yatırım yapmaya uygun ve daha iyi şartları sağlayan bir ülke. Buradaki algıyı değiştirmek de bizim görevimiz. Olgu ile algı arasında fark var. Biz bir bağımsızlık mücadelesi veriyoruz. DEAŞ ile mücadele ediyoruz. PKK ile mücadele ediyoruz. Niye? Ülkemizin bölünmesine, parçalanmasına meydan vermemek, milletimizin birliğini, beraberliğini sağlamak ve demokrasimizi ayakta tutmak için. Bu mücadele, bugünün mücadelesi değil, 40 yıldır devam eden bir mücadele. Siz bu mücadeleyi dışarıda kapı kapı gezip 'Türkiye'de insanlar öldürülüyor' diye kara propaganda yaparsanız, o zaman bu ülkenin istikrarına değil, bu ülkenin algısının bozulmasına hizmet etmiş olursunuz. Böyle bir sorunumuz var. Dolayısıyla biz de bütün bakanlarımız da bu yanlış, maksatlı algıyı değiştirmek için gerekli çalışmaları yapıyor. Gidiyorlar, ilgili ülkelerde gerçekleri anlatıyorlar."

- "Yatırımlara hız kesmeden devam edeceğiz"

Yıldırım, 2016 yılı için bütçeyi 60 milyar lira öngördüklerini, bu rakamın 2017'de ise 77,5 milyar lira civarında olacağını ifade ederek, "Bu sadece genel bütçeden ayırdığımız pay. Buna diğer finans yollarıyla yapılan yatırımlar dahil değil. Kaldı ki bu toplam yatırımın yüzde 30'u sadece." dedi.

Bütçe rakamlarının, genelde enflasyon oranında artırıldığını, yatırımların ise bir önceki yıla göre yüzde 30 yükseltildiğini anlatan Yıldırım, bunun da gerçek ekonomi, uzun vadeli doğrudan yatırımlar ve büyümeye ne kadar önem verdiklerini gösterdiğini söyledi.

Yıldırım, ulaştırma, eğitim, altyapı, sağlık gibi yatırımlara hız kesmeden devam edeceklerini vurgulayarak, Doğu ve Güneydoğu'da 23 ili cazibe merkezi haline getireceklerini, burada yatırım yapmaları için özel sektörü her konuda destekleyeceklerini anlattı.

Yatırımcının tereddütlerini gidermek için bu ayın 27'sinde kapsamlı bir toplantı yapacaklarından bahseden Yıldırım, "Dünyanın en büyük yatırımcıları, CEO'ları buraya gelecek. Onlarla konuşacağız, görüşeceğiz. Türkiye'nin kabiliyetlerini anlatacağız. Burada iyileştirmemiz gereken bir konu var; süreçleri hızlandırma, bürokrasiyi azaltma. Ekonomi, yatırım ve teşviklerle ilgili çok güzel kararlar aldık. Bir yandan FETÖ'cüler darbe yaparken, biz reformlar yaptık. Bu ekonomik işlere yoğunlaşırken, reformlara çalışırken onlar da darbeye çalışmış. Biraz ara verdik, onların işini hallettik, sonra devam ettik. Reformlar devam ediyor, biz bir teneffüs vermek zorunda kaldık. 16'sında da İstanbul'da EKK yapılacak." diye konuştu.

Yıldırım, "Bu ayın 27'sinde gerçekleştirilecek toplantıya kaç kişi bekleniyor?" sorusu karşısında da "O sayıyı sınırlı tuttuk, yaklaşık 21-22 kişi. Çok geniş tutmuyoruz. Bunlar global şirket CEO'ları ve çok büyük yatırımcılar. Amerikalı da var, her taraftan var. Farklı sektörlerden seçim yaptık." dedi.

