OHAL Komisyon Sonrası İlk Mahkeme Kararı!

OHAL Komisyon Sonrası İlk Mahkeme Kararı!

T.C.

ANKARA

20. İDARE MAHKEMESİ

ESAS NO : 2018/274

KARAR NO : 2018/970

DAVACI VEKİLİ: AV. ERŞAN CANSEVEN

Ragıp Tüzün Mahallesi Anıl Sokak No:60 Yenimahalle/ANKARA : SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI/ANKARA

DAVALI VEKİLİ: ….

DAVANIN KONUSU : Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü emrinde veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapmakta iken 01/09/2016 tarih ve 29818 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin "Kamu personeline ilişkin tedbirler" başlıklı 2'inci maddesine ekli listede isminin yer alması nedeniyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yapılan başvurunun reddine ilişkin 26/01/2018 tarih ve 2018/2749 sayılı işleminin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kalındığı iddia olunan parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Davacı vekili tarafından, müvekkilinin ByLock programını

kullanmadığı,FETÖ/PDY örgütü ile herhangi bir ilişkisinin olmadığı, söz konusu örgütün dershanesine gitmediği, yurtlarında kalmadığı, okullarında eğitim almadığı, ihracına ilişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin amaç, konuve süre bakımından hukuka aykırı olduğu gibiAnayasaya da aykırı olduğu, mahkumiyetine ilişkin ceza mahkemesi kararının kesinleşmediği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinin ihlal edildiği, Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen istihbari nitelikteki bilgilerin delil olarak kullanılamayacağı, ömür boyu kamu görevinde çalışamama gibi son derece ağır ve sivil ölüme yol açan bir ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğu, mülkiyet hakkının ihlal edildiği, savunma alınmaksızın tesis edilen işlemin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesine aykırı olduğu, yaşam ve eğitim hakkının ihlal edildiği, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi ile eşitlik ilkesine aykırı hareket edildiğiileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, 15.07.2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde örgütlenmiş olan FETÖ/PDY mensupları tarafından demokratik anayasal düzenin cebir ve şiddet kullanılarak ortadan kaldırılmaya çalışıldığı, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak süretiyle Anayasa'da düzenlenen sadakat yükümünü ihlal ettiği ve anılan örgütle ilişkisi ortaya konan davacının ihracına ilişkinKanun Hükmünde Kararname'ye yapılan itirazın reddine dairOlağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kararında hukuka aykırılığın bulunmadığı savunulmaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Ankara 20. İdare Mahkemesi'nce davacı vekili tarafından yöneltilen Anayasa aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A-Dava Konusu Uyuşmazlığa İlişkin Mevzuat:

1-           Anayasanın Başlangıç bölümünün ilgili kısımları şöyledir:

Anayasa, ...

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin ... karşısında korunma göremeyeceği ...

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Anayasanın “Cumhuriyetin nitelikleri” başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Türkiye Cumhuriyeti, ... insan haklarına saygılı, ... başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

2-           Anayasanın “Devletin temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin

bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

3-           Anayasanın “Egemenlik” başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”

4-           Anayasanın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesi şu şekildedir:

" Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

(Ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

(Ek fıkra: 7/5/2010-5982/1 md.) Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (...) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

5-           Anayasanın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" 11. maddesi şu şekildedir:

" Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."

6-           Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi şöyledir: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

7-           Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

8-           Anayasanın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. maddesi şu şekildedir;

"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Mülga üçüncü cümle: 3/10/2001-4709/5 md.) (...)

(Değişik fıkra: 3/10/2001-4709/5 md.) Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

9-           Anayasanın "Hizmete girme" başlıklı 70. maddesi şu şekildedir:

"Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir.

Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

10-         Anayasanın 129. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:

"Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler...”

11-         7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin birinci fıkrasında, "Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur." Hükmüne yer verilmiştir.

7075 sayılı Kanunun 11. maddesinde, komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara İdare Mahkemelerinde ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluş aleyhine iptal davası açılabileceği kuralına yer verilmiştir.

12-         7080 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan;

a)           Ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden,

b)           Ekli (2) sayılı listede yer alan kişiler Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından,

c)            Ekli (3) sayılı listede yer alan kişiler Jandarma Genel Komutanlığı teşkilatından,

ç) Ekli (4) sayılı listede yer alan kişiler Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilatından,

başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir" hükmü yer almaktadır.

B-Olaylar ve Olgular:

1-           Davacı, gerekli aşamaları geçerek veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak atanmış veAnkara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü bünyesinde görev yapmıştır.

