Atanamayan öğretmen sorunu daha da büyüyecek

Atanamayan öğretmen sorunu daha da büyüyecek
05 Haziran 2017 Pazartesi 20:59

Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, ilk on ekonomiden

biri olmaya çalışan Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi ve dünyayla rahat

bir şekilde rekabet edebilmesi için, akademik özgürlüğü ve üniversite özerkliğini

destekleyen, paydaşlara karar mekanizmalarında yer veren, daha ademimerkeziyetçi

bir yükseköğretim sisteminin kurulmasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

Ali Yalçın, Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezi (EBSAM) tarafından

hazırlanan Yükseköğretime Bakış 2017: İzleme ve Değerlendirme Raporu'nu düzenlenen

basın toplantısında açıkladı.

Türkiye'de yükseköğretime son yıllarda büyük yatırım yapıldığını, bu sayede

2006-2008 yılları arasında üniversitesiz il kalmadığını, söz konusu yatırımlar

sonucunda yükseköğretim sisteminin alabildiğine büyüdüğünü ifade eden Yalçın,

"2016-2017 öğretim yılında Türkiye'deki toplam yükseköğretim öğrenci sayısı

7 milyonu aşmıştır. Böylece Türkiye, Avrupa'nın en büyük yükseköğretim sistemi

olmuştur. Yükseköğretim sisteminin bu derece büyümesi sonrasında, yükseköğretime

ilişkin göstergelerin hem yıllara göre hem de diğer ülkelere göre karşılaştırmalı

bir şekilde izlenmesinin önemi artmaktadır. Söz konusu türden izleme çalışmaları,

karar alıcılar, araştırmacılar, basın mensupları ve genel okuyucular için oldukça

önemli bir işlev görecektir. Eğitim-Bir-Sen olarak, Türkiye'nin en büyük eğitim

sendikası ve sivil toplum örgütü olmanın bilinciyle, eğitim sistemine ilişkin

olarak izleme ve değerlendirme çalışmalarının sorumluluğunu üstlendik. 2016

yılında yayınladığımız, Eğitime Bakış 2016: İzleme ve Değerlendirme Raporu ile

milli eğitim sisteminin kapsamlı bir analizini yapmıştı. Yine sendikal sorumluluğumuz

gereği, Türkiye'de bir ilk olarak, yükseköğretim sistemi için bir izleme ve

değerlendirme çalışmasının yapılmasını kararlaştırdık. Hazırladığımız Yükseköğretime

Bakış 2017: İzleme ve Değerlendirme Raporu sayesinde, Türkiye yükseköğretim

sisteminin tam bir emarı çekilmiştir. Rapor, yükseköğretimin mevcut durumunu,

tarihsel eğilimleri ve uluslararası kıyaslamaları dikkate alarak ve veriye dayalı

olarak ortaya koymuştur. Ezbere değil, veriye dayalı analiz ilkesi gözetilerek

hazırlanan bu rapor sayesinde, daha etkin, verimli ve kaliteli bir yükseköğretim

sisteminin tesis edilmesine yardımcı olacak temel analizleri her yıl yapmayı

amaçlıyoruz. Dahası, bu analizler temelinde yükseköğretim çalışanlarının mevcut

durumlarını ortaya koymayı amaçlamaktayız" dedi. Yükseköğretim öğrencilerinin yaklaşık yarısı açık öğretim programlarına

kayıtlı

UNESCO ve OECD gibi uluslararası kuruluşların standartları esas

alınarak hazırlanan raporun, yükseköğretime geçiş, yükseköğretime erişim ve

katılım, eğitimin çıktıları, eğitim ortamları, öğretim elemanları, yükseköğretimin

finansmanı, akademik insan kaynağı ve üniversitelerin performansı ile ilgili

göstergeleri içeren oldukça kapsamlı yedi bölümden oluştuğunu belirten Yalçın,

sözlerini şöyle sürdürdü: "1983 yılında 335 binler civarında olan toplam yükseköğretim