- "OHAL'e ihtiyaç olduğu kadar devam edeceğiz"

Başbakan Yıldırım, Olağanüstü Hal (OHAL) süresini bu ayın 20'sinden geçerli olmak üzere tekrar 3 ay daha uzattıklarını anımsatarak, "Şimdiden 'Tekrar uzar mı, uzamaz mı?' diye bir şey söylemek çok sağlıklı olmaz. İhtiyaç olduğu kadar devam edeceğiz. OHAL'i biz kendimize ilan ettik, vatandaşa değil. Biz bu darbenin etkilerini ortadan kaldırmak, bir daha darbe oluşumuna imkan vermemek için OHAL mekanizmasını işletiyoruz. Yoksa hayat devam ediyor. İnsanların iş tutmalarına, iş yapmalarına, ticaretine, yatırımına yönelik bir düzenleme yok." ifadelerini kullandı.

"Türkiye'de en önemli risk olarak neyi görüyorsunuz? Ekonomik tabanlı riskler mi yoksa bölgedeki sorunlar mı?" sorunu Yıldırım, şöyle yanıtladı:

"Bir kere ekonomiyle ilgili zerre kadar kuşkumuz, tereddüdümüz yok. Bunu bilin. Ekonomimize güveniyoruz, ekonominin temelleri kuvvetli ama bu ekonomiyle ilgili bir şey yapmayacağız anlamına gelmiyor. Burada da yapacağımız işler var. Ekonomi sağlam ama ekonomik hayatın canlılığını artırmak, insanları yatırıma daha fazla sevk etmek için yapacağımız çok şey var. Dışarıdan saldırılara karşı bizim ekonomimiz diz çökmez ancak içerideki tereddütleri ortadan kaldırmamız lazım. Piyasaların daha hareketlenmesi, dolayısıyla büyümenin oransal olarak daha fazla artması için buna ihtiyacımız var. Bölgesel istikrarsızlıklar ve sınırlı da olsa terörle mücadele tabii ki ekonomideki hareketliliği de kabul etmemiz lazım olumsuz etkiliyor. Bunu da gözardı edemeyiz. O yüzden de terörle mücadeleyi ve güney hudutlarımızın güvenlik altına alınması, orada yaşayan vatandaşlarımızın can ve mal emniyetinin sağlanması önem arz ediyor."

-"Zaman ekonomisini dikkate alan bir yol benimsiyoruz"

Yıldırım, ekonominin duran bir şey dolmadığını, sürekli ihtiyaçlara göre yeni kararlar alınması gerektiğini belirterek, bu yüzden de yapısal reformlarla kamudaki bazı "hantal" süreçleri gözden geçirip, zaman ekonomisini de dikkate alan bir yol benimsediklerini kaydetti.

Bu kapsamda bilirkişi müessesesini yeniden tanımladıklarını aktaran Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bilirkişilik konusu yargılamada sorun çözen değil, sorunları daha da artıran bir hal aldı. Bunu değiştiriyoruz Mecliste. Teminatlar konusu... Piyasada hafif bir yavaşlama olduğunda bankalar hemen frene basma eğilimine gidiyor. Düşünebiliyor musunuz, siz banka müdürüsünüz, kredi veriyorsunuz, kredi verdiğiniz şirket 10 yıl sonra çekini ödeyememiş. Sana gelip soruyorlar, 'Siz bu adama kredi verdiniz, bak çekini ödeyemiyor.' Sizden hesap soruyor. Böyle saçma sapan bir şey olur mu? Bunlar bize 2000-2001 krizlerinin mirası. Her krizden sonra maalesef bir abanıyoruz ve elimizi kolumuzu bağlıyoruz. Kazalardan sonra böyle oluyor, ekonomik krizlerden sonra böyle oluyor. Yani ifrat ile tefrit arasında gidip geliyoruz. Halbuki daha aklı selim davranmak lazım. Bunu kaldıracağız şimdi, böyle bir şey olmayacak. Sen kredi verdiğinde durumu iyiydi. Gerekli istihbaratı yaptın, teminatı aldın, krediyi verdin. Sonra bir gün geldi adamın işleri bozuldu. Hadi gel kardeşim sen niye kredi verdin.... Bunu düzeltiyoruz."