2-           15/07/2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsü sonrasında Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu'nca 21/07/2016 tarihinde tüm ülkede uygulanmak üzere Olağanüstü Hal İlan edilmiş, bu kapsamda yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnamelerle terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kamu görevlilerinin, görevden ihracına ilişkin düzenlemeler sevk edilmiştir.



3-           Davacı, 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin "Kamu personeline ilişkin tedbirler" başlıklı 2'nci maddesine ekli listede isminin yer alması nedeniyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarılmıştır.

4-           Olağanüstü Hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnamelerle tesis edilen işlemlere yönelik inceleme yapılabilmesi için 685 sayılı Kanun Hükmünde kararnameyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuş olup, Komisyonun verdiği kararlara karşı Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceği kurala bağlanmıştır.

5-           Davacı tarafından, kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin düzenlemeye karşı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

C-Değerlendirme

I.FETÖ/PDY Örgütünün Niteliğine İlişkin Genel Değerlendirme

1-           Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askeri bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Anayasa Mahkemesi kararı - Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

2-           FETÖ/PDY'nin ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit; darbe girişimi öncesinde idari organların karar, açıklama ve uygulamalarına da konu olmuştur. Bu bağlamda Devlet yetkilileri sürekli olarak anılan yapılanmanın ülke güvenliği için bir tehdit olduğuna dair açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu değerlendirmeler Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarında da ifade edilmiştir. MGK, söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla; "halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma, devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma, paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması ve nihayetinde bir terör örgütü" olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "Legal Görünümlü İllegal Yapılar" başlığı altında "Paralel Devlet Yapılanması" adıyla yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise 8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY'yi mevcut terör örgütleri listesine dahil etmiştir (Anayasa Mahkemesi kararı - Aydın Yavuz ve diğerleri, § 33).

3-           Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, E:2015/3, K:2017/3 sayılı kararında anılan örgüte ilişkin olarak şu değerlendirmeler yapılmıştır:

"Kendisini kısaca "Hizmet" olarak tanımlayan FETÖ/PDY; Paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren, siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden, bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyen, güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen, gizlilikten görünmez bir duvar inşa edip bu duvarın arkasına saklanan, böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da bu düşman üzerinden mensuplarını motive eden, "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan, bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden, böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp, ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan suigeneris bir suç örgütüdür."

4-           Örgütün türü ve niteliği açısından Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18.07.2017 günlü ve E:2016/7162 K:2017/4786 sayılı kararı ile yapılan değerlendirme şu şekildedir:

"... Örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet ettiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için, hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak, grup imamları tarafından emir talimat verilmesi, üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için Bylock gibi haberleşme araçlarının kullandığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasada öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp, örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla, Polis ve Jandarma teşkilatı, Milli istihbarat Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlara sızan üyeleri vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirildiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüte

mensubiyetlerinden dolayı açılıp bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları...dikkate alındığında; FETÖ/PDY küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek üzere eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiştir. Gerçekleştirdiği eylemlerde kullandığı yöntem, bir kısım örgüt üyelerinin silah kullanma yetkisine haiz resmi kurumlarda görevli olmaları ve bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkanlarının varlığı, örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi halinde silah kullanmaktan çekilmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314/1-2 maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu anlaşılmıştır.(...)"

II-           FETÖ/PDY ile Bağlantılı Kamu Görevlilerinin İhracına İlişkin Süreç

1-           FETÖ/PDY, Devlet kademelerine son derece sinsi bir şekilde sızarak, bürokrasi içerisinde ve illegal yapıyı destekleyecek şekilde toplumun tüm katmanlarında örgütlenen paralel bir yapı oluşturmuştur.

2-           FETÖ/PDY mensupları kamu bürokrasisi içerisinde önemli görevleri üstlenmişler, aralarında kurdukları hücresel gruplar vasıtasıyla birlikte hareket ederek terör örgütünün amaçları doğrultusunda kamu iş ve işlemlerini yönlendirmişlerdir. Bu görevliler gizli bilgileri FETÖ/PDY’ye aktarmışlar ve Devlete karşı sadakat yükümlülüklerini ihlal etmişlerdir. Bu nedenlerle, FETÖ/PDY mensuplarının kamu kurumları bünyesinde bulunmaları hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları ve Devletin güvenliği açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

3-           Demokratik bir ülkede kamuda istihdam edilen görevlilerin, Devletin temeli olan anayasal prensiplere sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu kapsamda Devletler, kamuda gerek göreve kabul, gerekse görevin devamı sürecinde kişilerde anayasal prensiplere yüksek sadakat kriterini aramaktadır. Kamu görevlilerinin bu kriteri taşımadığının herhangi bir şekilde tespit edilmesi halinde, Devletin bu kişilerin kamu görevine son verme hususunda takdir yetkisi bulunmaktadır.

