Kamuda neşter vurulması gereken dokuz sorun

Kamuda neşter vurulması gereken dokuz sorun

Ahmet Ünlü'nün gazetedeki yazısı

1- Liyakatsiz atamalar ya da işportacı yöneticiler sorunu

Kamudaki en temel sorunlardan birisi artarak devam eden liyakatsiz atamalardır.

Kamu yönetiminde liyakatin yerini işportacı yönetici tarzının aldığını bu köşede

yazıp duruyoruz. Günümüzün devlet yapısını kemiren bu hastalığı Koçi Bey yıllar

önce dile getirmiştir. Liyakat, yönetimin vazgeçme lüksünün olamayacağı en temel

ilkesidir. Nitekim 657 sayılı Kanun'un üç temel ilkesinden birisi de liyakattir.

Ancak, devlet yönetimindeki en temel unsur olan liyakat giderek istisna haline

gelmeye başlamıştır. Son derece objektif bir kavram olan liyakat yerine, benim

liyakatlim senin liyakatlin gündeme gelirse ortaya işportacı yönetici modelinin

çıkması kaçınılmazdır. Herkesin ısrarla liyakat demesine rağmen bu ilkenin niçin

bu kadar yerlerde süründüğünün en temel nedeni bu anlayıştır. Liyakat olmadan

kamu yönetiminde hiçbir sorunun çözülemeyeceğini kesinlikle bilmemiz gerekiyor.

2- En az 37 yıl önce hazırlanan personel mevzuatı güncellenmelidir

Personelle ilgili mevzuata baktığımızda büyük çoğunluğunun 1982-1984 tarihleri

arasında yürürlüğe girdiğini görürüz. Düşünün ki 21'inci yüzyılda 1980'lerin

anlayışıyla personeli yönetmeye çalışıyorsunuz ve bundan da hiçbir rahatsızlığınız

yok. Üzücü olan husus ise bu durumun maalesef sorgulanmasının dahi yapılmamasıdır.

Eğer, kamu personel reformu yapalım ondan sonra bunları düzeltelim, derseniz

çok ciddi bir hata yapmış olursunuz. Zira reformun ne boyutları hakkında bilgimiz

var ne de içeriği hakkında. Dolayısıyla gördüğümüz aksaklıkları biran önce düzeltmeliyiz.

Kaldı ki yapacağımız birçok düzenleme reformun bir boyutunu oluşturacak ve reformu

daha kolay yapmamızı sağlayacaktır.

3- Memurların fiili hale gelen grev uygulaması düzeltilmelidir

Memurların sendikalarca zaman zaman greve katılmaya çağrıldığı ve bu karara

uyan memurlar hakkında da çeşitli disiplin cezaları verildiği bilinen bir gerçektir.

Danıştay kararları uyarınca, sendikaların eylem çağrısına katılarak işe gelmeyen

memurlara verilen disiplin cezaları yargıdan dönmektedir. Danıştay'ın değişik

zamanlarda vermiş olduğu bu yöndeki kararları daha önce de tanımladığımız üzere

bir anlamda fiilen greve izin veren bir karar halini almıştır. Öyle ki Danıştay'ın

vermiş olduğu bu kararların etkileri çok net bir şekilde görülmeye başlamıştır.

Öyle ki karayolu, sağlık, maliye gibi birçok alandaki grevler nedeniyle memurların

işi yavaşlatması veya işin durdurulması nedeniyle büyük mağduriyetler ortaya

çıkmakta ve nihayetinde fatura vatandaşa yüklenmektedir. Nitekim Gezi Parkı

eylemi neticesinde gerçekleştirilen grev kararları farklı bir boyuta taşınmış

ve başkaldırı görüntüsü oluşturmuştur. Yani ideolojik boyutu daha ağır basmıştır.

Dolayısıyla benzeri kalkışmalarda da aynı yönde hareket edileceği bilinmelidir.