Patent yasasının da önemli bir açılım yapacağını dile getiren Yıldırım, "Gelir-vergi reformu var. Maliye çalışıyor yıllardır ama 'Elimizdekilerden bir kısmı gider mi?' diye tereddüt ediyorlar. 'Elimizdekileri kaçırır mıyız?' diye. Onlar da çok emniyetli gidiyor. Risk almadan bir şey olmaz. Şimdi diyoruz ki maliyecilere 'Osmangazi Köprüsü'nün KDV'sini yüzde 80 yapalım, pahalı. 'Efendim olmaz, gelir kaybı olur.' Ya bu köprüyü açmadığımız zaman gelir mi var? Köprü yok, geçen de yok, kavga da yok. Maliye Bakanlığı demiyorum bakın, bu bürokratlar. Haksızlık etmeyelim. Köprüyü yaptık, 'Geçerken vergiyi 18 mi alalım 8 mi alalım? Sağ olsun Maliye Bakanı tereddüt etmedi. 'Hiç olmamasındansa yüzde 8 iyidir' dedi." şeklinde konuştu.

- "(Osmangazi Köprüsü) Şu anda bizim öngördüğümüz trafiğin üzerindeyiz"

Başbakan Yıldırım, "Osmangazi Köprüsü Çok fazla tercih edilmiyor gibi" denilmesi üzerine, "Şu anda bizim öngördüğümüz trafiğin üzerindeyiz. Problem yok." ifadelerini kullandı. Geçiş ücretlerinin biraz daha cazip hale getirilip getirilemeyeceğinin sorulması üzerine de Yıldırım, şunları kaydetti:

"Zaman ekonomisi diye bir şey var. En pahalı hizmet olmayan hizmettir. Her hizmetin bir bedeli vardır. Adamlar bu köprü için 18 milyar para harcıyor. Bunu biz bütçeden yapabilir miydik? 50 senedir konuşuyor muyuz? Yapamıyoruz ama. 36 ayda yaptık. 36 ayda biz bunun bürokrasini, muamelesini bitiremezdik. Pahalı mı oldu, ucuz mu oldu, az mı verdik, çok mu verdik... Bu Türkiye'nin bir kazanımıdır. Dolaşacaksınız Körfez'i 2 saat. 2 saatte ben Balıkesir'e gidiyorum. 1 saatte Bursa'ya gidiyorum. Üstelik de ülkemize bir prestijdir. Adam geliyor, diyor 'Şuraya bak. Yok Türkiye'de savaş var. Şu Köprülere bak, Marmaray'a bak, dünyanın en büyük havalimanına bak.' Haksızlık ediliyor bu ülkeye. Hasetlik ediyorlar. Bu projeleri biz niye yapamadık diye hayıflanıyorlar. Hayıflanınca da bazen de kızıp karalama yapıyorlar. Yapsınlar önemli değil. Osmangazi Köprüsü ve İzmir Otoyolunun toplam bedeli Türkiye'nin 1950 yılındaki bir yıllık gayrisafi milli gelirine eşit. Bunların toplam bedeli finans maliyetiyle 9 küsür milyar dolar. Ana para 6,5 milyar dolar."

Başbakan Binali Yıldırım, "Trafik nedeniyle biraz üste para veriyor muyuz?" sorusunu da "Vereceğiz tabii. Birkaç yıl bir miktar vereceğiz. Üste para vermezsen 40 yılda amorti ediyor kendini, o zaman da kimse girmiyor bu işe. Bir nesil değişiyor, ne yapayım ben görmeyince. Bu şekilde yapımla beraber 22 yıl. Yavuz Selim yapım dahil 11 yıl, 3 yıl yapım süresini düşünce 8 yıl kalıyor. 8 yıl işletecek, devlete verecek." şeklinde yanıtladı.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.