4-           Nitekim gerek Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Doğu Avrupa ülkelerinde gerekse birleşme sürecindeki Almanya’da, demokratikleşme sürecini başarıyla tamamlamak, temel haklara saygılı bir ülke olmak ve olası tehditleri ortadan kaldırılabilmek amacıyla arındırma politikaları uygulanmıştır. Hem İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarında, hem de Venedik Komisyonu görüşlerinde Devletlerin arındırma konusunda takdir hakkı olduğu belirtilmektedir. Arındırma politikalarındaki temel amaç, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranan kamu görevlilerinin tasfiye edilerek demokratik hukuk devletine yönelik olası tehdidin bertaraf edilmesidir.

5-           Diğer taraftan, devlet memurlarının demokratik bir toplumda, hükümete görevlerini yerine getirmesi sırasında yardım etme hususunda bir görevinin bulunduğu ve kamunun, devlet memurlarının yardımlarını ve demokratik bir şekilde seçilmiş olan hükümete engel olmamalarını bekleme hakkına sahip olduğu da açıktır (İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararı - Ahmed ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, B. No:22954/93, 02.09.1998, § 53.)

6-           Burada üzerinde önemle durulması gereken en önemli meselelerden biri, Avrupa ülkelerinde yaşanan arındırma süreçlerinden farklı olarak ülkemizde, Devletin içine sızan FETÖ/PDY mensupları, sadece demokratik hukuk düzenine potansiyel tehdit oluşturmakla kalmayıp, darbe teşebbüsünde bulunmak suretiyle fiilen de demokratik hukuk devletine karşı ne kadar büyük bir tehdit olduklarını göstermişlerdir.

7-           Demokratik hukuk devletine karşı yönelen bu tehdidin derhal bertaraf edilmesi ve Anayasayla tanınmış temel hak ve hürriyetlerin yeniden tesisi için FETÖ/PDY ile iltisakı, irtibatı ve mensubiyeti olan kamu görevlilerinin, devlet kurumlarından hızlı bir şekilde arındırılabilmesi amacıyla Kanun Hükmünde Kararnameler çıkarılmıştır. Zira, derhal alınması gereken tedbirlerde meydana gelebilecek en ufak bir aksamanın, Anayasayla kurulmuş hür demokratik düzenin korunması ve temel hak ve hürriyetlerin sağlanması hususlarında telafisi güç ve imkansız zararların doğmasına sebep olabileceğine kuşku bulunmamaktadır.

III.Uyuşmazlık Konusu Olayın Değerlendirilmesi

1-           Davacı tarafından, Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameyle kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin düzenlemeye karşı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır ( Bkz. § B, 1-5)

2-           Kamu görevlisi olan davacının, görevin kendisine sağladığı birtakım ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanması gerektiği ve diğer kişilerden farklı birtakım sınırlamalara tabi olduğu açıktır. Kişi, kamu görevine kendi isteği ile girmekle bu statünün gerektirdiği ayrıcalıklardan yararlanmayı ve külfetlere katlanmayı kabul etmiş sayılmakta olup kamu hizmetinin kendine has özellikleri, bu avantaj ve sınırlamaları zorunlu kılmaktadır (Anayasa Mahkemesi kararı - İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 38).

3-           Nitekim kamu görevlisi olan davacının katlanması gereken külfet ve sorumluluklardan birisi de Devlete karşı sadakat yükümüne uymaktır. Anayasa'da da sadakat yükümlülüğü açıkça düzenlenmiştir. Bu yükümlülük, dava özelinde ortaya konulan ve yeni ortaya çıkan soyut bir yükümlülük değil; bizzat Anayasa’da öngörülen somut bir yükümlülüktür. Anayasaya sadakat ödevi, davacının kamu görevlisi olarak işe başladığı tarihte ve devamında var olan bir yükümlülüktür. Dolayısıyla davacı, kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin tesis edilmesinden önce, Anayasa’ya sadakat ve tarafsızlık ödevlerinin bulunduğunu, dolayısıyla bu ödevlere aykırı hareket etmesi halinde görevinin sona erdirilebileceğini öngörebilecek durumdadır.