Diğer yandan, 657 sayılı Kanun'un 125/E-a maddesinde; ideolojik veya siyasi

amaçlarla kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal,

kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere

katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik

etmek veya yardımda bulunmanın memuriyetten çıkarma cezası ile cezalandırılacağı

hükme bağlanmıştır. Bu açık hükme rağmen Danıştay Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

kararları doğrultusunda alınan grev kararına katılan memurlara ceza verilemeyeceğine

hükmetmiştir. Bu sorunların asgariye indirilebilmesi amacıyla, sorunun tüm boyutları

ile incelenerek Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nda gerekli

düzenlemeler yapılmalıdır. Fiili hale gelen memur grevinin yasal olarak imkansız

hale getirilmesi ya da yasal boyuta kavuşturulmaması halinde başka kanunsuzluklara

zemin hazırlayacağında kuşku yoktur. Hukuk devletinde her bastıranın fiili durum

oluşturması kabul edilebilir bir durum değildir ve olmamalıdır da.

4- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması memur güvencesinin zirvesi haline gelmiştir.

Kamu kurumlarının bu konuda ciddi sıkıntılar içerisine girdiğini belirtmemiz

gerekir. Haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde karar verilen

kişilerin memuriyetlerine hiçbir şey olmamaktadır. Ancak, ilgililer hakkında

disiplin yönünden işlem yapılabilmektedir. Şayet ilgililer hakkında disiplin

zamanaşımı dolmuşsa o takdirde yapılacak bir şey de yoktur. Bu konuda acilen

çözüm üretilmesi gerekmekte olup, 657 sayılı Kanun'un 48/A-5'inci maddesi ile

125'inci maddesinde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

5- Kurumların delisi haline gelenlere çözüm üretilmelidir

Bazen çok büyük suçlar işleyen memurlar, aşırı iş güvencesi nedeniyle kamu



düzenini adeta bozmaya zorlanmaktadır. Bazı kurumlarda adeta kurumun delisi

haline gelmiş kişiler dahi oluşmuştur. Hatta zaman zaman almayı unuttuğu ilaçlar

nedeniyle ortalığı birbirine katan birçok memur re'sen emekliye dahi sevk edilememektedir.

Adeta kamu kurumları bu tür personellere katlanmak zorunda bırakılmıştır. Dolayısıyla

kamu hizmetlerinde etkinliği sağlamak istiyorsak gerekli düzenlemeleri acilen

yapmak zorundayız. Kaldı ki bu tür düzenlemeler hem iktidarın hem de muhalefetin

en kolay uzlaşacağı konular arasındadır. Yine bu konularda memur sendikalarının

da gerekli desteği vereceğini düşünüyoruz.

6- Kasten iş yapmayan ve yapmamakta ısrar edenlere çözüm üretilmelidir

657 sayılı Kanun kapsamında görev yapan hiçbir memurun iş yapmadığı için ya

da beceriksiz olduğu için görevine son verildiği vaki değildir. En kötü ihtimalle

bu tür memurlara hiçbir iş verilmez. Hatta öyle bir noktaya gelinmiştir ki,

hiçbir amir bu tür memurlara iş vermek dahi istememektedir. Çünkü, verilen işin

peşinde koşmak gerekir, zamanında ve istenilen kalitede de bitirilmez. Nihayetinde

amir bu tür personele iş vermekten illallah eder ve işi kendisi yapmaya karar

verir ama bu personele hiçbir şey yapılamaz. Çünkü, 657 sayılı Kanun'un disiplin

cezalarını düzenleyen 125'inci maddesinde beceriksizlik ya da niteliksiz iş

yapmanın hiçbir yaptırımı yoktur. Dolayısıyla bu sorunun da acilen çözüme kavuşturulması

gerekmektedir.

7- Bankamatik memurlarına çözüm üretilmelidir

Hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği durum, asgari ücretle geçimini sağlayan milyonlarca

insanın yanında, iş yapmadan çok yüksek ücret alan binlerce personelin bulunmasıdır.