öğrenci sayısı 2016'ya gelindiğinde 7 milyonu aşmıştır. Böylece Türkiye, Avrupa'nın

en büyük yükseköğretim sistemine sahip hale gelmiştir. Ancak, Türkiye yükseköğretim

öğrencilerinin yaklaşık yarısı açık öğretim programlarına kayıtlıdır. Yeni üniversiteler

açılmasına rağmen, açık öğretim sistemi küçülmemiş, daha da büyümüştür. Bu durum,

yükseköğretim sisteminin imajı ve saygınlığı üzerinde olumsuz bir etkiye neden

olmaktadır. Açık öğretimin Türkiye yükseköğretim sistemi içerisindeki payı küçültülmeli,

yüz yüze öğretim imkanları ise daha da artırılmalıdır. Zorunlu eğitimin 12 yıla

çıkarılmasıyla liseden mezun olanların sayısı her geçen yıl artmaktadır. Dahası,

halen üniversite giriş sınavına başvuranların çoğunluğu bir yükseköğretim programına

yerleştirilememektedir. Bu durum, Türkiye'deki yükseköğretime geçiş sistemi

üzerindeki artan talep baskısının önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini göstermektedir."

Yükseköğretim mezuniyet oranı OECD ülkeleri ortalamasının oldukça gerisindedir

 

Türkiye'deki yükseköğretim mezun sayısında son yıllarda önemli bir artış gerçekleştiğini,

1996-2015 yılları arasında yükseköğretim mezun sayısı yıllık 175 binden 803

bine çıktığını kaydeden Ali Yalçın, "Buna rağmen, halen Türkiye'nin 25-64

yaş aralığındaki yükseköğretim mezuniyet oranı (%18), OECD ülkeleri ortalamasının

(%36) oldukça gerisindedir. Ayrıca, Türkiye'de yüksek lisans ve doktora mezunu

olma oranı ve sayısı, OECD ülkelerine kıyasla oldukça düşüktür. 1981'de 19 olan

yükseköğretim kurum sayısı zaman içinde hızla artmış ve 2016 yılında 183 olmuştur.

Bu artışa rağmen, dünyada nüfus olarak Türkiye ölçeğindeki ülkelerin üniversite

sayılarına bakıldığında, Türkiye'deki üniversite sayısının oldukça az olduğu

görülmektedir. 1 milyon kişi başına düşen üniversite sayısı Türkiye'de 2,1 iken,

bu rakam ABD, Rusya, Danimarka, Malezya, Polonya, İsviçre ve Norveç'te 10'un

üzerindedir. Gerek Türkiye'de yükseköğretime artan talep gerekse diğer ülkelerdeki

üniversite sayıları dikkate alındığında, Türkiye'deki üniversite sayısının artırılması

ve yeni üniversitelerin açılmasının gerekli olduğu görülmektedir" şeklinde

konuştu.

Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı fazla

Yalçın, Türkiye'de öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının OECD ülkeleri

ortalamasının üzerinde olduğunu dile getirerek, "Öğretim elemanı başına

düşen öğrenci sayısının fazlalığı, öğretim elemanının öğrencilere ve derslere

daha fazla, araştırmaya ise daha az zaman ayırmasına neden olmaktadır. Ayrıca,

üniversite bazlı olarak öğretim üyesi ve öğretim elemanı başına düşen öğrenci

sayısına bakıldığında Türkiye'de aşırı bir farklılaşmanın olduğu görülmektedir.

Yüksek lisans ve doktora yapan kişileri teşvik etmek için çeşitli araştırma

programları, burslar gibi destek ve teşvik programları çeşitlendirilmeli ve

daha da geliştirilmelidir. Türkiye'nin öğretim üyesi ihtiyacı dikkate alınarak

yıllık doktora mezun sayısı 5-6 binlerden, 2023 yılına kadar en az 15 bin seviyesine