4-           Diğer taraftan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), kamu hizmetinin tarafsız biçimde sunulabilmesi amacıyla Sözleşme’nin memurlara bazı kısıtlama ve ihtiyat yükümlülüğü getirme imkânını engellemediğini hatırlatmaktadır. İHAM'a göre İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS), memurların, siyasi partilere ya da ırkçı düşünce veya yabancı düşmanlığı güden gruplara ya da üyeleri arasında sağlam ve parçalanmaz bir dayanışma bağı kuran veyahut da demokratik kuralla aykırı ideoloji izleyen gruplara veya terör örgütlerine bağlı olmaları nedeniyle yaptırım uygulama imkânını da önlememektedir. (voir Grande Oriente d'Italia di Palazzo Giustiniani v. İtalya, B. No: 26740/02, § 55, 31 Mayıs 2007; Sodan v. Türkiye, 2 Şubat 2016, B. No: 18650/05, § 52).

5-           Davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin Kanun Hükmünde Kararnamede,

söz konusu tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve darbe teşebbüsüyle arasında mutlak bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar”la bağ kurulması yeterli görülmüştür.

6-           Başka bir anlatımla anılan Kanun Hükmünde Kararnameye göre, meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir.

7-           Bu durumda davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağının (üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatının) olup olmadığı hususu irdelenecektir.

8-           Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/101 sayılı dava dosyasında bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının         numaralı GSM hattı ile ^^^^numaralı ID

üzerinden            kullanıcı               adıyla ByLock programını kullandığı, söz konusu ID üzerinden

gruba FETÖ/PDY üyesi kişilerin kayıtlı olduğu tespit edilmiştir.

9-           Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16.MD-956 E. 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesininilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında açıklandığı üzere; ByLock iletişim sistemi, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının tespiti halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacaktır.

10-         Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.09.2017 tarihli ve E:2017/101, K: 2017/39 sayılı kararıyla "Terör örgütüne üye olma" suçundan dolayı davacının    hapis     cezasıyla tecziye edildiğigörülmektedir.

11-         Davacının FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir Bankasya isimli bankada bulunan hesabını 2014 yılından itibaren arttırdığı, 14/01/2014 tarihinde 2.496,00 TL, 31/01/2014 tarihinde 1.600,00 TL, 14/04/2014 tarihinde 3.300,00 TL, 21/01/2014 tarihinde 5.045,00 TL (31 gün vadeli), 23/01/2017 tarihinde 8.045,00 TL (31 gün vadeli) ve muhtelif tarihlerde muhtelif miktarlarda para girişleriyle artış sağlandığı tespit edilmiştir.

12-         Davacının, 2014-2016 tarihleri arasında FETÖ/PDY ile iltisaklı Ufuk Büro Görevlileri Sendikası isimli sendikaya üye olduğu ve Temmuz 2016 tarihine kadar aktif üyeliğini sürdürdüğü görülmüştür.

13-         Maliye Bakanlığından temin edinilen belgelerden, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yayın organı olan Cihan Medya Dağıtım A.Ş.'ye 09.01.2014 ile 16.06.2016 tarihleri arasında toplam 4.132,00 TL ödemede bulunduğu tespit edilmiştir.

14-         Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında gelinen noktada, davacının; ceza mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği gerekçesiyle hapis cezasıyla cezalandırıldığı,FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün örgüt içi haberleşme programı olanByLock iletişim sistemini kullandığı, örgüte müzahir Bankasya isimli banka hesabındaki mevduatında 2014 Ocak ayından itibaren artış meydana getirdiği, örgütle iltisaklı bulunan Ufuk Büro Görevlileri Sendikası'na üyelik kaydının bulunduğu, bu verilerin yanı sıra örgüte müzahir yayın organına ödemelerde bulunduğu, bu eylemlerin mevcut olmasının davacının FETÖ/PDY ile normal bir vatandaşınkinden beklenebilecek olandan daha yoğun bir ilişki içerisine girdiğini ortaya koyduğu, bu durumda davacının FETÖ/PDY ile bağı olduğuna dair tespitin makul ve hakkaniyete uygun düştüğü, böyle bir durumda Anayasayla kurulmuş hür demokratik düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan terör örgütüylebağı bulunduğu konusunda somut verilere ulaşılan davacının, Anayasaya sadakat yükümlülüğünü de ihlal ettiği anlaşıldığından, 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarılması üzerine kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

15-         Dava konusu işlem hukuka uygun bulunduğundan davacının tazminat talebinin reddi gerekmektedir.