Ancak, bu durumu kamu kesiminde sıklıkla görüyoruz. Hem de yüksek ücret alan

personel grubunda işe gitmeden maaş alma sıklıkla görülmektedir. Ayrıca bu tür

personelin işe gelmesi dahi istenmemektedir. Haksızlık yapmayalım. Bir grup

personel iş yapmak istediği halde yaptırılmamakta, bir gruba ise hiçbir şekilde

iş yaptırılamamaktadır. Bu soruna çözüm bulunmadan yeni bir personel sistemi

kurmak oldukça zordur. Kurumuna en az on yıl gelmediği halde halen yüksek maaş

alan personel olduğunu söylersek abartmış olmayız. 703 sayılı KHK bu sorunu

kısmen çözse de asıl sorun hala yerinde durmaktadır.

8- Eşit olmayan işe eşit ücret sorunu çözülmelidir

Eşit işe eşit ücret hem kamuda hem de özel sektörde her zaman arzulanan bir

uygulama olmuştur. 666 sayılı KHK ile birlikte aynı unvanlı personele aynı ücret

verilmeye başlanması ücret eşitliği getirmekle birlikte adaleti sağlayamamıştır.

666 sayılı KHK ile getirilen uygulama ücret adaletini büyük oranda zedelemiştir.

Hatta aynı işi yapan ama farklı zamanlarda göreve başlayanlar arasında dahi

ücret farkı oluşturmuştur.

Diğer yandan, getirilen uygulamayla çalışma koşulları açısından son derece

sıkıntılı birimlerde çalışan personelle çalışma ortamı son derece rahat olan

personel aynı ücreti alır hale gelmiştir. Halbuki her işin doğası gereği farklılık

arz etmesi bilinen bir gerçektir. Bu nedenle işin yoğunluğu, riski vb. objektif

kıstaslar dikkate alınarak yoğun çalışma gerektiren birimlerde çalışan personelle

işi az olan yerlerde çalışan personel arasında bir ayrım yapılması kaçınılmazdır.

Aksi takdirde eşitlik yapayım derken ciddi bir adaletsizliğe kapı aralarız.

Niteliği ve çalışma şartları bakımından güç olan işlerde çalışanlara ödenen

iş güçlüğü zammı üzerinde yapılacak bir çalışma ile adil bir düzenleme yapılabilir.

Zaten yan ödeme kararnamesinde bu ödemelerin adı, iş güçlüğü zammı (Niteliği

ve çalışma şartları bakımından güç olan işlerde çalışanlara verilmektedir) olarak

belirlenmiştir. Önemli olan bu ödemenin sembolik olmaktan çıkarılarak işlevsel

hale getirilmesidir.

9- Kurumlar arası becayiş yapamama sorunu çözülmelidir

Kamuda çalışan personelin nakil sıkıntısını giderecek en önemli iyileştirme

kurumlar arası becayişe imkan verecek kanuni düzenleme yapılmasıdır. Böyle bir

imkanın olması halinde taşra teşkilatı olmayıp da eş durumu nedeniyle nakil

yapamayan bir çok personelin sıkıntısı ortadan kalkacaktır. Becayiş kararı atamaya

yetkili amirlerin takdirinde olduğu için hiçbir sıkıntı da çıkmayacaktır ve

personelin yaşamak zorunda olduğu büyük bir sıkıntı ortadan kalkacaktır. Kurumlar

arası becayişe imkan tanınması halinde bu işin Devlet Personel Başkanlığı'nın

koordinasyonunda yapılması en doğru yol olacaktır. Çünkü talepler ve eşleştirmelerin

tek bir merkezden yapılması uygulamayı kolaylaştıracaktır. Önemli olan husus

kriterlerin sağlam belirlenmesidir. Ümit ederiz ki hiçbir maliyeti olmayan böyle

bir düzenlemeye birisi sahip çıkar da büyük bir sorun kendiliğinden çözülür.

Ahmet Ünlü

Güncelleme Tarihi: 24 Şubat 2019, 14:39



YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

izmit escort

Haberler
Personel Sağlık
Personel Meb
Hemşire Forması