çıkarılmalıdır. Yükseköğretimdeki bu büyüme ile 1983-2016 yılları arasında kadınların

yükseköğretime katılımında önemli bir artış gerçekleştiği, erkek ve kadınlar

arasındaki okullaşma farkının tamamen kapandığı ve hatta kadınların okullaşma

oranlarının erkeklerin oranını geçtiği görülmektedir. Benzer şekilde, mezunların

cinsiyet oranlarının zaman içinde nasıl bir değişim geçirdiğine bakıldığında,

1996-2015 arasında kadınların lehine oldukça önemli bir değişimin yaşandığı

görülmektedir. 1996 yılında lisans düzeyinde 100 erkeğe 73 kadın mezun olurken,

bu oran 2015 yılında 100 erkeğe 118 kadın olarak değişmiştir. Burada bir hususu

özellikle vurgulamak istiyorum. Malumunuz her ilde en az bir üniversite açılması

politikası çeşitli eleştirilere konu olmuştur. Bu eleştirilerin bir kısmının

haklı kaygılara dayandığı da söylenebilir. Ancak, kadın okullaşma oranlarında

ve kadın mezun sayısında yaşanan muazzam iyileşme, yükseköğretimin bütün illerde

yaygın bir şekilde sunulmasının olumlu sonuçlarındandır. Açıkçası, az gelişmiş

illerde üniversiteler açılmamış olsa, bugün kadınların okullaşma oranlarında

yaşanan bu değişimlerden bahsedemeyecektik. Ayrıca, yükseköğretim mezunu kadınların

daha çok istihdam edildiği ve daha yüksek ücret aldıkları dikkate alındığında,

kadınların daha çok yükseköğretim almaları için teşvik edici çalışmalar yapılmalıdır"

ifadelerini kullandı.

Kalitenin düşürülmemesi için öğrenci başına yapılan harcama artırılmalıdır

 

Türkiye'de yükseköğretime hem merkezi bütçeden hem de GSYH'den ayrılan payın

artış eğiliminde olduğunu söyleyen Yalçın, şu şekilde devam etti: "Dahası, Türkiye'nin

yükseköğretime merkezi kamu bütçesinden ve GSYH'den ayrılan payları OECD ülkeleri

ortalamalarının üzerindedir. Öğrenci başına yapılan harcamada ise Türkiye'de

OECD ülkeleri ortalamasından düşük bir harcama miktarının olduğu görülmektedir.

Türkiye'nin bu bağlamdaki politika tercihinin yükseköğretime erişimi artırma

yönünde olduğu ve bunun bir süre daha devam edeceği söylenebilir. Bundan sonraki

en önemli zorluk ise, yükseköğretime erişimi artırırken eğitim kalitesinin düşürülmemesi

için öğrenci başına yapılan harcamaların artırılmasıdır. Türkiye'nin yükseköğretim

sistemini genişletme eğilimi ve gereği dikkate alındığında yükseköğretime ayrılan

kamu kaynaklarının artırılması gereklidir. Üniversiteler; AR-GE, gelir getirici

veya toplumsal destek projeleri, danışmanlık, uzaktan eğitim ve yaşam boyu öğrenme

gibi alandaki faaliyetlerini artırmalıdır. Gerek dünya üniversite sıralamalarına

gerekse bölgesel üniversite sıralamalarına bakıldığında, sıralamanın başını

çeken üniversitelerin, Türkiye'deki üniversitelere kıyasla, uluslararası araştırmacı

ve öğrenci oranlarının çok yüksek olduğu, öte yandan öğretim elemanı başına

düşen öğrenci sayılarının da çok düşük olduğu görülmektedir. Türkiye'deki üniversitelerin

gerek kalitesini artırmak gerekse dünyadaki üniversite sıralamalarında daha

görünür kılınmaları için, üniversiteleri kaliteli uluslararası araştırmacı ve

öğrenciler için cazip kılmaya yönelik özel tedbirler alınmalıdır."