IV- Uyuşmazlık Konusu Olayın İHAS Açısından Değerlendirilmesi

1-           İHAM'ın yerleşik içtihatlarında, sözleşmede tanınan haklara etki eden davalarda, ulusal mahkemelerin genel değerlendirmelerini yaptıktan sonra, sözleşmede yer alan hakların özüne dokunulup dokunulmadığı, bu hakların ihlal edilip edilmediği noktasında inceleme yapılması gerektiği ifade edildiğinden, (Sargsyan v. Azerbaycan, B. No: 4016706, 16 Haziran 2015; Sprorrong ve Lönnroth v. İsveç, B. No: 7151/75, 23 Eylül 1981; Kozacıoğlu v. Türkiye, B No: 2334/03, 19 Şubat 2009) Mahkememizce bu kapsamda da değerlendirme yapılacaktır.

2-           İHAM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar v. Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§ 47, 48).

3-           İHAS'ın denetim organlarının içtihatlarında "bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi" kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dahil edilmiştir (Anayasa Mahkemesi kararı - Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 35).

4-           İHAM, mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetleri "özel hayat” kavramı dışında tutmak için hiçbir ilkesel neden bulunmadığını belirtmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde yansıttığı ölçüde 8. madde kapsamına girebilmektedir.

5-           Bu kapsamda davacının kamu görevine son verilmesine ilişkin Kanun Hükmünde Kararnameye yapılan itirazın reddine dair işlemden kaynaklanan uyuşmazlıkta,özel hayata saygı hakkına bir müdahale olduğu açık olduğundan, söz konusu müdahalenin kanuni olup olmadığı ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var olup olmadığı,somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

6-           Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde, 251 kişinin hayatını kaybetmesi, çok sayıda kişinin yaralanması, kamuya ve özel şahıslara ait birçok menkul ve gayrimenkulün zarar görmesine neden olan darbe girişimi, FETÖ/PDY tarafından örgüt yöneticilerinin talimatları doğrultusunda kamu hizmetinde bulunan üyeleri eliylegerçekleştirilmiştir.

7-           FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kamu görevlilerinin, darbe girişimiyle somutlaştığı üzere Devlete sadakat yükümlülüklerini çiğnedikleri açıktır. İHAM, "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir. İHAM’a göre, "kamu çalışanlarının Devlete sadık kalmaları, genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleriyle çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.”(Sidabras ve Dziautas v. Litvanya B. No: 55480/00, 59330/00, 27/7/2004; Zickus v. Litvanya B. No: 26652/02, 7/4.2009)

8-           FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kamu görevlileri, bu görevleri nedeniyle sahibi bulundukları imkan ve araçları silahlı terör örgütünün amaçları kapsamında ve talimatları doğrultusunda kullanmışlardır. Böylece kamu hizmetine girme hakkı nedeniyle edindikleri mesleki yaşamları bağlamında kişiliğin çevresiyle temas kurarak geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesi haklarını Anayasa’nın 14. maddesine aykırı bir biçimde toplumda yaşayan bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin yok edilmesi ile Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırma amacıyla kullandıkları anlaşılmıştır.

9-           Devletin, darbe girişimi ile demokratik düzeni ortadan kaldırmayı ve toplumdaki diğer bireylerin temel hak ve özgürlüklerini yok etmeyi amaçlayan kamu görevlileri ile alakalı olarak,sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandıklarından bahisle meslekten çıkarma gibi tedbirler alabileceğinde kuşku bulunmamaktadır.

10-         Anayasaya sadakat ödevi mevzuatta açıkça düzenlendiğinden ve davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin KHK'da, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kişilerinkamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacağı hükmüneyer verildiğine göre,davacınınözel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

11-         Somut olayda idarenin gerek kamu güvenliğinin korunması gerekse de Devlete sadakat yükümlülüğünün sağlanması amacıyla hareket ettiği hususu dikkate alındığında,ihraç tedbirinin ölçülü, güdülen amacın gerçekleşmesi için elverişli ve zorunlu olduğu gibi davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin, bu müdahale ile ulaşılacak (meşru amaç kapsamındaki) kamu yararı ile dengelendiği sonucuna varılmıştır.

12-         Diğer taraftan davacının özel sektörde çalışma ve emekli olma imkanına sahip olduğu, dolayısıyla başka geçim kaynaklarının elinden alınmadığı açık olduğundan, mülkiyet hakkının ihlali ve sivil ölüm sonucunu doğuran bir durumun mevcut olmadığı anlaşılmıştır.

13-         Davacının İHAS ile tanınan diğer haklar yönünden dile getirdiği iddialar değerlendirildiğinde, dava konusu işlemin niteliği ve yukarıda belirtilen hukuka uygunluk unsurları dikkate alındığında, olayda tanınan hakların özünü anlamsız kılacak müdahalede bulunulmadığı gibi davacıyı söz konusu haklardan yoksun bırakan bir müdahalenin de mevcut olmadığı anlaşıldığından, bu yöndeki iddialaraitibar edilmemiştir.

14-         Her ne kadar davacı tarafından, savunma alınmaksızın kamu görevinden çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere (bkz, §C, 2) , FETÖ/PDY mensuplarının demokratik hukuk düzenine karşı potansiyel tehdit oluşturduğu ve bu tehdidin derhal bertaraf edilebilmesi amacıyla normal prosedürün dışına çıkılarak başka hiç bir işleme gerek kalmaksızın örgütle bağı bulunan kamu görevlilerinin ihraç edildiği, olağanüstü zamanlarda olağan prosedürün uygulanmasının zorunlu olmadığı, temel hak ve hürriyetlerin tesis edilebilmesi ve yeniden gerçekleştirilebilecek darbe teşebbüsünün önlenmesi amacıyla gereken tedbirlerin alınmasında Devletin hem yetkisi hem de sorumluluğunun bulunduğu, derhal alınması gereken tedbirlerde meydana gelebilecek en ufak bir aksamanın, Anayasayla kurulmuş hür demokratik düzenin korunmasında telafisi imkansız zararlara yol açabilecek nitelikte olduğu, diğer yandan, Devlet içerisinde mevcut bulunan gizli yapılanmanın tasfiyesi amacıyla kamu görevlilerinin savunması alınmadan ihraç sürecinin işletilmesinin FETÖ/PDY ile iltisakı, irtibatı ve mensubiyeti olan kamu görevlilerinin Devlet kurumlarından hızlı bir şekilde arındırılabilmesi için elzem bulunduğu, anılan sürecin devamında 

davacıya, hakkındaki isnatların bütününe vakıf olarak Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na itiraz edebilme ve Mahkeme'de dava açabilme, Komisyon ve Mahkeme huzurunda iddia ve savunmada bulunabilme imkanının da tanındığı anlaşılmış olup, davacının savunma alınmaksızın kamu görevinden çıkarılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddiasının yersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ç-Sonuç:

Açıklanan nedenlerle;

1-           Davanın reddine,

2-           Aşağıda dökümü yapılan 77,00.-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

3-           Aşağıda dökümü yapılan, 79,00.-TL posta giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, varsa artan posta gider avansının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333.maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

4-           Adli yardımdan yararlanan davacıdan tahsil edilemeyen yargılama giderinin, işbu kararın kesinleşmesinden sonra tahsili için ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına,

5-           Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 1.090,00.-TL vekalet ücretinin davacı tarafındandavalı idareye ödenmesine,

- Kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne istinaf yolu açık olmak üzere, 17/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Üye                          Üye                                              Başkan

165713                   178529                                          101647

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2018, 13:47



YORUM EKLE
YORUMLAR
orda iltisak burda sadakat
orda iltisak burda sadakat - 3 ay Önce

bahane aynı. niye özellikle bu mahkemelerin seçildiği anlaşıldı. hukuk değil sadakat olan soyut herkesin dahil edilebileceği kavram seçilmiş ve herkes yine Red alacak. 1 yıldır komisyonun aynı görüşünü yazmak için mi beklediniz. ahim artık bu kararla beklemeden devreye girmeli yoksa 5 yılımız heba olacak.

Fadime Seçer
Fadime Seçer - 3 ay Önce

Bu mahkemelerden adalet beklemek, horozdan yumurta beklemek gibi bir şey!

bakıryan
bakıryan - 3 ay Önce

Zavallı Ülkem! Komisyon düzmece, mahkeme düzmece, sonuç taa baştan belli. Çok şaşırdım(!)

SIRADAKİ HABER

Haberler
Personel Sağlık
Personel Meb
Hemşire Forması