Atama bekleyen öğretmen sorunu önümüzdeki yıllarda daha da büyüyecek

Türkiye'de sayıları 400 bini aşkın öğretmen adayının atama beklediğine dikkat

çeken Yalçın, "Hal böyleyken, pedagojik formasyonun son iki yıldır hiçbir

kontenjan kısıtlaması gözetilmeden hemen herkese verilmesi, ciddi sorunlara

gebedir. Aritmetik hesap ortadadır. 2016 yılında KPSS eğitim bilimleri testine

girmiş ve atama bekleyen yaklaşık 400 bin öğretmen adayı, mevcut eğitim fakültelerinde

yaklaşık 300 bin öğrenci ve pedagojik formasyon programlarına başvurabilecek

kaynak fakültelerde en az 700 bin öğrenci sayısı dikkate alındığında, yakın

gelecekte KPSS eğitim bilimleri sınavına başvuracak öğretmen aday sayısının

1 milyona ulaşması muhtemeldir. Milli Eğitim Bakanlığı 90 bin civarında öğretmen

açığı olduğunu açıklamıştır. Bu ise yakın gelecekte büyük sayılarda öğretmen

atama döneminin sona ereceğini göstermektedir. Bütün bu hesabın sonunda vardığımız

sonuç şudur: Kamuoyunda 'atanamayan öğretmen' sorunu olarak bilinen konu, önümüzdeki

yıllarda daha da önemli bir mesele olarak MEB'in ve hükümetin önüne gelecektir.

Bütün bu veriler, yükseköğretim sisteminin kapsamlı bir şekilde izlenmesinin

gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Buna ilaveten, yükseköğretim sisteminin

geçirdiği bu hızlı dönüşümler, yükseköğretim sisteminde kapsamlı bir reform

ihtiyacının hala güncelliğini koruduğunu göstermektedir" diye konuştu.

Yükseköğretim kurumları halka karşı hesap verebilir kılınmalıdır

Genel Başkan Ali Yalçın, Yükseköğretim Kurulu'nun, yükseköğretim kurumlarının

mikro iş ve işlemlerine müdahale eden bir kurum olarak devam etmemesi gerektiğini

vurgulayarak, "Eğitim-Bir-Sen olarak, daha önce defalarca ifade ettiğimiz

üzere, yükseköğretimde stratejik planlamadan, kalite güvencesi mekanizmaları

oluşturulmasından ve üniversitelerarası eş güdümden sorumlu bir koordinasyon

kurulu bulunmalıdır. Ancak esas mesele yükseköğretim kurumlarının halka karşı

hesap verebilir kılınmasıdır. Bununla beraber, halen aşırı derecede merkezde

toplanan yetkiler her düzeyde dengeli bir şekilde dağıtılmalıdır" dedi.

Akademik özgürlüğü ve üniversite özerkliğini destekleyen, paydaşlara karar

mekanizmalarında yer veren bir sisteme ihtiyaç vardır

TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu'na

sunulan ve 2547 sayılı Kanun'a eklenmesi tasarlanan ek maddelerle yükseköğretim

alanında "Yükseköğretim Kalite Kurulu", "Yükseköğretim Eğitim

Programları Danışma Kurulu" ve "Meslek Yüksekokulları Koordinasyon

Kurulu" adı altında üç yeni kurulun oluşturulmasının öngörüldüğünü ifade

eden Yalçın, sözlerini şöyle tamamladı: "Söz konusu kurullar için öngörülen

üye yapısı/dağılımı incelendiğinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ne, öğrenci

temsilcisine yer verildiği görülmektedir. Yükseköğretim alanında örgütlü bulunan

ve yükseköğretimin asli bir paydaşı olduğuna şüphe bulunmayan eğitim, öğretim

ve bilim hizmet kolunda yetkili sendikaya yer verilmemesi kabul edilemez. İlk

on ekonomiden biri olmaya çalışan Türkiye'nin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi

ve dünyayla rahat bir şekilde rekabet edebilmesi için, akademik özgürlüğü ve

üniversite özerkliğini destekleyen, paydaşlara karar mekanizmalarında yer veren,

daha ademimerkeziyetçi bir yükseköğretim sisteminin kurulmasına ihtiyaç vardır.

Bu rapor vesilesi ile yükseköğretimde karar alma süreçlerinin daha katılımcı,

toplumsal talepleri dikkate alan ve veri temelli olarak gerçekleşeceğini umuyor,

raporun yükseköğretim camiası ve tüm Türkiye için faydalı olacağına inanıyorum."


Etiketler; #

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.